yapacak bir şey olmadığı yapacak çok şey olduğu anlamına gelir

winans.jpg

http://www.rob389.com/charles-bukovski-ve-yeralti-devrimi-a-d-winans/dp/tr/11/9786059486385

Devasa ve yıllar süren çok içeriden ve gerçek bir Bukowski güncesi…

Amerikan yeraltı yayımcılığını, doğumundan itibaren gözlemlemiş efsane bir kayıt…

A. D. Winans, San Franciscolu şair ve yazar. Şiirleri ve düzyazıları dünya çapında beş yüzden fazla edebiyat dergisinde ve antolojide yayımlanmıştır. North Beach Poems ve / Kiss The Feet OfAngels dahil olmak üzere, 30 adet şiir ve düzyazı kitabının yazarıdır. 1972-1989 yılları arasında editörü olduğu Second Corning dergisini yayımladı. Second Corning, 1974 yılında, şu anda koleksiyonluk bir parça olan, özel bir Charles Bukowski sayısı bastı. Sonraki yıllarda Second Corning, Bukovvski’yi düzenli olarak yayımlamaya başladı ki, bu da iki yazar arasında 17 yıldan fazla süren bir arkadaşlıkla sonuçlandı. Bu kitap bu iki adam arasındaki Bukovvski’nin ölümüne –Mart 1994’e– dek süren ilişkiyi düzensiz tutulmul bir günlük kıvamında, yer zaman kısa tekrarlar ve rutinlerle anlatır. Winans alt yapısı olan ve süreçle zihnen ve kalben ilintili okur için çok keyfli, olup bitenlerden habersiz “ergen” okur içinse “garip” bir parça bırakmıştır ortaya!

İçerdeki şiirler ise:
“Postcard for Charles Bukowski” ilk olarak Stance’te yayımlandı. “For All Those Kids Who wrote Poems For Charles Bukowski” ise ilk olarak Caffeine’de yayımlanıp, daha sonrasında Free Thought Press tarafından tekrar yayımlandı. “Poem For the Old Man” ilk olarak Beat Scene tarafından yayımlandı. “Visiting Folsom Prison”i ilk olarak Southern Ocean Review (Yeni Zelanda) yayımladı. Bu şiirlerin bazıları daha sonra bir Lummox Press tarafından cepkitabı olarak yayımlandı.

Kitap bir bütün olarak başka bir dünya ülkesinde ilk defa yayımlanıyor, ve başka bir dile (Türkçe) ilk defa çeviriliyor…

Reklamlar

Okült, Cadıcılık, Karabüyü, Satanizm, RockNRoll, LSD Underground Poetix 10.Yıl Özel

UP 10 37.jpg

http://www.rob389.com/okult-cadicilik-karabuyu-satanizm-rocknroll-lsd-senol-erdogandeniz-/dp/tr/11/9786059486439

10.yıl özel:

6 ayrı kitap bir arada!
– Erik DavisLovecraft‘ın otopsisini tamamlamak için Edgar Allan Poeve Aleister Crowley’den yardım alarak “Büyü”nün kültürel antropoloji rehberini hazırlıyor. Sanat, din ve okültizm açısından incelenen Cthulhu’nun günümüz dijital ortamında yeniden çağrılma ritüeli için önden buyurun.

– Hakim Bey (Peter Lamborn Wilson) hakkında uzun süredir ortalığı yoklamıyorduk dedik ve Haşhaşilerin, doğal olarak Hasan Sabbah’ın içerisinde yer aldığı popüler kültürden, güncel siyasete uzanan anekdotlardan sıyrılarak başka bir anlatıyı sizlere sunmak istedik. Toplumun lanetlediği ve geçmişe gömdüğü bu mit, bugün medyanın ve imgesel yıkımın eşiğinde, Bakunin ile Baudrillad’ı bir araya getirerek tekrar karşımıza çıkıyor.

– Gary Lachman, Charles Manson ve Woodstock konserlerinden başlayarak New Age öğretileriyle yoğrulan bir dönemde yeni Cadılık biçimlerini anlatıyor. UFO’lardan, the Beatles‘a, Mick Jagger‘dan, Marianne Faithfull‘a hepsinin büyük Cadı Kazanı’nın birer parçası olduğunu görmeye hazır olun. Çünkü siz buna değersiniz.

– Julius Evola yaşadığı süreç içerisinde modern toplumun okumalarını başka kanallar aracılığıyla gerçekleştirdi. Aynı zamanda yeni tarih yazının köşelerini belirlediği – pozitivist temellerinden kopan, eleştirel ve farklı bakış açılarını toplayan metinleriyle ses getirdi. “Okült Savaş” ile bu fikirlerin teorik çatısından haberdar olurken yazarın hayatı için de Michael Moynihan’ın biyografik incelemesi bize kılavuzluk edecek.

– Tüm tutarsızlıkları, soru işaretleri ve hayatı kadar kompleks metinleriyle Timothy Leary, ne dersek diyelim, çoğu kişinin masaya oturup yazmasını sağlayan kişidir. Peki 60’ların “barış” söylemini alarak halüsinatif, dini ve politik bir vizyona oturtup farklı bir sunum yaratan Leary, dünyanın bir diğer en tehlikeli insanı olan Aleister Crowley ile buluşursa ne olur? Elbette kozmosun en karanlık öykülerinden biri ortaya çıkar.

– Peki günümüze kadar uzanan Büyü’nün güncel motivasyonları nelerdir? Tarihten nasıl rol çalar? Zamanın başlangıcından beri içimizde olan bir şey, neden dışlanmış ve hor görülmüştür? Cadıların engizisyon işkencelerinden günümüze uzanan şanlı direniş tarihini Tau Greenfield’ın kaleminden okuyun.

– Bir dahaki sayıda görüşmek üzere. Elbette matbaa gizemli bir şekilde alev alıp, hepimiz lanetlenmezsek…

UP XIV öldü, yaşasın yeni Underground Poetix!

ULUMA / HOWL – KADDISH

howl kaddish.jpg

http://www.rob389.com/howl-kaddish-ve-oteki-siirler-allen-ginsberg/dp/tr/11/9786059486415

Jack Kerouac, Amerikan yazınının yeni Buddhası, 1951–1956 yılları arasında yazılan on bir kitabında da dahiliği hemen hemen ortaya çıkarttı -On the Road, Visions of Neal, Dr. Sax, Springtime Mary, The Subterraneans, San Fransisco Blues, Some of the Dharma, Book of Dreams, Wake Up, Mexico City Blues,  Visions of Gerard- spontane bir bop ölçüsü ve orijinal klasik bir literatür yarattı.

Birçok cümle ve Howl’un başlığı adını ondan aldı.

 

William Seward Burroughs, Çıplak Şölen isimli herkesin çılgına döndüğü ebedi bir roman yazdı.

 

Neal Cassady, The First Third’ün yazarı, bu tek kitabında Buddha’nın ışığında otobiyografisini yazdı.

 

Tüm bu kitaplar Cennet’ten çıktı.

gürültü sanatı.jpg

http://www.rob389.com/gurultu-sanati-luigi-russolofrance/dp/tr/11/9786059486408

 

İtalyan Fütüristlerin müzik ve gürültü manifestoları gelenekçiliğe karşı açılan ses savaşının planını, azami akustik yıkım için kurulan makinelerle çalınan ve mevcut tüm değer sistemlerinin doğru olmadığını kanıtlamayı hedefleyen yeni bir radikal gündem oluşturmuştur. Gürültü Sanatı bunları ve diğer yazıları Türkçe’de ilk defa bir araya getirerek, modern gürültü müziğinin temellerinin aslında bir yüzyıl önceye nasıl dayandığını göstererek Fütürist düşüncenin ve onun en dayanıklı, belirgin miraslarının iç yüzünü değer biçilemez bir şekilde göstermiştir ve Fütürist resmi tamamen anlamak için gürültü sanatını anlamanın nasıl kilit noktası olduğunu açıklamıştır.

Gürültü Sanatı beş önemli Fütürist manifesto içerir: Luigi Russolo’dan Gürültülerin Sanatı ve Fütürist Gürültü Makineleri, Balilla Pratella’dan Fütürist Müzisyenler Manifestosu, Fütürist Müziğin Teknik Manifestosu ve Kuadratürün Yıkımı; ek olarak Carlo Carrà‘dan ilgili duyusal manifesto Seslerin, Gürültülerin ve Kokuların Resmi; Bruno Corra’nın Renkser Müzik üzerine notları; Ferruccio Busoni’nin öngörülü ve etkileyici yazısı Ses Sanatının Yeni bir Estetiği için Taslak; Fütürist müzik ve onun mirası hakkında tarihsel bir tanıtım; ve Fütürist müziğin ve gürültünün kronolojisi.

“Yeni, muhteşem müzikte makineler de gerekli olacak”
Ferruccio Busoni, 1906

“Müzik kalabalıkların, büyük endüstriyel tesislerin, trenlerin, transatlantiklerin, savaş donanmalarının, arabaların ve uçakların ruhunu temsil etmelidir. Müzikal şiirin harika merkezi temalarına makinenin alanını ve elektriğin muzaffer krallığını eklemelidir” Balilla Pratella, 1911

DADA

dada şansonları.jpg

http://www.rob389.com/dada-sansonlari-tristan-tzara/dp/tr/11/9786059486392

 

Tadımlık:

Denizci

 

tek bacaklı bir kadınla sevişiyor

hint işi bir yüzük kadar dar

muskaya sürttüğü göbeği açılmış

 

alçak ve uzun hayvanların terk ettiği

iç dünyanda tüten lambalar var

mavi bal bataklığında

sürünüyor bir kedi bir Flaman tavernasının altınında

bum bum

bir sürü kum sarısı bisikletli

‘châteauneuf des pape’ şarapları

kovalar dolusu bok var önünde

mbaze mbaze bazebaze mleganga garoo

çabucak içime akıyorsun

geminin iç organlarındaki kangurular

bekle izlenimlerimi sıraya koyayım önce

seyyahlar oturmuş suyun kıyısında demleniyor

sok parmaklarını prize ki ışıklar patlasın el bombaları gibi

kara akbaba gözlüyor bizi — zekiler hayvanat bahçesine dönmelisin

kara akbaba kök salıyor ülser turuncusu gökyüzünde

nereye gidiyorsun

hokkabaz değirmenin saç modelleri tüm deniz kartalları

çürümüş

eggnog

AMERİKA * ALLEN GINSBERG

 

http://www.rob389.com/amerikanin-dususu-allen-ginsberg/dp/tr/11/9786059486361

 

TADIMLIK:

LÜTFEN EFENDİM

 

Lütfen efendim yanağınıza dokunabilir miyim

lütfen efendim huzurunuzda eğilebilir miyim

lütfen efendim izin verin mavi pantolonunuzu çözeyim

lütfen efendim altın tüylü belinizi seyredeyim

lütfen efendim şortunuzu indirebilir miyim

lütfen efendim çıplak baldırınızı gözler önüne serin

lütfen efendim sandalyenizin altında kıyafetlerimi çıkarabilir miyim

lütfen efendim ruhunuzu ve ayak bileklerinizi öpebilir miyim

lütfen efendim dudaklarınıza kaslı sert tüysüz baldırınıza

dokunabilir miyim

lütfen efendim izin verin yaslayayım kulaklarımı karnınıza

lütfen efendim izin verin sarayım kollarımı beyaz kıçınıza

lütfen efendim kıvırcık sarı tüylerle kaplı kasığınızı yalamama

izin verin

lütfen efendim izin verin dilimi gül pembesi göt deliğinize

dokundurayım

lütfen efendim suratımı taşaklarınıza bastırabilir miyim

lütfen efendim, gözlerime bakın

lütfen efendim beni zorla yere yatırın

lütfen efendim bana o kalın sapınızı yalamamı söyleyin

lütfen efendim sert ellerinizle dokunun tüylü kel kafatasıma

lütfen efendim bastırın ağzımı dikilmiş-kalbinize

lütfen efendim bastırın suratımı göbeğinize, çekin beni yavaşça

güçlü baş parmağınızla

ahmak sertliğiniz gırtlağımı doldurana kadar

hassas eti damarlı kalkık şeyinizi yutup & tadına bakana dek

Efendim itin omuzlarımdan bakın gözlerime &

masanın üstünde domaltın beni

lütfen efendim tutun bacaklarımdan kaldırın kıçımı gövdenize

lütfen efendim boynumda elinizin sertliği arkama doğru

kayan avucunuz

lütfen efendim itin beni, ayaklarım sandalyede, deliğim

tükürüğünüzün nefesi & parmağınızı hissedene dek

lütfen efendim söyletin bana Lütfen Efendim lütfen şimdi

sikin beni

Efendim yağlayın taşaklarımı ve ağız tüylerimi tatlı vazelinle

efendim lütfen sıvazlayın sapınızı beyaz kremlerle

lütfen efendim dokundurun sikinizin başını kırışıklı

öz deliğime

lütfen efendim ittirin nazikçe, göğsümün etrafından dirsekleriniz

kollarınız belime iniyor, penisim parmaklarınıza değiyor

lütfen efendim sokun içime ufak, ufak

lütfen efendim sokun bir çekmece gibi arkama

& lütfen efendim sallayın kıçımı girsin diye iyice

hortumunuz

kıçımın yarısı bacaklarınızı sarana, sırtım eğilene dek

tek başıma yatarken, küt küt atan kılıcınız içimde

lütfen efendim çıkarın yavaşça ve yuvarlanın yanıma

lütfen efendim yapın hamlenizi sonra çıkarın ucuna kadar

lütfen lütfen efendim sikin beni yine, lütfen sikin beni

lütfen

Efendim sokun dibine canım yanana dek, yumuşaklığı

Yumuşaklığı lütfen sevişin kıçımla, bir kız gibi sikin beni iyice

lütfen

narince tutun beni efendim alın beni,

& sokun belime o tatlı telaşlı sıcak şeyi,

ıssızca parmakladın Denver ya da Brooklyn ya da Paris’in

otoparklarında becerdiğin bakireler

lütfen efendim sürün aracınızı içime, aşk damlalarından bedeni,

ter sikişi

narinliğin bedeni, verin içime köpeği daha hızlı sikin beni

lütfen efendim inletin beni masanın üstünde

İnliyorum Ah Lütfen efendim öyle sikin beni

ritmik heyecan & geri çekip sektir & ittir ileriye

göt deliğim çözülüp masa üstünde çiftleşmeyi bekleyen

bir köpek gibi

lütfen efendim köpek gibi çağırın beni, göt canavarı, ıslak deliğim,

& daha şiddetli sikin beni, avuç içleriniz kafamın etrafında

arkasında saklı gözlerim

& acımasızca indirin aşağı kırbacı yumuşak kaygan balığın içinden

& beş saniye içinde fışkıracak içimden sıcaklığı meninizin

tekrar, tekrar, dövün içimde isminizi haykırırken seviyorum sizi

lütfen efendim

 

                                                                            Mayıs 1968

 

köksü bitkiler ve endüstriyel atık yağların “yeraltı” “edebiyat”ı üzerine etkileri -ş.

undisciminate_full_background.jpg

iş bu yazı kaynaksız bir line-up patchwork’dür.

“bir şeyi konuşmak”taki sınıf sorunu, önce “neden bir şeyi konuşmak durumundayız”, motivasyonumuz nedir, hangi dinamikler vasıtasıyla hareket ediyoruz –da buradayız, konuşuyoruz, neden hala ya da defalarca –hatta bazıları bazen aynı metinlerle- konuşur –buna devam eder, devam eder konuşmaya…  Bilginin gücü doğruluğundadır. Yalan geçer akçe olduğu yerde dahi değersiz ve geçersizdir. Hatalı bilgi güçsüz değildir. Mesela faşizm hatalı lakin çok güçlüdür. Lakin hükmü geçersiz kılınır, er yada geç.. Tıpkı aklı kıtın faşizanlığı ve faşist bir imge peşine fanatik olarak düşmesince, yanlış, hatalı, basit, vasat, yetersiz bilgi peşine de öyle düşer tebaa. Popüler kültür kapitalizmi sırf bu yüzden faşist, tüketicisi ise faşizandır. Walter Benjamin için sanat eserlerinin ve konutların seri üretimi, endüstri devriminin kitlelere verdiği özgürleştirici bir hediyeyken, Heidegger onları mesken tutmaktan bir parça daha uzaklaştıran bir kara talih olarak okuduğunu yazmış. Kitap bir mekan olduğunca meskendir de, kültürün meskeni, tüm çok anlamlılıklarla! Aslında kitabın nesne olarak üretimi ile mesken olarak içerdiği bilgiyi işaret eden kültürlerle direk ilgisi vardır, hadise buradadır. Diğer yandan da Benjamin modernliğin kazancı olarak nitelendireceği çoğaltım tekniği yanında auranın yitimi, kaybolan özgünlük kaygılarını da dile getirir. Ancak Taut gibi aynı aurayı seri üretim içinde arayanların varlığı da aklın bir kenarında kalmalıdır. Genç bir arkadaşa iç göç ile okuma problemi arasındaki bağlardan söz ederken konuyu bir göç olarak çeviriye ve kültüre getirme noktasında devam edebilmek adına ne denli fazla eksik var bilgi adına sezinleyip bambaşka bir şeylerden konuşmaya başlıyorum.. nomadik bir bilgiye ve onu taşıyabilecek “dilsiz” nesnelere ve üretimlerine varmamı dinleyen imkansızlaştırıyor.. Biz Türkiye’de çevirideki yabancıyız. “bizim” olanı dahi  “çevirmek” durumunda kalma gerçeğimiz de burada başka bir çizgi, saha, salt Osmanlıca metinlerin sadeleştirilmesi ya da Türkçeleştirmesinden bahsetmiyorum, bilginin yetersizliği babında özelikle şimdiki WEB çağında Türkçe dile getirilen bir cümle için dahi Türkçe izahata gereksinim duyulduğu gerçeğini dile getiriyorum. Bizde çevirinin özgürleştirici yanı ne yazık ki varlık gösterebilecek coğrafi kültürel düzeyde değil, sömürücü yanıyla daha belirginleşir diğer yandan. Lakin bunu zaten özgürleşemeyen metin zorunlu kılar. Dönüştürücü gücün yoksunluğu kendiliğindenin eksikliği çeviriyi sürdürülebilir hale getirecek dinamonun kurulmamış olmasındandır. Bizde çevrilen kültür değil daha çevrilen metin dahi berzahtadır. Metnin senin ana dilinde mültecileşmesi ve asıl o kültürün senin toprağındaki göçmenliğin “sende” yarattığı zemin ve donanım sorunları vardır! Çeviri bizi işgal dahi edemez, edemez zira virüsünü yayabileceği kültür bizde yok, zeminsiziz biz, etsiziz. Niteliksiz tüketici bana cehalet ve kültür kelimesinin iç içe geçmiş bir formunu düşündürüyor, kendini bilinçli adleden birey ya da oluşturmaya çalıştıkları yapı ya da yapılarda bir iç çöküş var: bu yapıya yaklaşmak korkunç bir his ve acı: bunlar kültür göçünün tüm enkazının altında kaçak villa simülasyonlarının yanılsaması ile küçük geçici bölgecikler kuruyorlar, TAZ gibi değil ama, bunlar tamamen içe dönük küçük burjuvalar. Aslında bunlar işletmeci olmaya heves eden iktisadi ensest yapılanmalar, ebeveyn sermayecileri,  çalışma gereği olmayan komünal aruzlu kredi kartı azınlığı…  Bunların ürettikleri ile sözde ürettiklerini sundukları sözde mekanlara gittiğimizde tüketenlerinin de kendileri ve en uzağının klanın benzeri diğer klan bireyleri olduğunu görmekle kalmaz, “sahne” sunan mekanların da aynı yapıdan türediğini bile biliriz, bunlar ekonomik özerkliklerin özürlü çocukları. Ailelerine ve alt ekonomik sınıflara –gerçek üreten ve gerçek tüketenlere- göstermek istedikleri soyut çükleri var.  Bunlar egolarını kendi dışkıları ile besler ve birbirlerinin yaşam döngüsünü sürdürmeye yardımcı olur, bunlar kök yapıları gereği “devletçi”dirler. Bunların bir de zamansız “deadline”ları vardır, çizgi üzerinde ölür giderler, başka sevdalara, yeni lego setlerine yönelirler. Mesela perma kültüre giriş yapıp asla çıkamayabilirler de. Kapitalizmin alt ve karşı olandan beslenmesi bağlantısıyla elit üreyişler devri daimdir, üretici ve tüketici rolleri kısa mesafelerde değişir.. bir üretme ve tüketme arzusu problemi. Yaratıyı hazmedememe ile ilintili olarak gelişen. Bu bir mide değil bir zihin sorunu elbette. Tüm organlarıyla kültürde eksikcumhuriyetin ve onun sürdürülemeyen devrim yapılarının kişilik sorunlarında izleri görülür. Hatta başka bir ideoloji kendi çiftliğinde bu eksik üzerinden yeni bir devlet yapılanmasına giderken bu kültürsüzlüğü kendi iç dinamiklerinde enerjiye dönüştürür. O. Paz, bize dünyanın çevirinin çevirisinin çevirisi olarak verildiğini söylerken aynı zamanda şu an yaşaya gittiğimiz politik kültürel yapının üzerinden bunu modeller –o değil biz.  Sahi nereden çevrildik: bu, dünyanın yaşıyla aynı uzunlukta bir hikaye lakin, en yakın bir imparatorlukla başlayabiliriz, zira bir imparatorluktan çevrildik, neye çevrildik sorusuna teknik olarak bir cevap var cumhuriyet, lakin çarkları çalışan bir mekanizma yok elimizde, yani bu çevirimde dahi bir çevrilememe durumunun ağır varlığı üzerimizde, nasıl çevrildiğimizi ise yanlış doğru tarih anlatıları ortaklığıyla herkes bilebilir durumda elbet, evet ne yazık ki çöpe giden bir çeviriyiz. Aslında şehirciliğin ilk örneklerinden ve ilk konut dönüşümlerinden ve bunların başarısızlıklarından, ve bu başarısızlıkların şu anki politik ekonomik tekrarlarının birilerince sözde başarısından yola çıkarsak şu ana dek sadece bataklığın derinliğinin arttığını söylemek tek doğru olacaktır. Çeviri bir akıştır ve akış ile var olur, kültürün akışıyla! Kültürün akışı için önce kültürün varlığından söz edebilir olmalıyız elbette ki, akabinde akışı sağlayacak bireylerin ve ortaya koymaları gereken aparat ve yapıların geçerliliğinden.. öteki ile berikin karıştığı bu arenada bahsi edilenlerden dolayı bir akışın var edilmiş bile olsa devamlılığının olmadığı gerçeği bizi daha önce birilerinin farklı şekillerde anlattığı aralara kaçaklara cereyanlara vs vs svs götürür, yapı anlamında da, kaçaklara gecekondulara ya da işgallere de gidebilir, hacklerle varlık bulan “yapay burjuva” squatlarına dahi, zira akışın önü milleti ve devletince kapanıp bir toplumsal körlüğe, bir politik tümöre ve ölüme dönüşse dahi kültürü olması gerektiği akışla akışta sürdürecek sürdüren yapılar kendiliğinden oluşur –ki bu esnada kuyruğunu yutan yılan da devreye girer ve bu yapıların da içinden türeyen anlayamama duvarları kendilerini akış ilan ederek yazının en başına döndürür bizi..  Toprak bütününün kendisini “yabancı” olana açması çeviridir. Bu kıyaslama’yı da içerir. Kültürel zenginleşme oluşurken yetersiz beslenen birey ve toplumu ya da kısım diyelim ona doğal olarak sağlık sorunları yaşar. Bizdeki okurun yazara yaklaşması yeni bir okur problemi değil donanım yoksunluğudur.  Nasıl ki kitap basılı bir nesneden çok öte bir şeyse tıpkı okuma kavramının da öteliğince çeviri kavramı da vasat kulağın aşinalığından çok ötelerdedir. Dilin de çok ötesinde. Çeviri var olan tüm nakil, nakliyat türevlerini içinde tutandır. Sıfırdan bir yaşamı toprağın üzerinde ancak o kurar. O kurmuştur. Aslında eksik olandan başka tam olan yok dediğim bir yer burası. Eksik derken, Derrida için, eksik kalmanın zorunluluğu bu, bitirmenin, bütünleştirmenin, doyurmanın imkansızlığını, başka bir sistemi kendininki içinde eritmenin bir deneyiminin de çeviri olduğunu anımsarken aynı varlar ve aynı yoklar duruyor insanın karşısına gene, ama bu daha “başarı”ya yakın, kaldı ki başarı dediğimiz belki de yoklar listesinde. İmkansızlıklar sayesinde yarı kalmışlıklar ve mutasyonlar. Belki de bu tek sürdürülebilir olan. Sonsuz savaş yani! O zaman Benjamin’in bi yerlerine saklanıp soğuk bir şeyler içmeye gidelim, büyük bir dilin küçük ve bozuk hanesine, ama onlar buramıza giremez…  Belki de “amaçlanan”ı bulamayışa yaşam adını vermişlerdir.

yazarken çalan okunurken dinlenilebilir olan

undisciminate_full_background.jpg