ULUMA / HOWL – KADDISH

howl kaddish.jpg

http://www.rob389.com/howl-kaddish-ve-oteki-siirler-allen-ginsberg/dp/tr/11/9786059486415

Jack Kerouac, Amerikan yazınının yeni Buddhası, 1951–1956 yılları arasında yazılan on bir kitabında da dahiliği hemen hemen ortaya çıkarttı -On the Road, Visions of Neal, Dr. Sax, Springtime Mary, The Subterraneans, San Fransisco Blues, Some of the Dharma, Book of Dreams, Wake Up, Mexico City Blues,  Visions of Gerard- spontane bir bop ölçüsü ve orijinal klasik bir literatür yarattı.

Birçok cümle ve Howl’un başlığı adını ondan aldı.

 

William Seward Burroughs, Çıplak Şölen isimli herkesin çılgına döndüğü ebedi bir roman yazdı.

 

Neal Cassady, The First Third’ün yazarı, bu tek kitabında Buddha’nın ışığında otobiyografisini yazdı.

 

Tüm bu kitaplar Cennet’ten çıktı.

Reklamlar

KADDISH * Allen Ginsberg / Çeviri: Artemis Günebakanlı

 


Bu metnin Türkçe çeviri hakları Artemis Günebakanlı‘ya aittir. Lütfen tüm alıntılarınızda metin çevirmenlerinin isimlerini kullanma hususunda özen gösterin -onlar olmasaydı bu metinleri yazılmamış gibi ne okuyabilecek ne de paylaşabilecektiniz unutmayın.

Naomi Ginsberg için, 1894-1956

 

I

 

Tuhaf şimdi seni düşünmek, korsesiz & gözsüz yitmiş, yürürken ben  Greenwich Village’ın güneşli kaldırımında.

Manhattan merkezi, berrak kış öğlesi, ve bütün gece ayaktaydım, konuşarak, konuşarak, Kaddish’i sesli okuyarak, pikapta kör diye bağıran Ray Charles blues’unu dinleyerek

ritim ritim – ve üç yıl sonra kafamdaki hatıran – Ve Adonais’in son muzaffer dörtlüklerini yüksek sesle okudum – ağladım, nasıl acı çektiğimizi fark ederek –

Ve Ölüm’ün nasıl da tüm şarkı söyleyenlerin düşlediği, söylediği, hatırladığı, Yahudi Marşı’nda ya da Budist Cevaplar Kitabı’nda haber verilen çare olduğunu – ve kendi hayalimdeki kurumuş yaprak – şafak vakti –

Düşlüyorum gerisingeri hayatın içinden, Senin zamanın – ve benimki hızlanıyor Kıyamet’e doğru,

nihai an – Gündüzün yanan çiçek – ve sonrasında gelen,

bir parlama ötede bir Amerikan şehri, ve büyük Ben veya Çin, yahut sen ve hayali bir Rusya düşünü, ya da hiç var olmamış buruşuk bir yatak gören zihnin kendisini hatırlıyorum

karanlıktaki bir şiir gibi – Unutuluşa geri kaçtı –

Diyecek başka söz yok, ve arkasından ağlanacak hiçbir şey,

Düş içindeki Varlıklardan gayrı, onun kayboluşunda tutsak kalmış,

iç çekiyor, onunla çığlık atıyor, hayali görüntü parçaları alıp satıyor,

birbirlerine tapıyorlar,

hepsine dahil olan Tanrı’ya tapıyorlar – özlem ya da çaresizlik? – henüz bitmemişken, bir Hayal? – başka bir şey?

Etrafımda zıplıyor, dışarı çıkıp caddede yürürken, omzumun üzerinden dönüp bakarken… Yedinci Cadde, birbirini omuzlayan, pencerelerle kaplı ofis binalarının mazgallı siperleri, bir bulutun altında, bir anlığına gökyüzü kadar yüksek – ve yukarıdaki gök – eski mavi bir yer.

ya da caddenin aşağısından güneye, – Aşağı Doğu Yakası’na doğru yürürken – 50 yıl önce yürüdüğün yere, küçük kız – Rusya’dan gelmiş, Amerika’nın ilk zehirli domateslerini yiyor – rıhtımda korkmuş halde

sonra Orchard Caddesi’nin kalabalığı içinde nereye doğru gitmeye çalışıyor? – Newark’a doğru

şekerciye doğru, yüzyılın ilk ev yapımı kolaları, arka odada küflü kahverengi döşeme tahtaları üzerinde dövme dondurma –

Öğrenime, evliliğe, sinir krizine doğru, ameliyat, okul öğretmenliği, ve deli olmayı öğrenmek, bir rüya içinde – bu hayat nedir?

Penceredeki Anahtar’a doğru – ve büyük Anahtar, ışıklı başını Manhattan’ın üstüne uzatıyor, ve zeminin üstüne, ve kaldırıma yatırıyor – büyük tek bir ışın halinde, hareket ediyor, Birinci Cadde’den aşağı, Yidiş Tiyatrosu’na doğru yürürken – ve yoksulluk bölgesine doğru

biliyordun, ve biliyorum, ama şimdi kaygısızca – Paterson içinden geçmiş olmak tuhaf, ve Batı’dan, ve Avrupa’dan yine buraya.

İspanyolların şimdi kapılarda ve sokaktaki esmer oğlanlardaki feryatlarıyla, yangın çıkışları senin kadar yaşlı

– Gerçi şimdi yaşlı değilsin, o benimle burada kaldı –

Kendim, her halükarda, belki kainat kadar yaşlıyım – ve sanırım bu bizimle birlikte ölüyor – başımıza gelen her şeyi geçersiz kılmaya yeter – Başımıza gelen her şey her defasında sonsuza dek yitiyor

Bu iyi! Bu pişmanlığa yer bırakmıyor – korku yayıcı yok, eksiksevgi yok, işkence ve sonunda diş ağrısı bile –

Buna rağmen başımıza gelirken ruhu yiyen bir aslandır – ve kuzu, ruh, içimizdeki, heyhat, kendini değişimin vahşi açlığına kurban eden – tüyler ve dişler – ve kemikağrısının kükreyişi, açık kafatası, çatlak kaburga, çürük-deri, kandırılmışbeyinli Acımasızlık.

Ai! ai! daha kötüye gidiyoruz! Zor durumdayız! Ve sen oyundan çıktın, Ölüm seni çıkardı, Ölüm’ün Merhamet’i vardı, yüzyılınla işin bitti, Tanrı’yla işin bitti, onun içinden geçen yolla işin bitti – Sonunda kendinle işin bitti – Saf – Baba’ndan önceki Bebek karanlığa, hepimizden önceki – dünyadan önceki –

Orada, dinlen. Sana artık acı yok. Nereye gittiğini biliyorum, orası iyi.

Artık New York’un yaz tarlalarındaki çiçekler yok, şimdi neşe yok, Louis korkusu yok,

Ve onun hoşluğu ve gözlükleri artık yok, lise on yılları, borçları, aşkları, korkmuş telefon görüşmeleri, gebe kalma yatakları, akrabaları, elleri –

Daha fazla Elanor abla yok, – o senden önce gitti – gizli tuttuk – onu öldürdün – ya da sana katlanmak için kendini öldürdü – romatizmalı bir kalp – Ama ikinizi de Ölüm öldürdü – Ne olursa olsun –

Ne de annenin hatırası, sessiz filmlerde 1915 gözyaşları

unutmakla geçen haftalar, kederle Marie Dressler’in insanlığa seslenişini izlemek, genç Chaplin’in dansını,

ya da Boris Godounov’u, Met’te Chaliapin’i, ağlayan Çar sesiyle –

Elanor & Max’le ayakta – Kapitalistlerin Orkestra’daki koltuklara oturuşunu da izlemek, beyaz kürkler, mücevherler,

YPSL[1] ile Pennsylvania’yı otostopla geçerken, siyah bol pantolon eteklerle,  birbirinin belinden tutan 4 kızın fotoğrafı, ve gülen gözler, çok mahcup, 1920’nin bakire yalnızlığı

bütün kızlar yaşlandı, ya da öldü, artık, ve mezardaki o uzun saçlı –

sonradan kocaları olduğu için şanslı

Sen başardın – ben de geldim – önce ağabeyim Eugene (hala yas tutuyor

ve son kasılışına kadar yas görecek, kanserini geçirirken – ya da katlini – belki sonra – yakında diye düşünecek – )

Ve hepsini gördüğümü hatırladığım son an bu, kendi içimden, şimdi –

gerçi sen yoksun

Ne hissettiğini sezemedim – hangi iğrenç sövgü geldi önce – sana – ve

hazırlıklı mıydın?

Nereye gitmek için? O Karanlıkta – o – o Tanrı’da mı? bir parlaklık mı?

Boşlukta bir Rab mı? Bir düşteki kara bulutun içindeki bir göz gibi mi? Nihayet Adonoi, seninle mi?

Hatıramın ötesinde! Tahmin etmekte yetersizim! Sırf mezardaki sarı

kafatası değil, ya da bir kutu solucan tozu, ve lekeli bir kurdele – Haleli Kurukafa? buna inanabiliyor musun?

Zihin için sadece bir defalığına parlayan güneş mi, sadece varoluşun

parlaması, hiçbirinin olmadığı?

Sahip olduğumuzun ötesinde hiçbir şey yok – sahip olduğunun – o zavallı

– ancak Galip gelen,

burada olmuş olmak, ve değişmiş, bir ağaç gibi, kırılmış, ya da çiçek –

toprağa yem olmuş – ama deli, taçyapraklarıyla, renkli, Büyük              Evren’i düşünen, sarsılmış, kafasına kesik atılmış, yaprağı                 soyulmuş, yumurta sepeti gibi bir hastanede saklanmış, kumaşa           sarılmış, yaralı – ay gibi beyni çılgına dönmüş, Hiçbir şeysiz.

Hiçbir çiçek benzemez o çiçeğe, bahçede kendini biliyordu, ve bıçakla              savaştı – kaybetti

Aptal bir kardan adamın buz gibi bıçağıyla kesildi – Baharda bile – tuhaf            hayalet düşünce – biraz Ölüm – Elinde keskin buz saçağı gül                 kurularıyla süslenmiş – gözleri bir köpek – siki emek sömüren              bir           fabrika – kalbi elektrikli ütülerden.

Hayatın tüm birikimleri, bizi yıpratan – saatler, bedenler, bilinç, pabuçlar,         memeler – peydahlanan oğullar – Komünizmin – hastanelere giren               “Paranoya”.

Bir defasında Elanor’un bacağına tekme atmıştın, daha sonra kalp       yetmezliğinden öldü. Sen ise inmeden. Uykuda mıydın? bir yıl                 içinde, ikiniz birden, ölüm kardeşleri. Elanor mutlu mu?

Max Aşağı Broadway’de bir ofiste hayatta ve yasta, gece yarısı             Muhasebesinin üzerinde yalnız büyük bıyık, emin değil. Hayatı                 geçiyor – gördüğü gibi – ve şimdi neden şüphe duyuyor?  Hala            para kazanma hayali, ya da neyin para kazandırabileceği, bakıcı     tuttun, çocukların oldu, Ölümsüzlüğünü bile buldun, Naomi?

Onu yakında göreceğim. Şimdi kesmem gerek – seninle konuşmak için –          çünkü ağzın varken yapmadım.

Ebediyen. Ve buna doğru gidiyoruz, Ebediyen – Emily Dickinson’ın      atları gibi – Son’a doğru.

Yolu biliyorlar – Bu Atlar – düşündüğümüzden hızlı koşuyorlar –          geçtikleri kendi hayatımız – ve yanlarında götürdükleri.

 

Muhteşem, artık yası tutulmayan, kalbi bozulmuş, zihni ardında, evlenmiş düşlemiş, faniyken değişmiş – Kıçından başına cinayetten usanmış.

Dünyada, verili, çiçek delirdi, Ütopya yapmadı, çam altında kapalı, Toprağa nişan almış, Yalnızlıkla mumyalanmış, Yehova, kabul et.

Adsız, Tek Yüzlü, Ebediyen ötemde, başlangıçsız, sonsuz, ölümdeki Baba. Bu Kehanet için orada olmasam da, nikahsızım, ilahisizim, Cennetsizim, saadet içinde başsız olsam da tapınırım.

Sen, Cennet, Ölüm’den sonra, Hiçlikte kutsanmış Tek, ışık ya da karanlık olmayan, Günsüz Ebediyet –

Al bunu, bu Mezmuru, benden, bir günde fışkırdı elimden, Zamanımın birazı, şimdi Hiçliğe verili – Seni methetmek için – Ölüm Dışında

Bu son, Yabandan arınma, Merak Edenin yolu, Herkes için aranan Ev, gözyaşlarıyla yıkanmış siyah mendil – Mezmurun ardındaki sayfa – ben ve Naomi’nin son değişimi – Tanrı’nın kusursuz Karanlığına – Ölüm, hayaletlerin kalıyor!

 

 

II

 

Tekrar tekrar – nakaratı – Hastanelerin – senin tarihini hala yazmadım – soyut kalsın – birkaç imge

geçer akıldan – evler ve yılların saksafon korosu gibi – elektrik şoklarının hatırası.

Çocukken uzun geceler boyu Paterson’daki dairede, tedirginliğini gözlemek – şişmandın – sonraki hamlen –

Sana bakmak için okula gitmeyip evde kaldığım o öğle sonrası – ilk ve son kez – insanlar benim kosmos fikrime karşı çıktığında kaybolduğuma yemin ettim –

Daha sonraki yüküm – insanoğlunu aydınlatma yemini – bu, detayların ibrası – (senin gibi deli) – (akıl sağlığı anlaşmadaki bir hile) –

Ama Broadway Church köşesinde pencereden dışarı bakıp durdun, ve Newark’tan gizemli bir suikastçiyi gözledin,

Böylece Doktor’u aradım – ‘Tamam, bir huzurevine gidin’ – böylece paltomu giydim ve senle caddede yürüdüm – Yolda bir ilkokul çocuğu bağırdı, sorumsuzca – ‘Nereye böyle Ölüme Giden Kadın’? Ürperdim –

ve güvelerin yediği kürk yakanla burnunu kapadın, şehrin atmosferine sızmış zehre karşı gaz maskesi, Büyükannemin püskürttüğü –

Ve peynirkutusu otobüsün şoförü çetenin bir üyesi miydi? Yüzüne bakıp ürperdin, seni otobüse zor bindirdim – New York’a, Times Meydanı’nın ta kendisine, başka bir Greyhound yakalamak için –

orada görünmez böcekler ve yahudi hastalığıyla savaşarak 2 saat kaldık – Roosevelt esintiyi zehirlemişti –

senin peşindelerdi – ve ben de arkandan sürükleniyordum, bunun göl kıyısındaki viktorya tarzı bir evin sessiz odasında son bulmasını umarak.

Yolculuk tüm Amerikan endüstrisinin içinden geçen tüneller boyunca 3 saat sürdü, Bayonne İkinci Dünya Savaşı’na hazırlanıyor, tanklar, doğal gaz alanları, soda fabrikaları, yol kenarı lokantaları, kale gibi lokomotif deposu – New Jersey Kızılderililerinin çamlık ormanlarına doğru – sakin kasabalar – kumlu ağaçlıklar aşan uzun yollar –

Geyiksiz dereler üstündeki köprüler, dere yatağını dolduran Kızılderili boncukları – dipte bir savaş baltası ya da Pocahontas kemiği – ve küçük kahverengi evlerde Roosevelt’e oy veren bir milyon ihtiyar kadın, Delilik otobanının dışındaki yollar –

belki ağacın birinde bir şahin, veya baykuş dolu bir dal arayan ardıçkuşu –

Sürekli söyleniyor – öndeki ikili koltukta oturan yabancılardan korkarak, kayıtsızlıkla horluyorlar – şimdi hangi otobüs yolculuğunda horlamaktalar?

‘Allen, anlamıyorsun – bu – sırtımdaki o üç büyük çubuktan beri – Hastanede bana bir şey yaptılar, beni zehirlediler, öldüğümü görmek istiyorlar – 3 büyük çubuk, 3 büyük çubuk –

‘O Kaltak! İhtiyar Büyükanne! Geçen hafta gördüm onu, yaşlı bir adam gibi pantolon giymişti, sırtında bir çuval vardı, apartmanın tuğlalı tarafından tırmanıyordu

‘Yangın merdiveninde, zehirli mikroplarla, üstüme atmak için – geceleyin – belki Louis ona yardım ediyordur – o da onun etkisi altında –

‘Ben senin annenim, beni Lakewood’a götür’ (Graf Zeplin’in düştüğü yerin yakınına, Hitler gibi bir Patlama) ‘orada saklanabilirim.’

Oraya vardık – Dr. Whatzis huzurevi – bir dolabın arkasına saklandı – kan nakli talep etti.

Kovulduk – Valizle ağır ağır bilmediğimiz karanlık bahçeli evlere – günbatımı, hava karardıktan sonra çam ağaçları – uzun zamandır ölü olan cadde çekirgeler ve zehirli sarmaşıklarla dolu –

Şimdi onu kapattım – büyük ev HUZUREVİ ODALARI – ev sahibine haftalık ücreti verdim – demir valizi taşıdım – yatağa oturup kaçmayı bekledim –

Çatı katında dostane yatak örtüleri olan temiz bir oda – dantel perdeler – çıkrık işi halı – Lekeli duvar kağıdı Naomi kadar yaşlı. Evdeydik.

Sonraki New York otobüsüyle ayrıldım – en arka koltukta başımı geriye yasladım, üzüntüyle – en kötüsünü henüz görmemiş miydim? – onu terk ederek, hissizlikle yolculuk ettim – sadece 12 yaşındaydım.

Odasında saklanıp kahvaltı zamanı neşeyle çıkacak mıydı? Ya da kapısını kilitleyip pencereden yan sokaktaki casusları mı gözleyecekti? Hitlervari görünmez gaz için anahtar deliklerini mi dinleyecekti? Bir sandalyede düşe mi dalacaktı – ya da benle dalga geçecek – bir aynanın önünde, tek başına?

12 yaşında gece otobüsle New Jersey’i geçiyorum, Naomi’yi Lakewood’un perili evinde Parcae’nin[2] eline terk ettim – kendi kader otobüsüme terk edildim – bir koltuğa gömülü – bütün kemanlar kırık – kalbim kaburgalarımın içinde yaralı – zihnim boştu – Tabutunda güvende olacak mıydı –

Ya da Newark’taki Öğretmen Okulu’nda, siyah eteğiyle Amerika’yı çalışırken – kışın sokakta öğle yemeği olmaksızın – bir peniye bir turşu – geceleyin evde yatak odasında Elanor’a bakmak için –

İlk sinirsel çöküntü 1919’daydı – üç hafta boyunca okula gitmeyip evde kaldı ve karanlık bir odada yattı – kötü bir şey – ne olduğunu hiçbir zaman söylemedi – her gürültü acı veriyordu – Wall Street’in gıcırtılarıyla dolu rüyalar –

Gri Depresyondan önce New York dışına gittik – iyileşmişti – Lou çimlerin üstünde bacak bacak üstüne atmış otururken fotoğrafını çekti – uzun saçları çiçeklerle sarılıydı – gülümsüyordu – mandolinle ninniler çalıyordu – sol görüşlü yaz kamplarında zehirli sarmaşık dumanı ve bebeklik çağındaki ben ağaçlar görüyordum –

ya da öğretmenlik yaparken, aptallarla gülerken, geç öğrenenlerin sınıfları – Rus uzmanlık alanı – hülyalı dudakları, kocaman gözleri, ince ayakları & hastalıklı parmaklarıyla moronlar, kambur, raşitik – Alis Harikalar Diyarında’nın üstünde sallanan büyük kafalar, bilişsel yetenek testi dolu bir kara tahta.

Naomi sabırla okuyor, Komünist masallar kitabından bir öykü – Diktatörün Ani Tatlılığının Hikayesi – Büyücülerin Bağışlanması – Ordular Öpüşüyor –

Yeşil Masadaki Kurukafalar – Kral & İşçiler – Paterson Press bunları 30’larda o delirene kadar bastı, ya da iflas ettiler, ikisi de.

Ey Paterson! O gece eve geç vardım. Louis meraklanmıştı. Nasıl bu kadar – düşünmemiş miydim? Onu bırakmamalıydım. Lakewood’da delirmiş halde. Doktoru ara. Çamlar içindeki eve telefon et. Çok geç.

Bitkinlikle yattım, dünyadan ayrılmak isteyerek (muhtemelen o yıl R’ye yeni aşık olmuştum – lisedeki aklımla kahramanım, daha sonra doktor olan yahudi oğlan – o zamanlar sessiz, düzgün bir çocuktu –

Sonraları onun için hayatı bırakıp, Manhattan’a taşındım – peşinden üniversiteye gittim – Feribotta eğer kabul edilirsem insanoğluna yardım edeceğim diye dua ettim – yemin ettim, Giriş Sınavı’na gittiğim gün – dürüst devrimci işçi avukatı olarak – bunun eğitimini alacaktım – Sacco Vanzetti, Norman Thomas, Debs, Atgeld, Sandburg, Poe’dan ilham alıyordum – Küçük Mavi Kitaplar’dan. Başkan veya Senatör olmak istiyordum.

cahil keder – sonraları R’nin şoke olmuş dizlerinin yanına çöküp 1941’deki aşkımı ilan etme hayalleri – Bana ne tatlı davranırdı kim bilir, onu istemiş & umutsuzluğa kapılmış olsam da – ilk aşk – bir tutku –

Daha sonra ölümcül bir çığ, bütün homoseksüellik dağları, kamış Matterhorn’ları, göt deliği Büyük Kanyon’ları – melankolik başımda ağırlık yapıyor –

bu sırada Broadway’de yürüyüp Sonsuzluğu ardında uzay olmayan lastik bir top olarak hayal ediyordum – dışarıda ne var? – Graham Bulvarı’ndaki eve gelirken, caddedeki yalnız yeşil çalıları geçerken hala melankoli, filmlerden sonra hayal kurarken –)

Sabah 2’de telefon çaldı – Acil durum – delirmişti – Naomi yatağın altına saklanıp Mussolini’nin böcekleri diye bağırıyordu – İmdat! Louis! Buba! Faşistler! Ölüm! – ev sahibi korkmuştu – yaşlı ibne bakıcı da ona bağırıyordu –

Dehşet, komşuları uyandıran – ikinci katta menopozu atlatmaya çalışan ihtiyar kadınları – bacaklarının arasındaki onca paçavra, temiz çarşaflar, kaybettikleri bebeklerin yası – kül olmuş kocaların – Yale’de dudak büken veya CCNY’da[3] saçlarını yağlayan çocukların – ya da Eugene gibi Montclair State Teachers College’da titreyenlerin –

Koca bacağı göğsüne çekilmiş, el Uzak Dur diye uzanmış, yün elbise kalçalarında, kürk palto yatağın altına sürüklenmiş – somyanın altında çantalardan bir barikat kurmuş.

Louis pijamalarıyla telefonu dinliyor, korkmuş – şimdi ne? – kim bilebilirdi ki? – benim suçum, onu yalnızlığa bırakmak mı? – karanlık odada kanepede oturuyorum, titreyerek, anlamak için –

Sabah treniyle Lakewood’a gitti, Naomi hala yatağın altındaydı – onun zehirli Polisler getirdiğini sandı – Naomi bağırıyor – Louis o zaman kalbine ne oldu? Naomi’nin esrikliği seni öldürdü mü?

Onu dışarı sürükledi, köşeye, bir taksi, valiziyle zorla arabaya bindirdi, ama şoför onları eczanede bıraktı. Otobüs durağı, iki saatlik bekleyiş.

4 odalı dairede endişeyle yattım, oturma odasındaki büyük yatakta, Louis’in masasının yanındaki – titreyerek – o gece eve geldi, geç saatte, bana neler olduğunu anlattı.

Naomi tezgahın arkasında kendini düşmandan koruyor – çocuk kitabı rafları, şırıngalar, aspirinler, kavanozlar, kan – ‘Bana yaklaşmayın – katiller! Uzak durun! Beni öldürmeyeceğinize söz verin!’

Louis korku içinde gazoz makinesinin dibinde, yanında Lakewood izci kızları – kokainmanlar – hemşireler – tarifeye bağlı otobüs şoförleri – bölge merkezinden Polisler, dillerini yutmuş gibi – ve eski bir uçurumun üzerindeki domuzları düşleyen bir rahip?

Havayı kokluyor – Louis boşluğu mu gösteriyor? – Müşteriler meşrubatlarını kusuyor – ya da gözlerini dikmiş bakıyor – Louis aşağılanmış – Naomi muzaffer – Komplonun Tebliği. Otobüs gelir, şoförler onları New York arabasına almaz.

Dr. Whatzis’e telefonlar açılır, ‘Dinlenmeye ihtiyacı var,’ Akıl hastanesi – Greystone Devlet Hastanesi Doktorları – ‘Onu buraya getirin, Bay Ginsberg.’

Naomi, Naomi – terliyor, gözleri pörtlemiş, şişman, elbisesinin bir taraftaki düğmeleri açılmış – saçları alnına düşmüş, jartiyeri bacağından şeytanca sarkıyor – çığlık çığlığa kan nakli istiyor – bir elini dosdoğru yukarı kaldırmış – bir ayakkabı tutuyor – Eczanede yalın ayak –

Düşmanlar yaklaşıyor – hangi zehirler? Kayıt makineleri? FBI? Tezgahın ardında Jdanov mu saklanıyor? Troçki dükkanın arkasında fare bakterisi mi hazırlıyor? Sam Amca Newark’ta, Zenci mahallesinde ölümcül parfümler mi karıştırıyor? İbrahim Amca, politikacıların barında cinayetle sarhoş, Hague mi planlıyor? Rose Hala İspanya İç Savaşı’nın şırıngalarıyla mı meşgul?

35 $’lık kiralık ambulans Red Bank’ten gelene kadar – Kollarından tuttular – sedyeye bağladılar – inleyerek, hayallerle zehirlenmiş halde, Jersey boyunca kimyasallar kustu, Essex County’den Morristown’a kadar merhamet diledi –

Ve Greystone’a geri dönüp üç yıl yattı – bu son alevlenmeydi, onu yeniden Tımarhaneye yolladı –

Hangi koğuşlarda – sonraları orada yürüdüm, sık sık – yaşlı katatonik kadınlar, bulutlar ya da kül ya da duvarlar kadar gri – döşemenin üstünde mırıldanarak oturuyorlar – Sandalyeler – ve sürünerek gelen kırış kırış acuzeler, suçlayarak – 13 yaşındaki merhametimi dileyerek –

‘Beni eve götür’ – bazen yalnız giderdim kayıp Naomi’yi aramaya, Şok tedavisi gören – ve derdim ki, ‘Hayır, sen delisin Anne, – Doktorlara güven.’ –

 

Ve ağabeyim Eugene, büyük oğlu, uzakta Newark’ta döşeli bir odada Hukuk okuyan –

ertesi gün Paterson koğuşuna geldi – ve oturma odasındaki kırık kanepeye oturdu – ‘Onu Greystone’a geri yollamak zorunda kaldık’ –

– yüzünde şaşkın bir ifade, çok genç, sonra dolan gözler – sonra tüm yüzüne yayılan ağlama – ‘Ne için?’ elmacık kemiklerinde titreşen feryat, gözler kapanmış, yüksek ses – Eugene’in acı yüzü.

Uzakta, Newark Kütüphanesi’nde bir Asansöre kapağı atmış, günlük süt şişesi, troleybüs hattındaki haftalığı 5 $’lık döşeli odanın pencere pervazında –

Haftada 20 $ için günde 8 saat çalıştı – Hukuk Fakültesi yılları boyunca – zenci kerhanelerinin yanında tek başına, masum yaşadı.

Kimseyle yatmamış, zavallı bakir – İdealler üzerine şiirler ve Pat Eve News editörüne politika mektupları yazıyor – (ikimiz de yazdık, Senatör Borah ve Soyutlama taraftarlarını kınıyorduk – ve Paterson Belediye Binası’na doğru giderken garip hissediyorduk –

Bir keresinde gizlice içeri girmiştim – fallus ucu & süslü tepesiyle yerel Moloch kulesi, Market Street’te dikilen tuhaf gotik Şiir – Lyon’daki Hotel de Ville’in kopyası –

kanatlar, balkon & kıvrımlı süslere sahip kapılar, devasa saate giden geçit, Hawthorne dolu gizli harita odası – Vergi Kurulu’nda kasvetli Debs – Rembrandt karanlıkta sigara içiyor –

Büyük komite odasında sessiz, cilalı masalar – Belediye meclisi üyeleri? Mali Kurul? Berber Mosca parçalara ayrılmış – Gangster Crapp tuvaletten emirler veriyor – Deliler Bölge, Ateş, Polis & Arka Oda Metafiziği üzerine çırpınıp duruyor – hepimiz ölüyüz – dışarıda, otobüs durağının yanında Eugene çocukluğuna bakıyordu –

gezgin vaizin 30 yıldır delice vaaz verdiği yerde, sert saçlı, çatlak & hasis İncil’ine sadık – kaldırıma tebeşirle Tanrınla Tanışmaya Hazırlan yazmış –

ya da tren yolu üst geçidinin betonuna Tanrı Sevgidir – benim saçmalayacağım gibi saçmalıyordu, yalnız Vaiz – Belediye Binası’nda Ölüm – )

Ama Gene, genç, Montclair Öğretmen Koleji’nde 4 yıl geçirmiş – yarım dönem öğretmenlik yaptı & hayatta ilerlemek için bıraktı – Disiplin Sorunlarından korkuyordu – esmer sevişmeleriyle İtalyan öğrenciler, seks yapan tecrübesiz kızlar, İngilizce yok, soneler önemsenmiyor – ve pek bir şey bilmiyordu – kaybettiği dışında –

böylece hayatını ikiye böldü ve Hukuk harcını yatırdı – devasa mavi kitaplar okudu ve 13 mil ötedeki Newark’ta eski asansöre bindi & gelecek için çok çalıştı

başarısızlığının eşiğinde Naomi’nin Çığlığını buldu, son defa, Naomi gitti, biz yalnızız – ev – orada oturuyor –

O zaman biraz tavuk çorbası al, Eugene. İncil’in adamı Belediye Binası önünde feryat ediyor. Ve bu yıl Lou’nun şiirsel, orta yaşlı banliyö sevgilileri var – gizlice – 1937 kitabından müzikler – Samimi – güzelliğe özlem duyuyor –

Naomi çığlık attığından beri sevgi yok – 1923’ten beri? – şimdi Greystone koğuşunda kayıp – onun için yeni bir şok – Elektrik, 40 insülinin peşinden.

Ve Metrasol onu şişmanlatmıştı.

 

Böylece birkaç yıl sonra yine eve döndü – çok yol almış ve plan yapmıştık – o günü bekledim – Annemin yeniden yemek yapmasını & – piyano çalıp mandolinle şarkı söylemesini – Ciğer Yahnisi, & Stenka Razin, & Finlandiya’yla savaştaki komünist hattı – ve borca batmış Louis – zehirli para olduğundan şüphe ediyordu – gizemli kapitalizmler

– & uzun salonda yürüdü & mobilyalara baktı. Onları hiçbir zaman hatırlamadı. Biraz amnezi. Sehpa örtülerini inceledi – ve yemek odası takımı satılmıştı –

Maun masa – 20 yıllık sevgi – hurdacıya gitmiş – piyano hala bizdeydi – ve Poe’nun kitabı – ve Mandolin, gerçi bazı telleri değişmeliydi, tozlu –

Yatakta uzanıp derin derin düşünmek, ya da kestirmek, saklanmak için arka odaya gitti – onunla birlikte gittim, onu tek başına bırakmadım – yanına yattım – perdeler kapalı, karanlık, öğleden sonra – Louis ön odadaki masasında, bekliyor – belki de akşam yemeği için tavuk kaynatıyor –

‘Akıl hastanesinden eve yeni döndüğüm için benden korkma – ben senin annenim –’

Zavallıcık, kayıp – bir korku – orada yattım – ‘Seni seviyorum Naomi,’ dedim – kaskatı, kolunun yanında. Ağlayacaktım, rahatsız, yalnız birleşme bu muydu? – Kaygılı, ve çok geçmeden kalktı.

Hiç tatmin olmuş muydu? Ve – ön taraftaki pencerelerin dibinde, yeni koltukta kendi kendine oturdu, tedirgin – yanağı avucuna dayalı – kısılan göz – o gün hangi kadere –

Tırnağıyla dişini karıştırıyordu, dudakları bir O şeklinde, kuşku – düşüncenin yaşlı yıpranmış vajinası – gözün dalgın yan bakışı – duvara yazılmış uğursuz bir borç, ödenmemiş – & Newark’ın kart memeleri yakınlaşmış –

Kafasındaki tellerle dedikodu radyosunu duymuş olabilirdi, hastanede, hafızasını kaybetmişken gangsterlerin sırtına yerleştirdiği 3 büyük antenin kontrolünde – omuzlarının arasını acıtıyordu –

Kafasının içine – Roosevelt onun durumunu biliyor olmalıydı, bana böyle söyledi – Artık onu öldürmekten korkuyorlardı, hükümet adlarını biliyordu – Hitler’e kadar izlerini sürmüşlerdi – Louis’in evini ebediyen terk etmek istiyordu.

Bir gece, ani atak – banyodaki gürültüsü – ruhunu teslim ediyormuş gibi – kasılmalar ve ağzından gelen kırmızı kusmuk – arkasında patlayan ishal suyu – dizlerinin üzerinde tuvaletin önünde – bacaklarının arasından akan sidik – fayansların üzerinde, siyah dışkısına bulaşmış halde öğürüp durdu – vazgeçmedi –

Kırkında, varisli, çıplak, şişman, lanetli, sokak kapısının dışında asansörün yanında saklanıp Polis çağırıyor, yardım etmesi için kız arkadaşı Rose’a bağırıyor –

Bir defasında kendini jilet ya da iyotla içeri kilitlemişti – göz yaşları içinde lavaboya öksürdüğü duyuluyordu – Lou yeşile boyanmış cam kapıyı kırdı, onu çıkarıp yatak odasına götürdük.

Sonra o kış aylarca sessiz kaldı – yürüyüşler, yalnız, yakındaki Broadway’de, Daily Worker okuyordu – Kolunu kırdı, buz tutmuş caddede düştü –

Kozmik finansal cinayet planlarından kaçışını tasarlamaya başladı – daha sonra Bronx’a, kız kardeşi Elanor’a kaçtı. Ve ölmüş Naomi’nin New York’taki bir başka destanı.

 

Ya Elanor ya da zarflara adres yazdığı Workman’s Circle vasıtasıyla, geçiniyordu – Campbell’s domates çorbası alıyordu – Louis’in ona gönderdiği parayı biriktiriyordu –

Daha sonra bir erkek arkadaş buldu, ve o bir doktordu – Dr. Isaac Ulusal Denizciler Sendikası için çalışıyordu – şimdi İtalyan keli ve tıknaz yaşlı bebek – kendisi bir yetimdi – ama onu kovdular – Eski zalimlikler –

Artık daha pasaklı, yatakta veya sandalyede boş boş oturuyordu, korsesi içinde kendi kendine hayal kurarak – ‘Ateşliyim – Şişmanlıyorum – Hastaneye yatmadan önce öyle güzel bir vücudum vardı ki – Beni Woodbine’da görecektin –’ Bu 1943’te, NMU salonu yakınlarındaki döşeli bir odadaydı.

Dergideki çıplak bebek fotoğraflarına bakıyor – bebe pudrası reklamları, süzülmüş küçük havuçlar – ‘Güzel düşüncelerden başka şey düşünmeyeceğim.’

Yazın pencerenin aydınlığında kafasını boynunun üzerinde çevirip duruyor, hipnotize olmuş halde, düşsel hatırlamalara dalmış halde –

‘Yanağına dokunuyorum, yanağına dokunuyorum, eliyle dudaklarıma dokunuyor, güzel düşünceler düşünüyorum, bebeğin güzel bir eli var.’ –

Ya da vücudunun Hayır-titremesi, iğrenme – bir Buchenwald düşüncesi – kafasının içinden insülin geçip gidiyor – surat ekşiten İstemsiz bir sinir ürpertisi (işerken ürpermem gibi) – beyin zarında kötü kimyasal – ‘Hayır bunu düşünme. O bir muhbir.’

Naomi: ‘Ve öldüğümüzde bir soğana dönüşürüz, bir lahanaya, bir havuca, veya bir kabağa, bir sebzeye.’ Columbia’dan şehir merkezine geliyorum ve ona katılıyorum. Bütün gün İncil okuyup güzel düşünceler düşünüyor.

‘Dün Tanrı’yı gördüm. Neye benziyordu? Eh, öğleden sonra bir merdivene tırmandım – taşrada ucuz bir kulübesi var, Monroe, NY’daki koruluklarda bulunan tavuk çiftlikleri gibi. Beyaz sakallı, yalnız, yaşlı bir adamdı.

‘Ona akşam yemeği pişirdim. Ona güzel bir akşam yemeği hazırladım – mercimek çorbası, sebze, ekmek & tereyağı – miltz[4] – masaya oturup yedi, mutsuzdu.

‘Ona dedim ki, Aşağıdaki bütün şu kavgalara ve ölümlere bak, Sorun ne? Neden buna son vermiyorsun?

Çabalıyorum, dedi – Elinden sadece bu geliyordu, yorgun görünüyordu. Çok uzun zamandır bekar ve mercimek çorbasını seviyor.’

Bir yandan bana servis yapıyor, bir tabak soğuk balık – doğranmış çiğ lahanadan musluk suyu damlıyor – kötü kokulu domatesler – bir haftalık doğal besin – suları sızan pancar & havuç rendesi, ılık – gittikçe daha acıklı yemekler – bazen mide bulantısından yiyemiyorum – ellerinin Merhameti; Manhattan, delilik, beni memnun etme arzusu, soğuk az pişmiş balık kokuyor – kemiklere yaklaştıkça soluk kırmızı. Kokuları – ve sık sık odada çıplak duruyor, böylece karşıya bakıyorum ya da onu görmezden gelerek bir kitap karıştırıyorum.

Bir defasında onunla sevişmemi sağlamaya çalıştığını düşündüm – lavaboda kendi kendine cilveleşiyordu – odanın büyük kısmını dolduran devasa yatakta uzanıyordu, elbisesi kalçalarına çıkmıştı, kıllı koca yarık, ameliyat yaraları, pankreas, karın yaraları, kürtajlar, apandisit, yağı iğrenç kalın fermuarlar gibi aşağı çeken dikişler – bacaklarının arasında perişan uzun dudaklar – Ne, dahası, göt kokusu mu? Üşüyordum – daha sonra biraz tiksindim, çok değil – belki denemek iyi bir fikirdi – Başlangıç Rahmi Canavarı’nı tanımak – Belki – bu şekilde. Umurunda olur muydu? Bir aşığa ihtiyacı var.

Yisborach, v’yistabach, v’yispoar, v’yisroman, v’yisnaseh, v’yishador, v’yishalleh, v’yishallol, sh’rneh d’kudsho, b’rich hu. Ve Louis Paterson’daki zenci mahallesindeki pis dairede kendini toparlıyor – karanlık odalarda yaşıyor – ama kendine daha sonra evlendiği bir kız buldu, yeniden aşık oluyor – kuru & utangaç da olsa – Naomi’nin 20 yıllık delice idealizmiyle yaralanmış.

Bir keresinde NY’ta uzun süre kaldıktan sonra eve geldim, yalnızdı – yatak odasında oturuyordu, bana bakmak için döndürdüğü ofis koltuğunda – ağlıyordu, gözlüklerinin altındaki kırmızı gözlerinde yaşlar –

Onu bırakmıştık – Gene tuhaf şekilde orduya katılmıştı – Naomi NY’ta tek başınaydı, döşeli odasında neredeyse çocuk gibi. Louis de postaneden mektupları almak için şehir merkezine yürüdü, lisede öğretmenlik yaptı – şiir bölümünde kaldı, sahipsiz – Bickford’s’da keder yediği onca yıl – geçmişti.

Eugene Ordudan döndü, eve değişmiş ve yalnız halde geldi – yahudi ameliyatıyla burnunu kestirdi – yıllarca Broadway’de kızlarla yatabilmek için onlara kahve ısmarladı – NYU’ya gitti, ciddiydi, Hukuk fakültesini bitirmeye.–

Ve Gene onunla yaşadı, kuru balık köfteleri yedi, ucuz, Naomi gitgide daha çok deliriyordu – Gene zayıfladı, ya da umutsuz hissediyordu, Naomi aya karşı 1920 pozları veriyordu, yan yatakta yarı çıplak.

tırnaklarını yedi ve çalıştı – tuhaf hastabakıcı oğlandı – Ertesi yıl Columbia yakınında bir odaya taşındı – Naomi çocuklarıyla yaşamak istemesine rağmen –

‘Annenin ricasını dinle, yalvarırım’ – Louis hala ona çekler yolluyordu – o yıl 8 ay tımarhanedeydim – gördüğüm hayallerden bu Ağıtta bahsedilmiyor –

Ama sonra yarı yarıya delirdi – Hitler odasındaydı, lavaboda bıyığını görmüştü – şimdi Dr. Isaac’ten korkuyordu, Newark planına onun da dahil olduğundan şüpheleniyordu – Elanor’un Romatizmalı Kalbinin yanında yaşamaya Bronx’a gitti –

Ve Max Amca asla öğleden önce kalkmazdı, Naomi sabah 6’da casusları duymak için radyoya kulak kesilirdi – veya pencere pervazını araştırırdı,

çünkü aşağıdaki boş arsada, elinde çantasıyla yaşlı bir adam üzerinden dökülen siyah paltosuna çöpleri dolduruyor olurdu.

Max’in kardeşi Edie çalışıyor – 17 yıldır Gimbels’de muhasebeci – alt kattaki dairede yaşıyordu, boşanmış – böylece Edie Naomi’yi Rochambeau Bulvarı’ndaki evine aldı –

Caddenin karşısında Woodlawn Mezarlığı, bir zamanlar Poe’nun olduğu yerde mezarlarla dolu geniş bir vadi – Bronx metrosunun son durağı – o bölgede çok komünist var.

Kim Bronx Yetişkin Lisesi’nin gece okulunda resim dersine kaydoldu – Van Cortlandt yükseltilmiş demiryolu hattının altında sınıfa doğru yalnız yürüdü – Naomiismler çiziyor –

Eski zaman yazlarında insanlar bir Kaygısızlar Kampında çimlere oturmuş – mahzun yüzleri ve uzun, bol gelen hastane pantolonlarıyla azizler –

Aşağı Doğu Yakası önünde kısa damatlarla gelinler – Bronx’taki Babil apartman çatılarının üzerinde işleyen kayıp trenler –

Mutsuz resimler – ama kendini ifade ediyordu. Mandolini gitmişti, kafasındaki tüm teller kopmuştu, denemişti. Güzelliğe doğru mu? ya da bir geçmiş hayat Mesajına?

Ama Elanor’u tekmelemeye başladı, ve Elanor’un kalp sıkıntısı vardı – yukarı çıkıp onu saatlerce Casuslukla ilgili sorguya çekiyordu,– Elanor bitkin düşmüştü. Max ofisteydi, geceye kadar puro dükkanlarının hesaplarını tutuyordu.

‘Ben harika bir kadınım – gerçekten güzel bir ruhum – ve bu yüzden onlar (Hitler, Büyükanne, Hearst, Kapitalistler, Franco, Daily News, 20’ler, Mussolini, yaşayan ölüler) çenemi kapatmak istiyor – Buba örümcek ağının başı –’

Kızları tekmeliyordu, Edie & Elanor – Gece yarısı Edie’yi uyandırıp onun casus, Elanor’un ise muhbir olduğunu söylüyordu. Edie bütün gün çalışıyordu ve buna dayanamıyordu – Sendikayı örgütlüyordu. – Ve Elanor ölmeye başlamıştı, üst kattaki yatağında.

Akrabalar beni arıyor, durumu kötüleşiyor – geriye sadece ben kalmıştım – Eugene’le metroya binip onu görmeye gittik, bayat balık yedik –

‘Kız kardeşim radyodan fısıldıyor – Louis dairede olmalı – ne diyeceğini annesi söylüyor – YALANCILAR! – iki çocuğuma yemek yaptım – mandolin çaldım –’

Dün gece uyandım bülbülün sesine / Dün gece her şey sakinken / altın mehtapta söyledi şarkısını / karşıdaki buz gibi tepeden. Yaptı da.

Onu kapıya dayayıp ‘ELANOR’U TEKMELEME’ diye bağırdım – bana bakakaldı – Horgörü – öl – oğullarının böyle naif, böyle aptal oluşuna inanamıyordu – ‘Elanor casusların en kötüsü! Emir alıyor!’

‘– Odada dinleme tesisatı falan yok!’ – ona bağırıyorum – son çare, Eugene yatakta dinliyor – bu ölümcül Anadan kaçmak için ne yapabilir – ‘Louis’ten ayrılalı yıllar oldu – Büyükanne yürüyemeyecek kadar yaşlı –’

O zamanlar hepimiz aynı anda hayattayız – hatta ben & Gene & Naomi mitolojik bir odadayız – Sonsuzda birbirimize bağırıyoruz – ben Columbia ceketi içinde, o yarı soyunmuş. Ben Radyolar, Antenler, Hitler’ler gören kafasına vuruyorum – tüm bir Halüsinasyon gamı – gerçekten – kendi evreni – başka yere giden bir yol yok – kendiminkine – Amerika Yok, hatta bir dünya bile –

Tüm insanlar olarak gittiğiniz yer, Van Gogh olarak, deli Hannah olarak, hepsi aynı – son kadere – Gök gürültüsü, Ruhlar, Yıldırım! Mezarını gördüm! Ey garip Naomi! Kendiminkini – çatlak mezarımı! Shema Y’Israei – ben Svul Avrum’um – sen – ölümde misin?

Bronx karanlığındaki son gecen – telefon ettim – hastane vasıtasıyla gizli polise.

Geldiler, sen ve ben yalnızken, kulağımın dibinde çığlık çığlığa Elanor’a bağırıyordun – o ise yatağında zorla nefes alıyordu, zayıflamıştı –

Unutmayacağım, kapının çalışı, casus korkun içinde,– Kanun ilerliyor, şerefim üzerine – Sonsuzluk odaya giriyor – çıplak halde banyoya koşuyorsun, itirazlarla nihai kahramanca kaderden saklanıyorsun –

gözlerime bakıyorsun, ihanete uğramış – deliliğin son polisleri beni kurtarıyor – Elanor’un kırık kalbine basan ayağından,

Gimbels’den yorgun argın kırık radyolu eve dönen Edie’ye bağıran sesin – ve Louis’in parasız bir boşanmaya ihtiyacı vardı, yakında evlenmek istiyor – Eugene hayal kuruyor, 125. Cadde’de saklanıyor, rezil mobilyalar için zencilere dava açıyor, siyah kızları savunuyor –

Banyodan itirazlar – Aklının başında olduğunu söyledin – pamuklu bir elbise giydin, ayakkabıların, o zaman yeniydi, çantan ve gazete kupürleri – hayır – dürüstlüğün –

dudaklarını rujla boş yere daha gerçek kılarken, aynaya bakıp görmeye çalışıyordun Deliliğin Bana mı yoksa azarlayan polise mi ait olduğunu.

veya 78’de casusluk yapan Büyükanne’ye – Senin hayalin – politik adam kaçırma çantasıyla mezarlığın duvarlarına tırmanıyor – ya da Bronx duvarlarında gördüklerin, gece yarısı pembe geceliğinle, pencereden boş arsaya bakarken –

Ah Rochambeau Bulvarı – Hayaletler Bahçesi – Bronx’taki son casus evi – Elanor ya da Naomi için son ev, işte burada bu komünist kız kardeşler devrimlerini kaybetti –

‘Tamam – paltonuzu giyin bayan – gidelim – Araba aşağıda – onunla karakola gelmek istiyor musunuz?’

Sonra yolculuk – Naomi’nin elini tuttum ve başını göğsüme yasladım, ben daha uzunum – onu öptüm ve bunu iyi niyetle yaptığımı söyledim – Elanor hasta – ve Max’in kalp hastalığı var – İhtiyaçlar –

Bana – ‘Bunu neden yaptın?’ – ‘Evet bayan, oğlunuz bir saat içinde sizden ayrılmak zorunda’ – Ambulans

birkaç saat içinde geldi – sabah 4’te şehir gecesi içinde Bellevue diye bir yere doğru uzaklaştı – sonsuza kadar hastaneye gitti. Onu götürülürken gördüm – el salladı, gözlerinde yaşlarla.

 

İki yıl, bir Meksika gezisinden sonra – Brentwood yakınındaki kasvetli düz açıklıkta, tımarhaneye giden kullanılmayan tren yolunun etrafında fundalıklar ve çimen –

yeni 20 katlı tuğla ana bina – Long Island’daki deliler şehrinin geniş çayırlarında kaybolmuş – kocaman ay şehirleri.

Akıl hastanesinin devasa kanatları ufacık siyah bir deliğe giden yolun üstünde açılıyor – kapı – çataldan giriş –

İçeri girdim – tuhaf kokuyordu – yine salonlar – asansörle yukarı – bir Kadınlar Koğuşu’nun cam kapısına – Naomi’ye – Etli butlu iki beyaz hemşire – Onu dışarı çıkardılar, Naomi boşluğa bakıyordu – ve nefesim kesildi – Felç geçirmişti –

Çok zayıf, kemiklerine doğru çekmiş – Naomi’ye yaş gelmiş – şimdi saçları beyazlamış – iskeleti üzerinde bol elbise – yüzü çökük, yaşlı! solmuş – kocakarı yanağı –

Tek el katı – kırkların ağırlığı, menopoz ve bir kalp kriziyle azalmış, artık sakat – kırışıklıklar – başında bir yara, lobotomi – yıkım, ölüme doğru sarkan el –

 

Ey Rus yüzlü, çimlerdeki kadın, uzun siyah saçların çiçeklerle taçlanmış, mandolin dizlerinde –

Komünist güzel, otur burada yazın nikahlanmış, papatyalar arasında, vaat edilmiş mutluluk yanında –

kutsal anne, şimdi gülümsüyorsun sevgine, dünyan yeniden doğuyor, çıplak çocuklar koşuyor karahindibalarla beneklenmiş kırda,

çayırın sonundaki erik ağacı korusunda karınlarını doyuruyorlar ve ak saçlı bir zencinin, yağmur fıçısının gizemini öğrettiği bir kulübe buluyorlar –

Amerika’ya gelmiş kutsal kız, sesini yeniden duymaya can atıyorum, annenin müziğini anımsayarak, Doğa Cephesi’nin Şarkısında –

Ey beni rahminde taşıyan, sütüyle ilk gizemli hayatı veren & konuşmayı ve müziği öğreten görkemli esin perisi, acılı başından ilk Görüntüyü aldığım –

İşkence görmüş ve kafatasına vurulmuş, Lanetlilerin hangi delice halüsinasyonları beni kendi kafatasımdan çıkıp Senin için Huzuru bulana kadar Sonsuzluğu aramaya itiyor, Ey Şiir – ve tüm insanlık için Başlangıcı aramaya

Kainatın annesi olan Ölüm! – Artık sonsuza dek giy çıplaklığını, saçında beyaz çiçekler, nikahın göğün ardında mühürlü – hiçbir devrim o bekareti yok edemez –

Ey Karmamın güzel Garbo’su – 1920’nin Nicht-Gedeiget Kampı’ndaki bütün fotoğraflar burada değişmemiş halde – Newark’ın tüm öğretmenleriyle – Ne Elanor yitmiş, ne Max hayaletini bekliyor ne de Louis Liseden emekli olmuş –

 

Geri dön! Sen! Naomi! Kurukafa senin üstünde! Cılız ölümsüzlük ve devrim geliyor – küçük kırık kadın – hastanelerin kül rengi bina içi gözleri, tende koğuş griliği –

‘Sen casus musun?’ Zehir gibi masada oturdum, gözlerime yaşlar doluyordu – ‘Kimsin sen? Seni Louis mi yolladı? – Teller –’ saçlarında, kafasına vurarak – ‘Ben kötü bir kız değilim beni öldürme! – Tavanı duyuyorum – İki çocuk büyüttüm –’

Oraya gitmeyeli iki yıl olmuştu – Ağlamaya başladım – Gözlerini dikip baktı – hemşire görüşmeyi bir anlığına böldü – Banyoya gidip saklandım, tuvalet beyazı duvarların arkasına

‘Dehşet’ Ağlıyordum – onu yeniden görmek – ‘Dehşet’ – ölmüş ve cenazeden sonra çürümeye başlamış gibiydi – ‘Dehşet!’

Geri döndüm daha çok bağırdı – onu götürdüler – ‘Sen Allen değilsin –’ Yüzünü izledim – ama yanımdan geçip gitti, bakmadan –

Koğuşun kapısını açtı,– geriye göz dahi atmadan içeri girdi, birden sessizlik – dışarı baktım – yaşlı görünüyordu – mezarın kıyısı – ‘Bütün o dehşet!’

 

Bir yıl daha, NY’tan ayrıldım – Batı Kıyısındaki Berkeley kulübesinde onun ruhunu düşledim – hayat boyunca o bedende hangi şekle büründüğünü, solgun ya da manik, hazzın ötesine geçmiş –

ölümüne yakın – gözlerle – benim sevgim onun şeklini almıştı, Naomi, hala dünyadaki annem – ona uzun bir mektup yolladım – & delilere ilahiler yazdım – Merhametli Şiir Tanrısının işi.

çiğnenmiş çimin yeşillenmesini, ya da taşın çimlenmesini sağlayan – ya da Güneş’in dünyanın sabiti olmasını – tüm ayçiçeklerinin ve parlak demir köprülerdeki günlerin güneşi – eski hastanelerin üzerinde parlayan – bahçemdeki gibi –

Bir gece San Francisco dönüşü, Orlovsky odamda – Whalen huzurlu sandalyesinde – Gene’den bir telgraf, Naomi öldü –

Dışarıda garajın yanındaki çalıların altında başımı yere eğdim – daha iyi olduğunu biliyordum –

sonunda – Dünyaya yalnız bakmak zorunda kalmadı – 2 yıllık yalnızlık – hiç kimsesiz, yaşı 60’a yakın – kurukafaların yaşlı kadını – bir zamanlar İncil’in uzun bukleli Naomi’si –

ya da Amerika’da ağlayan Ruth – Newark’ta yaşlanan Rebecca

Arpını hatırlayan Davut, şimdi Yale’de avukat

ya da Svul Avrum – Israel Abraham – kendim – Tanrı’ya doğru yabanda şarkı söylemeye – Ey Elohim! – böylece sona – ölümünden 2 gün sonra mektubunu aldım –

Yeniden Tuhaf Kehanetler! Şöyle yazmıştı – ‘Anahtar pencerede, anahtar penceredeki gün ışığında – anahtar bende – Evlen Allen, uyuşturucu kullanma – anahtar parmaklıklarda, penceredeki gün ışığında.

Sevgiyle,

annen’

 

ki o Naomi –

 

 

İLAAHİİ

 

O’nun iradesine göre yarattığı dünyada Mübarek Hamdedilen

Yüceltilen Övülen Sena Edilen Kutsal Olan’ın Adı Mübarektir O!

Newark’taki evde Mübarektir O! Tımarhanede Mübarektir O! Ölümün evinde Mübarektir O!

Mübarek olsun O eşcinsellikte! Mübarek olsun O Paranoyada! Mübarek olsun O şehirde! Mübarek olsun O Kitapta!

Gölgeleri mesken tutan Mübarek olsun! Mübarek olsun! Mübarek olsun!

Mübarek ol gözyaşları içindeki Naomi! Mübarek ol korkular içindeki Naomi! Mübarek Mübarek Mübarek hastalıklar içinde!

Mübarek ol Hastanelerdeki Naomi! Mübarek ol yalnızlıktaki Naomi! Mübarek olsun zaferin! Mübarek olsun parmaklıkların! Mübarek olsun son yıllarının yalnızlığı!

Mübarek olsun başarısızlığın! Mübarek olsun felcin! Mübarek olsun gözünün kapanışı! Mübarek olsun yanağının sıskalığı! Mübarek olsun pörsümüş uylukların!

Mübarek ol Sen Ölümdeki Naomi! Mübarek olsun Ölüm! Mübarek olsun Ölüm!

Mübarek olsun tüm elemi Cennet’e götüren! Mübarek olsun sonunda Ben olan!

Mübarek olsun Karanlıkta Cennet’i kuran! Mübarek Mübarek Mübarek olsun O! Mübarek olsun O! Mübarek olsun Hepimizin başındaki Ölüm!

 

 

III

 

Sırf Newark’ın morglarında ucuz gazozlar içtiği başlangıcı unutmamış olmak için,

sırf onu evreninin uzun koğuşlarındaki gri masalarda ağlarken görmüş olmak için

sırf kapıdaki Hitler’e dair tuhaf fikirlerini, kafasındaki telleri, üç büyük anteni

sırtına zorla takılan, 30 yıl boyunca eski çirkin sevişmelerini haykırıp duran tavandaki sesleri bilmiş olmak için,

sırf zaman sıçramalarını, hafıza kaybını, savaşların gürleyişini, muazzam bir elektrik şokunun kükremesi ve sessizliğini görmüş olmak için,

sırf onu Bronx’un çatılarının üstünde işleyen trenlerin kaba resimlerini yaparken görmüş olmak için,

erkek kardeşleri Riverside ya da Rusya’da ölmüş, kendisi Long Island’da tek başına son bir mektup yazıyor – ve penceredeki gün ışığında gördüğü görüntü

‘Anahtar penceredeki gün ışığındaki parmaklıklarda anahtar gün ışığında,’

sırf felç ile demir yatakta geçirdiğin o kara geceye gelmiş olmak için, Long Island üzerinde güneş battığında

ve engin Atlantik dışarıda kükrerken, Varlık’ın müthiş kendine seslenişi

Kabusun böldüğü yaradılıştan geri dönmek için – başı ölmek üzere bir hastane yastığına dayalı

– son bir bakışta – tüm Dünya bildik karanlığın içinde ebedi bir Işık – bu görüntü için gözyaşı yok –

Ama anahtar geride bırakılmalı – pencerede – gün ışığındaki anahtar – yaşayanlara – alabilecek olanlara

o ışık dilimini eline – ve kapıyı açabileceklere – ve geriye bakıp göreceklere

Yaradılışın aynı mezara doğru gerisingeri ışıldamasını, evrenin boyutunu, beyaz kapının üzerindeki kemerli yolda bulunan hastane saatinin tik takının boyutunu –

 

 

IV

 

Ey anne

neyi atladım

Ey anne

neyi unuttum

Ey anne elveda

uzun siyah bir ayakkabıyla

elveda

Komünist Parti ve kaçık bir çorapla

elveda

memendeki yağ bezesinde altı koyu kılla

elveda

eski elbisen ve vajinanı çevreleyen uzun siyah sakalla

elveda

sarkık göbeğinle

Hitler korkunla

kötü hikayeler dolu ağzınla

çürük mandolin parmaklarınla

şişman Paterson verandası kollarınla

grev ve gemi bacası karnınla

Troçki ve İspanya Savaşı çenenle

çürüyen kırılmış işçilere şarkı söyleyen sesinle

kötü aşık burnunla Newark’ın turşu kokusu burnunla

gözlerinle

Rusya gözlerinle

parasızlık gözlerinle

sahte porselen gözlerinle

Elanor Teyze gözlerinle

açlık çeken Hindistan gözlerinle

parkta işeyen gözlerinle

çöken Amerika gözlerinle

piyanodaki başarısızlığın gözlerinle

California’daki akrabaların gözlerinle

bir ambulansta ölen Ma Rainey gözlerinle

robotların saldırısına uğrayan Çekoslovakya gözlerinle

Bronx’ta gece resim dersine giden gözlerinle

Yangın Merdiveninin ufkunda gördüğün katil Büyükanne gözlerinle

evden çırılçıplak kaçıp salonda çığlık atan gözlerinle

polislerin ambulansa götürdüğü gözlerinle

ameliyat masasında bağlanmış gözlerinle

pankreası alınmış gözlerinle

apandisit ameliyatı gözlerinle

kürtaj gözlerinle

yumurtalıkları alınmış gözlerinle

şok gözlerinle

lobotomi gözlerinle

boşanma gözlerinle

felç gözlerinle

yalnız gözlerinle

gözlerinle

gözlerinle

Çiçeklerle dolu Ölümünle

 

 

V

 

Gak gak gak beyaz güneşte kargalar bağırıyor Long Island’ın mezar taşları üzerinde

Rab Rab Rab Naomi bu çimenin altında yarı ömrüm ve onun gibi kendim

gak gak gözüm gömülsün aynı Toprağa Melek gibi durduğum yere

Rab Rab Her Şeye bakan büyük Göz ve kara bir bulut içinde devinen

gak gak dalgalanan ağaçların üzerinde göğe fırlatılmış Varlıkların garip haykırışı

Rab Rab Ey devasa Ötelerin Öğütücüsü sesim Sheol’ün[5] hudutsuz sahrasında

Gak gak Zamanın çağrısı kiralanmış ayak ve kanat evrende bir an

Rab Rab gökte bir yankı dağınık yapraklar arasında esen rüzgar hatıranın gürleyişi

gak gak bütün yıllar doğumum bir düş gak gak New York otobüs kopmuş ayakkabı uçsuz bucaksız lise gak gak Rabb’in tüm Görüntüleri

Rab Rab Rab gak gak gak Rab Rab Rab gak gak gak Rab

 

NY 1959

 

[1]YPSL: Young People’s Socialist League. Amerika Sosyalist Partisi’nin gençlik kolu. (ç.n.)

[2]Parcae: Antik Roma dininde kader tanrıçaları. (ç.n.)

[3]CCNY: City College of New York (ç.n.)

[4]Miltz: İnek dalağıyla yapılan bir yemek. (ç.n.)

[5]Sheol: Eski Ahit’e göre ölülerin gittiği yer (ç.n.)