yapacak bir şey olmadığı yapacak çok şey olduğu anlamına gelir

winans.jpg

http://www.rob389.com/charles-bukovski-ve-yeralti-devrimi-a-d-winans/dp/tr/11/9786059486385

Devasa ve yıllar süren çok içeriden ve gerçek bir Bukowski güncesi…

Amerikan yeraltı yayımcılığını, doğumundan itibaren gözlemlemiş efsane bir kayıt…

A. D. Winans, San Franciscolu şair ve yazar. Şiirleri ve düzyazıları dünya çapında beş yüzden fazla edebiyat dergisinde ve antolojide yayımlanmıştır. North Beach Poems ve / Kiss The Feet OfAngels dahil olmak üzere, 30 adet şiir ve düzyazı kitabının yazarıdır. 1972-1989 yılları arasında editörü olduğu Second Corning dergisini yayımladı. Second Corning, 1974 yılında, şu anda koleksiyonluk bir parça olan, özel bir Charles Bukowski sayısı bastı. Sonraki yıllarda Second Corning, Bukovvski’yi düzenli olarak yayımlamaya başladı ki, bu da iki yazar arasında 17 yıldan fazla süren bir arkadaşlıkla sonuçlandı. Bu kitap bu iki adam arasındaki Bukovvski’nin ölümüne –Mart 1994’e– dek süren ilişkiyi düzensiz tutulmul bir günlük kıvamında, yer zaman kısa tekrarlar ve rutinlerle anlatır. Winans alt yapısı olan ve süreçle zihnen ve kalben ilintili okur için çok keyfli, olup bitenlerden habersiz “ergen” okur içinse “garip” bir parça bırakmıştır ortaya!

İçerdeki şiirler ise:
“Postcard for Charles Bukowski” ilk olarak Stance’te yayımlandı. “For All Those Kids Who wrote Poems For Charles Bukowski” ise ilk olarak Caffeine’de yayımlanıp, daha sonrasında Free Thought Press tarafından tekrar yayımlandı. “Poem For the Old Man” ilk olarak Beat Scene tarafından yayımlandı. “Visiting Folsom Prison”i ilk olarak Southern Ocean Review (Yeni Zelanda) yayımladı. Bu şiirlerin bazıları daha sonra bir Lummox Press tarafından cepkitabı olarak yayımlandı.

Kitap bir bütün olarak başka bir dünya ülkesinde ilk defa yayımlanıyor, ve başka bir dile (Türkçe) ilk defa çeviriliyor…

Reklamlar

Okült, Cadıcılık, Karabüyü, Satanizm, RockNRoll, LSD Underground Poetix 10.Yıl Özel

UP 10 37.jpg

http://www.rob389.com/okult-cadicilik-karabuyu-satanizm-rocknroll-lsd-senol-erdogandeniz-/dp/tr/11/9786059486439

10.yıl özel:

6 ayrı kitap bir arada!
– Erik DavisLovecraft‘ın otopsisini tamamlamak için Edgar Allan Poeve Aleister Crowley’den yardım alarak “Büyü”nün kültürel antropoloji rehberini hazırlıyor. Sanat, din ve okültizm açısından incelenen Cthulhu’nun günümüz dijital ortamında yeniden çağrılma ritüeli için önden buyurun.

– Hakim Bey (Peter Lamborn Wilson) hakkında uzun süredir ortalığı yoklamıyorduk dedik ve Haşhaşilerin, doğal olarak Hasan Sabbah’ın içerisinde yer aldığı popüler kültürden, güncel siyasete uzanan anekdotlardan sıyrılarak başka bir anlatıyı sizlere sunmak istedik. Toplumun lanetlediği ve geçmişe gömdüğü bu mit, bugün medyanın ve imgesel yıkımın eşiğinde, Bakunin ile Baudrillad’ı bir araya getirerek tekrar karşımıza çıkıyor.

– Gary Lachman, Charles Manson ve Woodstock konserlerinden başlayarak New Age öğretileriyle yoğrulan bir dönemde yeni Cadılık biçimlerini anlatıyor. UFO’lardan, the Beatles‘a, Mick Jagger‘dan, Marianne Faithfull‘a hepsinin büyük Cadı Kazanı’nın birer parçası olduğunu görmeye hazır olun. Çünkü siz buna değersiniz.

– Julius Evola yaşadığı süreç içerisinde modern toplumun okumalarını başka kanallar aracılığıyla gerçekleştirdi. Aynı zamanda yeni tarih yazının köşelerini belirlediği – pozitivist temellerinden kopan, eleştirel ve farklı bakış açılarını toplayan metinleriyle ses getirdi. “Okült Savaş” ile bu fikirlerin teorik çatısından haberdar olurken yazarın hayatı için de Michael Moynihan’ın biyografik incelemesi bize kılavuzluk edecek.

– Tüm tutarsızlıkları, soru işaretleri ve hayatı kadar kompleks metinleriyle Timothy Leary, ne dersek diyelim, çoğu kişinin masaya oturup yazmasını sağlayan kişidir. Peki 60’ların “barış” söylemini alarak halüsinatif, dini ve politik bir vizyona oturtup farklı bir sunum yaratan Leary, dünyanın bir diğer en tehlikeli insanı olan Aleister Crowley ile buluşursa ne olur? Elbette kozmosun en karanlık öykülerinden biri ortaya çıkar.

– Peki günümüze kadar uzanan Büyü’nün güncel motivasyonları nelerdir? Tarihten nasıl rol çalar? Zamanın başlangıcından beri içimizde olan bir şey, neden dışlanmış ve hor görülmüştür? Cadıların engizisyon işkencelerinden günümüze uzanan şanlı direniş tarihini Tau Greenfield’ın kaleminden okuyun.

– Bir dahaki sayıda görüşmek üzere. Elbette matbaa gizemli bir şekilde alev alıp, hepimiz lanetlenmezsek…

UP XIV öldü, yaşasın yeni Underground Poetix!

ULUMA / HOWL – KADDISH

howl kaddish.jpg

http://www.rob389.com/howl-kaddish-ve-oteki-siirler-allen-ginsberg/dp/tr/11/9786059486415

Jack Kerouac, Amerikan yazınının yeni Buddhası, 1951–1956 yılları arasında yazılan on bir kitabında da dahiliği hemen hemen ortaya çıkarttı -On the Road, Visions of Neal, Dr. Sax, Springtime Mary, The Subterraneans, San Fransisco Blues, Some of the Dharma, Book of Dreams, Wake Up, Mexico City Blues,  Visions of Gerard- spontane bir bop ölçüsü ve orijinal klasik bir literatür yarattı.

Birçok cümle ve Howl’un başlığı adını ondan aldı.

 

William Seward Burroughs, Çıplak Şölen isimli herkesin çılgına döndüğü ebedi bir roman yazdı.

 

Neal Cassady, The First Third’ün yazarı, bu tek kitabında Buddha’nın ışığında otobiyografisini yazdı.

 

Tüm bu kitaplar Cennet’ten çıktı.

gürültü sanatı.jpg

http://www.rob389.com/gurultu-sanati-luigi-russolofrance/dp/tr/11/9786059486408

 

İtalyan Fütüristlerin müzik ve gürültü manifestoları gelenekçiliğe karşı açılan ses savaşının planını, azami akustik yıkım için kurulan makinelerle çalınan ve mevcut tüm değer sistemlerinin doğru olmadığını kanıtlamayı hedefleyen yeni bir radikal gündem oluşturmuştur. Gürültü Sanatı bunları ve diğer yazıları Türkçe’de ilk defa bir araya getirerek, modern gürültü müziğinin temellerinin aslında bir yüzyıl önceye nasıl dayandığını göstererek Fütürist düşüncenin ve onun en dayanıklı, belirgin miraslarının iç yüzünü değer biçilemez bir şekilde göstermiştir ve Fütürist resmi tamamen anlamak için gürültü sanatını anlamanın nasıl kilit noktası olduğunu açıklamıştır.

Gürültü Sanatı beş önemli Fütürist manifesto içerir: Luigi Russolo’dan Gürültülerin Sanatı ve Fütürist Gürültü Makineleri, Balilla Pratella’dan Fütürist Müzisyenler Manifestosu, Fütürist Müziğin Teknik Manifestosu ve Kuadratürün Yıkımı; ek olarak Carlo Carrà‘dan ilgili duyusal manifesto Seslerin, Gürültülerin ve Kokuların Resmi; Bruno Corra’nın Renkser Müzik üzerine notları; Ferruccio Busoni’nin öngörülü ve etkileyici yazısı Ses Sanatının Yeni bir Estetiği için Taslak; Fütürist müzik ve onun mirası hakkında tarihsel bir tanıtım; ve Fütürist müziğin ve gürültünün kronolojisi.

“Yeni, muhteşem müzikte makineler de gerekli olacak”
Ferruccio Busoni, 1906

“Müzik kalabalıkların, büyük endüstriyel tesislerin, trenlerin, transatlantiklerin, savaş donanmalarının, arabaların ve uçakların ruhunu temsil etmelidir. Müzikal şiirin harika merkezi temalarına makinenin alanını ve elektriğin muzaffer krallığını eklemelidir” Balilla Pratella, 1911

DADA

dada şansonları.jpg

http://www.rob389.com/dada-sansonlari-tristan-tzara/dp/tr/11/9786059486392

 

Tadımlık:

Denizci

 

tek bacaklı bir kadınla sevişiyor

hint işi bir yüzük kadar dar

muskaya sürttüğü göbeği açılmış

 

alçak ve uzun hayvanların terk ettiği

iç dünyanda tüten lambalar var

mavi bal bataklığında

sürünüyor bir kedi bir Flaman tavernasının altınında

bum bum

bir sürü kum sarısı bisikletli

‘châteauneuf des pape’ şarapları

kovalar dolusu bok var önünde

mbaze mbaze bazebaze mleganga garoo

çabucak içime akıyorsun

geminin iç organlarındaki kangurular

bekle izlenimlerimi sıraya koyayım önce

seyyahlar oturmuş suyun kıyısında demleniyor

sok parmaklarını prize ki ışıklar patlasın el bombaları gibi

kara akbaba gözlüyor bizi — zekiler hayvanat bahçesine dönmelisin

kara akbaba kök salıyor ülser turuncusu gökyüzünde

nereye gidiyorsun

hokkabaz değirmenin saç modelleri tüm deniz kartalları

çürümüş

eggnog

AMERİKA * ALLEN GINSBERG

 

http://www.rob389.com/amerikanin-dususu-allen-ginsberg/dp/tr/11/9786059486361

 

TADIMLIK:

LÜTFEN EFENDİM

 

Lütfen efendim yanağınıza dokunabilir miyim

lütfen efendim huzurunuzda eğilebilir miyim

lütfen efendim izin verin mavi pantolonunuzu çözeyim

lütfen efendim altın tüylü belinizi seyredeyim

lütfen efendim şortunuzu indirebilir miyim

lütfen efendim çıplak baldırınızı gözler önüne serin

lütfen efendim sandalyenizin altında kıyafetlerimi çıkarabilir miyim

lütfen efendim ruhunuzu ve ayak bileklerinizi öpebilir miyim

lütfen efendim dudaklarınıza kaslı sert tüysüz baldırınıza

dokunabilir miyim

lütfen efendim izin verin yaslayayım kulaklarımı karnınıza

lütfen efendim izin verin sarayım kollarımı beyaz kıçınıza

lütfen efendim kıvırcık sarı tüylerle kaplı kasığınızı yalamama

izin verin

lütfen efendim izin verin dilimi gül pembesi göt deliğinize

dokundurayım

lütfen efendim suratımı taşaklarınıza bastırabilir miyim

lütfen efendim, gözlerime bakın

lütfen efendim beni zorla yere yatırın

lütfen efendim bana o kalın sapınızı yalamamı söyleyin

lütfen efendim sert ellerinizle dokunun tüylü kel kafatasıma

lütfen efendim bastırın ağzımı dikilmiş-kalbinize

lütfen efendim bastırın suratımı göbeğinize, çekin beni yavaşça

güçlü baş parmağınızla

ahmak sertliğiniz gırtlağımı doldurana kadar

hassas eti damarlı kalkık şeyinizi yutup & tadına bakana dek

Efendim itin omuzlarımdan bakın gözlerime &

masanın üstünde domaltın beni

lütfen efendim tutun bacaklarımdan kaldırın kıçımı gövdenize

lütfen efendim boynumda elinizin sertliği arkama doğru

kayan avucunuz

lütfen efendim itin beni, ayaklarım sandalyede, deliğim

tükürüğünüzün nefesi & parmağınızı hissedene dek

lütfen efendim söyletin bana Lütfen Efendim lütfen şimdi

sikin beni

Efendim yağlayın taşaklarımı ve ağız tüylerimi tatlı vazelinle

efendim lütfen sıvazlayın sapınızı beyaz kremlerle

lütfen efendim dokundurun sikinizin başını kırışıklı

öz deliğime

lütfen efendim ittirin nazikçe, göğsümün etrafından dirsekleriniz

kollarınız belime iniyor, penisim parmaklarınıza değiyor

lütfen efendim sokun içime ufak, ufak

lütfen efendim sokun bir çekmece gibi arkama

& lütfen efendim sallayın kıçımı girsin diye iyice

hortumunuz

kıçımın yarısı bacaklarınızı sarana, sırtım eğilene dek

tek başıma yatarken, küt küt atan kılıcınız içimde

lütfen efendim çıkarın yavaşça ve yuvarlanın yanıma

lütfen efendim yapın hamlenizi sonra çıkarın ucuna kadar

lütfen lütfen efendim sikin beni yine, lütfen sikin beni

lütfen

Efendim sokun dibine canım yanana dek, yumuşaklığı

Yumuşaklığı lütfen sevişin kıçımla, bir kız gibi sikin beni iyice

lütfen

narince tutun beni efendim alın beni,

& sokun belime o tatlı telaşlı sıcak şeyi,

ıssızca parmakladın Denver ya da Brooklyn ya da Paris’in

otoparklarında becerdiğin bakireler

lütfen efendim sürün aracınızı içime, aşk damlalarından bedeni,

ter sikişi

narinliğin bedeni, verin içime köpeği daha hızlı sikin beni

lütfen efendim inletin beni masanın üstünde

İnliyorum Ah Lütfen efendim öyle sikin beni

ritmik heyecan & geri çekip sektir & ittir ileriye

göt deliğim çözülüp masa üstünde çiftleşmeyi bekleyen

bir köpek gibi

lütfen efendim köpek gibi çağırın beni, göt canavarı, ıslak deliğim,

& daha şiddetli sikin beni, avuç içleriniz kafamın etrafında

arkasında saklı gözlerim

& acımasızca indirin aşağı kırbacı yumuşak kaygan balığın içinden

& beş saniye içinde fışkıracak içimden sıcaklığı meninizin

tekrar, tekrar, dövün içimde isminizi haykırırken seviyorum sizi

lütfen efendim

 

                                                                            Mayıs 1968

 

ALLEN GINSBERG * ÖLMEMİ BEKLEYİN

olmemibekleyin_kapak_deneme2

SATIN AL http://www.idefix.com/Kitap/Olmemi-Bekleyin/Edebiyat/Siir/Dunya-Siiri/urunno=0001704089001

Önsöz

Allen Ginsberg tehlikelidir! Öyleyse buyurun gelin!

Ergenlik çağımda Allen Ginsberg’in şiirlerini ilk okuduğumda bende uyuşturucu gibi hayattan kaçış etkisi yapmışlardı. Ginsberg’in şiirleri, beni şiir dünyasının derinlerine sürükleyerek gözlerimi açtı ve senelerdir doyurmaya çalıştığım bir şiir açlığını doyurdu. “Uluma”, “Kadiş”, “Günebakan Sutra” ve “Amerika”yı okuduktan sonra dünyayı bambaşka bir şekilde görmeye başladım. Dil, zihnimde gürültülü ve gizemli; sözcükler ise ağzımda leziz ve uçarı bir hâle geldi.

Ginsberg’i okumak, bana lisemin İngilizce bölüm başkanına müfredatta yeterince şiir olmadığından şikâyet etme cüreti kazandırdı. Bölüm başkanı kurnaz bir şekilde bana fazladan şiir okutmayı önerdi; okuyabildiğim kadar şiir. Önerdiği şairler -Elizabeth Bishop, Marianne Moore, Wallace Stevens- ergen kulaklarıma ya yavan ya baş edilmez geliyordu. Başkan, bana Sylvia Plath’ı önerdi ama Plath bile beni heyecanlandırmaya yetmedi (o zamanlar); beni Ginsberg gibi, şiirin yapmasını istediğim gibi rahatsız edemedi. Yo, yo, yo! İstediğim ŞİİRDİ! Kargaşa, tehlike, akılları baştan alan, ağzı bozuk, akıl çelen kehanet! Talmudvari, Beat-zırvası, kuir, kırık-gitarlı-Bob-Dylan’ın sadece ALLEN GINSBERG’in söylemeye cesaret ettiği Amerikan şarkısını istiyordum.

Ginsberg’e duyduğum tapınmanın tekeşli olduğunu sanmayın. Tam tersi! Ginsberg’i sevmek beni daha bir sürü harikulade ilişkiye sürükledi. Ginsberg’i okuduktan sonra, tersine kronolojik bir sırayla Ginsberg’in ardından daha anlamlı gelen Walt Whitman’a âşık olmam işten değildi. İfade şekli, ritmi ve dilinin yoğunluğuyla Ginsberg’den ayrılan, ancak tutkusu ve toplumsal aktivizmi şiirden (Ginsberg’i okuduğum için) beklediğimin ta kendisi olan Adrienne Rich’e de çarpıldım.

Lise, üniversite, lisansüstü ve sonrası boyunca Ginsberg beni yoldan çıkarıp bereketli maceralara yöneltti. Ginsberg’in hakkındaki hayalleri merakımı uyandırmasa William Blake’i asla okumazdım. Ginsberg beni Anne Waldman’a götürüp getirdi, ardından Plath’a ve Anne Sexton’a. Ginsberg’in ahbaplıkları ve ortaklıklarının çılgın, hayali bir yol haritasını takip ederek yıllarımı geçirdim. Ginsberg-Frank O’Hara ilişkisi beni uzun seneler boyunca besleyecek şiirlere götürdü: David Trinidad, Wayne Koestenbaum, James Schuyler, Alice Notley, Bernadette Meyer. Ginsberg’in şiirlerini okumadan aylarım geçse bile varlığını harikulade bir bulaşıcı hastalık gibi daima içimde ve okuduğum şiirlerde hissediyordum. Ginsberg’in şiirlerine dönmek asla hayal kırıklığı yaratmıyordu. Aradan seneler, sayısız tekrar okuma geçtikten sonra dahi şiirleri hâlâ bana sıcak, hastalıklı, hasta ve dürtücü gelmeye devam ediyor. Beni yazmaya, daha uzun yazmaya, daha dağınık yazmaya, daha sahici yazmaya, daha çok ego ve tevazuyla, sahip olduğum ve olduğum her şeyle yazmaya davet ediyor.

Şiir algıma ilham veren ve onu kaçınılmaz bir şekilde şekillendiren, Ginsberg’in eserleri ve yaşamı hakkında (yanlış) anladıklarımdır. “Şair” sözcüğünün kafamda bana benzer bir imge oluşturması yıllar aldı: Bir anne ve yazar, küçük çocukları ya yan odada ya aynı odada ya tam tepesindeler. Fakat bence gözümde canlandırdığım ilk “şair”, rutubetli bir odada mum ışığında tek başına oturan veremli bir adam değil de çılgın, sakallı, güler yüzlü, ağzı bozuk, utangaç fakat açık sözlü, devamlı olayların ve insanların merkezinde yer alan Yahudi bir ozan olduğu için, ben de şair olabilirim diye düşünebildim!

Yıllarca Sylvia Plath’tan ve Anne Sexton’dan korktum, Elizabeth Bishop ve Marianne Moore’dan uzak hissettim ve bazı şiirlerini sevsem dahi T. S. Eliot, Ezra Pound, Wallace Stevens, William Carlos Williams ve Robert Lowell gibi yazarların yanında görünmez (veya aşağılanmış) hissettim. Ama Allen iyi bir anneydi. Beni şiirin mutfağına davet etti ve bir sandviç hazırladı. Dağınık, kusurlu, kucaklayıcı, coşkun, erotik (ikimiz de erkeklerden hoşlanıyoruz); paylaşabileceğim türden bir şiir sundu. Neticede asit kullanmadım, okulu bırakmadım, bir tapınakta inzivaya çekilmedim. Hayatımda New York’tan San Francisco veya Boulder dışında bir yere gitmek için ayrılmadım. Ginsberg’in iyi bir anne olmasının sebebi biraz da bir şair ve bir insan olarak değerli olmak için o (veya onun gibi) olmak zorunda olduğumu (veya olabileceğimi) hissettirmemesiydi. Ginsberg’i sevmek Beat veya Budist olmak zorunda olduğum anlamına gelmiyordu. Ginsberg’i sevmek çok büyük ve çok küçük, düşünceli ve alakadar olmam lazım demekti.

Bu eski-yeni şiirleri okumak ne büyük keyif! Sanki çok sevdiğim birinin eski fotoğraf slaytlarını izlemek gibi. Gençken ne de yakışıklıymış! Ne masum görünüyormuş! Ne bilge! İnsan yeniden moda olan veya hiç modası geçmeyen şeylere, tanıdık gelen ama aslında ilk defa gördüğü resimlere şaşıp kalıyor. “Tabii ya!” diyor. “Öyle miymiş!” veya. Bu gizli kalmış şiirler için, sadece bir hatıradan ibaret değil, yeni bir bağ, yeni bir keşif olan çoklukları için minnettarım. Ginsberg’in göz korkutan üretkenliğini sevsem de yayımlanmış eserlerinin çokluğu onun zaman içindeki gelişimini gözlemlemeyi oldukça güçleştirir. Bu hatırı sayılır (ama başa çıkılabilir) zaman yolculuğuna çıkmak ve Ginsberg’in şu mısraları çıtlattığını (çatlattığını) görmek ne büyük zevk: “Fırlatılan eldiveni yerden almaya hazırız: / Savaşmaya, fethetmeye, dünyayı yeniden inşa etmeye.” Ginsberg eskiden bile biliyordu, boğazı “tıkanmıştı, boğacakmış gibi / Dilimi konuşmasın diye; oysa kulağımda / Avam arbedenin sesleri çınlıyordu.” Ginsberg’in şarkı söylemeye başladığını duyarız. “Kendi fiziksel ebediyetini” yazarken “dünyanın çıldırdığını görmeye uyanışını” izleriz.

Bu toplamanın “Kendi doğamın baktığım Enginlikteki kadar isimsiz Ozanıyım” (Mükemmel “Galler Ziyareti Sonrasında 29 Temmuz 1967” şiirinden) gibi coşkulu dizelerden “Melankoli burada oturmaktır, orta yaşlı / yıpranmış yenler ve kıllı ellerle / korunmasız, yalnız” (Hopper’ı andıran hüzünlü ve sinemavari şiir “Cleveland Havaalanı” şiirinden) gibi kasvetlilere kadar uzanan ruh hâli yelpazesini seviyorum. Bu şiirlerin içinde Ginsberg’in bir sürü arkadaşının (direkt yazar olarak veya atıfta bulunularak), Whitman’ın (o kadar nüfuz etmiş ki nerdeyse ete bürünmüş gibi), John Ashbery’nin, Frank O’Hara’nın, Kenneth Koch’un, Bob Creeley’in, Charles Olson’ın, Amiri Baraka’nın, Gregory Corso’nun, Lawrence Ferlinghetti’nin, Bob Dylan’ın, Gary Snyder’ın, Anne Waldman’ın, Ted Berrigan’ın, Ron Padgett’in, Susan Sontag’in, Carl Solomon’un ve diğerlerinin olmasını seviyorum. Ginsberg’in her şeyle içten bir şekilde ilgilenirken kendisini asla çok ciddiye almamasını seviyorum: “Ve ben — / ‘Om om om filan — / dualarımı tekrarlıyorum / NY Post’u yiyip yuttuktan sonra / gözümde yaşlarla —.”

Kısa haiku benzeri şiirleri de seviyorum: “Şafakta uyandım kaçmaya çalışırken — / Yakalandım rüyamda / bir şeyler aşırırken” veya tümü şu kadardan ibaret “Trungpa Dersleri”:

Şimdi yay fırça ve yelpazeyi elimde dengelediğime göre

— Bir bardak suya ne dersin? —

İşemek için çükümü tutarken, Atlantik fışkırıyor.

Yemeğe oturduğumda, Ay ve Güneş tabağı dolduruyor.

Bunlardan başka mini epikler, ülkeyi kuş bakışı bir kıyıdan diğerine izleyen ve sadece Amerika’ya değil, “enginliğin” kendisine bir övgü olan harika “New York’tan San Fran’e” de var. Bill Morgan’ın, yüz kızartacak derecede cinsel içerikli “Bebbe beni kucağına al…” diye başlayan “[Şiir]”i de yetmiş yedi yaşındaki Marianne Moore’a yazılmış sevimli doğum günü şiirini de bu toplamaya dahil etmiş olmasından dolayı memnunum. Kişisel, siyasal, fiziksel ve tinsel… Bu yaşamsal kuvvetlerin yumak olduğunu, bunların birbirinden asla ve asla ayrılamayacağını bilmek, Ginsberg’in tipik özelliğidir.

Polis şiddetini, ırkçılığı, sınıf baskısını ve hapishane endüstrisi sistemini lanetleyen bu toplamanın ürkütücü vakitliliği karşısında dilsiz kaldım (ama şuursuz değil): “Deli arabalar polisinizden korkmuş yapayalnız topraklarda dolaşıyor”; “ifade özgürlüğü / Ben sıradan bir yurttaşım / polisten korkan”; “Hangi ilahi kongre soruşturması silecek / geçen onca yılı, iftirayla, haksızlıkla, / beyin yıkama ve hapisle?”; “Başkalarına verdiğin acıları hatırla Kocabaş! / Dur ve ölüm döşeği vicdanında hak hukuk ara!” Bu toplama bize hâlâ “havası zehirlenen saftirik ölümlüler” olduğumuzu ve haberlerimizin haber niteliği taşımadığını hatırlatıyor.

Bu toplamadaki ilk şiiri okuduğumda sesli güldüm. Annemin doğduğu yıl yazılan şiirde Gordon Canfield’ın kim olduğuna dair (dipnotları okuyana dek) bir fikrim yoktu ama 2016 seçimlerine yaklaştığımız bu günlerde şiirin güncelliği beni çok etkiledi. Aynı gün ilerleyen saatlerde oğlum Donald Trump kazandığı takdirde ne yapacağımı sordu (Bundan yetmiş üç sene sonra kimsenin Trump’ın kim olduğunu hatırlamayacağını tüm kalbimle umut ediyorum.) “Ne mi yapardım?” dedim. Oğlum “Evet,” diye yanıtladı. Ne dememi bekliyordu, Kanada’ya taşınırız mı? Her şeyi bir kenara bırakıp… “Anne” dedi oğlum, “Trump bebeğini emziren bir annenin iğrenç olduğunu söyledi!” Ginsberg’i düşündüm. “Sanırım Trump’ın canına okuyan bir şiir yazardım.”

Ginsberg bana arkadaşlarım gibi (ölmüş olanlar dahil), hatta hiç tanımadığım şairler gibi (Ginsberg’in kendisi gibi) yazmayı hatırlatıyor. Eğlenmeyi, ciddi olmayı, kızmayı. Bulutların altında meditasyon yapmayı hatırlatıyor, sahtekâr siyasetçilerin ağzının payını vermeyi ve neden “Beyaz / bankerlerin, politikacıların polis ve orduların” hâlâ hemen her şeyi kontrol ettiğini sorgulamayı. Ginsberg, “ruhlarımızın şen ilahisini / bastırmak üzere” yaratılan sefaletle savaşmak üzere “bedenime geri dönmeyi” hatırlatıyor. Ginsberg’in ileri görüşlü şiirleri, isyan ettikleri eşitsizlikleri sona erdirmediklerine göre işe yaramış sayılmazlar. Bu şiirlere bugün her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bu koleksiyon bana teröre karşı savaşımızın terörü içeren bir savaş olduğunu ve Ginsberg’in “Savaş kara büyüdür” sözünü hatırlatıyor.

Bu denli korku dolu, karantinayla, izolasyonla ve kendini korumayla kafayı bozmuş bir çağda, eğitimcilere öğrencilere sınıflardaki potansiyel tehlikeli maddelere karşı tetik uyarılarda bulunma talimatının verildiği ve devletimizin mevcut tehdit seviyesine dair renk kodlu öneriler dağıttığı bu çağda, Ginsberg’in şiirleri bize sanatın hasta etmek, kirletmek, sallamak, sarsmak, sorgulamak, işgal ve tehdit etmek ve heyecanlandırmak vazifesini hatırlatıyor. Ginsberg’in şiirleri daima bunu yaptı ve yapmaya devam ediyor. Tehlikeliler. Korkusuzlar. Lazımlar.

—Rachel Zucker