köksü bitkiler ve endüstriyel atık yağların “yeraltı” “edebiyat”ı üzerine etkileri -ş.

undisciminate_full_background.jpg

iş bu yazı kaynaksız bir line-up patchwork’dür.

“bir şeyi konuşmak”taki sınıf sorunu, önce “neden bir şeyi konuşmak durumundayız”, motivasyonumuz nedir, hangi dinamikler vasıtasıyla hareket ediyoruz –da buradayız, konuşuyoruz, neden hala ya da defalarca –hatta bazıları bazen aynı metinlerle- konuşur –buna devam eder, devam eder konuşmaya…  Bilginin gücü doğruluğundadır. Yalan geçer akçe olduğu yerde dahi değersiz ve geçersizdir. Hatalı bilgi güçsüz değildir. Mesela faşizm hatalı lakin çok güçlüdür. Lakin hükmü geçersiz kılınır, er yada geç.. Tıpkı aklı kıtın faşizanlığı ve faşist bir imge peşine fanatik olarak düşmesince, yanlış, hatalı, basit, vasat, yetersiz bilgi peşine de öyle düşer tebaa. Popüler kültür kapitalizmi sırf bu yüzden faşist, tüketicisi ise faşizandır. Walter Benjamin için sanat eserlerinin ve konutların seri üretimi, endüstri devriminin kitlelere verdiği özgürleştirici bir hediyeyken, Heidegger onları mesken tutmaktan bir parça daha uzaklaştıran bir kara talih olarak okuduğunu yazmış. Kitap bir mekan olduğunca meskendir de, kültürün meskeni, tüm çok anlamlılıklarla! Aslında kitabın nesne olarak üretimi ile mesken olarak içerdiği bilgiyi işaret eden kültürlerle direk ilgisi vardır, hadise buradadır. Diğer yandan da Benjamin modernliğin kazancı olarak nitelendireceği çoğaltım tekniği yanında auranın yitimi, kaybolan özgünlük kaygılarını da dile getirir. Ancak Taut gibi aynı aurayı seri üretim içinde arayanların varlığı da aklın bir kenarında kalmalıdır. Genç bir arkadaşa iç göç ile okuma problemi arasındaki bağlardan söz ederken konuyu bir göç olarak çeviriye ve kültüre getirme noktasında devam edebilmek adına ne denli fazla eksik var bilgi adına sezinleyip bambaşka bir şeylerden konuşmaya başlıyorum.. nomadik bir bilgiye ve onu taşıyabilecek “dilsiz” nesnelere ve üretimlerine varmamı dinleyen imkansızlaştırıyor.. Biz Türkiye’de çevirideki yabancıyız. “bizim” olanı dahi  “çevirmek” durumunda kalma gerçeğimiz de burada başka bir çizgi, saha, salt Osmanlıca metinlerin sadeleştirilmesi ya da Türkçeleştirmesinden bahsetmiyorum, bilginin yetersizliği babında özelikle şimdiki WEB çağında Türkçe dile getirilen bir cümle için dahi Türkçe izahata gereksinim duyulduğu gerçeğini dile getiriyorum. Bizde çevirinin özgürleştirici yanı ne yazık ki varlık gösterebilecek coğrafi kültürel düzeyde değil, sömürücü yanıyla daha belirginleşir diğer yandan. Lakin bunu zaten özgürleşemeyen metin zorunlu kılar. Dönüştürücü gücün yoksunluğu kendiliğindenin eksikliği çeviriyi sürdürülebilir hale getirecek dinamonun kurulmamış olmasındandır. Bizde çevrilen kültür değil daha çevrilen metin dahi berzahtadır. Metnin senin ana dilinde mültecileşmesi ve asıl o kültürün senin toprağındaki göçmenliğin “sende” yarattığı zemin ve donanım sorunları vardır! Çeviri bizi işgal dahi edemez, edemez zira virüsünü yayabileceği kültür bizde yok, zeminsiziz biz, etsiziz. Niteliksiz tüketici bana cehalet ve kültür kelimesinin iç içe geçmiş bir formunu düşündürüyor, kendini bilinçli adleden birey ya da oluşturmaya çalıştıkları yapı ya da yapılarda bir iç çöküş var: bu yapıya yaklaşmak korkunç bir his ve acı: bunlar kültür göçünün tüm enkazının altında kaçak villa simülasyonlarının yanılsaması ile küçük geçici bölgecikler kuruyorlar, TAZ gibi değil ama, bunlar tamamen içe dönük küçük burjuvalar. Aslında bunlar işletmeci olmaya heves eden iktisadi ensest yapılanmalar, ebeveyn sermayecileri,  çalışma gereği olmayan komünal aruzlu kredi kartı azınlığı…  Bunların ürettikleri ile sözde ürettiklerini sundukları sözde mekanlara gittiğimizde tüketenlerinin de kendileri ve en uzağının klanın benzeri diğer klan bireyleri olduğunu görmekle kalmaz, “sahne” sunan mekanların da aynı yapıdan türediğini bile biliriz, bunlar ekonomik özerkliklerin özürlü çocukları. Ailelerine ve alt ekonomik sınıflara –gerçek üreten ve gerçek tüketenlere- göstermek istedikleri soyut çükleri var.  Bunlar egolarını kendi dışkıları ile besler ve birbirlerinin yaşam döngüsünü sürdürmeye yardımcı olur, bunlar kök yapıları gereği “devletçi”dirler. Bunların bir de zamansız “deadline”ları vardır, çizgi üzerinde ölür giderler, başka sevdalara, yeni lego setlerine yönelirler. Mesela perma kültüre giriş yapıp asla çıkamayabilirler de. Kapitalizmin alt ve karşı olandan beslenmesi bağlantısıyla elit üreyişler devri daimdir, üretici ve tüketici rolleri kısa mesafelerde değişir.. bir üretme ve tüketme arzusu problemi. Yaratıyı hazmedememe ile ilintili olarak gelişen. Bu bir mide değil bir zihin sorunu elbette. Tüm organlarıyla kültürde eksikcumhuriyetin ve onun sürdürülemeyen devrim yapılarının kişilik sorunlarında izleri görülür. Hatta başka bir ideoloji kendi çiftliğinde bu eksik üzerinden yeni bir devlet yapılanmasına giderken bu kültürsüzlüğü kendi iç dinamiklerinde enerjiye dönüştürür. O. Paz, bize dünyanın çevirinin çevirisinin çevirisi olarak verildiğini söylerken aynı zamanda şu an yaşaya gittiğimiz politik kültürel yapının üzerinden bunu modeller –o değil biz.  Sahi nereden çevrildik: bu, dünyanın yaşıyla aynı uzunlukta bir hikaye lakin, en yakın bir imparatorlukla başlayabiliriz, zira bir imparatorluktan çevrildik, neye çevrildik sorusuna teknik olarak bir cevap var cumhuriyet, lakin çarkları çalışan bir mekanizma yok elimizde, yani bu çevirimde dahi bir çevrilememe durumunun ağır varlığı üzerimizde, nasıl çevrildiğimizi ise yanlış doğru tarih anlatıları ortaklığıyla herkes bilebilir durumda elbet, evet ne yazık ki çöpe giden bir çeviriyiz. Aslında şehirciliğin ilk örneklerinden ve ilk konut dönüşümlerinden ve bunların başarısızlıklarından, ve bu başarısızlıkların şu anki politik ekonomik tekrarlarının birilerince sözde başarısından yola çıkarsak şu ana dek sadece bataklığın derinliğinin arttığını söylemek tek doğru olacaktır. Çeviri bir akıştır ve akış ile var olur, kültürün akışıyla! Kültürün akışı için önce kültürün varlığından söz edebilir olmalıyız elbette ki, akabinde akışı sağlayacak bireylerin ve ortaya koymaları gereken aparat ve yapıların geçerliliğinden.. öteki ile berikin karıştığı bu arenada bahsi edilenlerden dolayı bir akışın var edilmiş bile olsa devamlılığının olmadığı gerçeği bizi daha önce birilerinin farklı şekillerde anlattığı aralara kaçaklara cereyanlara vs vs svs götürür, yapı anlamında da, kaçaklara gecekondulara ya da işgallere de gidebilir, hacklerle varlık bulan “yapay burjuva” squatlarına dahi, zira akışın önü milleti ve devletince kapanıp bir toplumsal körlüğe, bir politik tümöre ve ölüme dönüşse dahi kültürü olması gerektiği akışla akışta sürdürecek sürdüren yapılar kendiliğinden oluşur –ki bu esnada kuyruğunu yutan yılan da devreye girer ve bu yapıların da içinden türeyen anlayamama duvarları kendilerini akış ilan ederek yazının en başına döndürür bizi..  Toprak bütününün kendisini “yabancı” olana açması çeviridir. Bu kıyaslama’yı da içerir. Kültürel zenginleşme oluşurken yetersiz beslenen birey ve toplumu ya da kısım diyelim ona doğal olarak sağlık sorunları yaşar. Bizdeki okurun yazara yaklaşması yeni bir okur problemi değil donanım yoksunluğudur.  Nasıl ki kitap basılı bir nesneden çok öte bir şeyse tıpkı okuma kavramının da öteliğince çeviri kavramı da vasat kulağın aşinalığından çok ötelerdedir. Dilin de çok ötesinde. Çeviri var olan tüm nakil, nakliyat türevlerini içinde tutandır. Sıfırdan bir yaşamı toprağın üzerinde ancak o kurar. O kurmuştur. Aslında eksik olandan başka tam olan yok dediğim bir yer burası. Eksik derken, Derrida için, eksik kalmanın zorunluluğu bu, bitirmenin, bütünleştirmenin, doyurmanın imkansızlığını, başka bir sistemi kendininki içinde eritmenin bir deneyiminin de çeviri olduğunu anımsarken aynı varlar ve aynı yoklar duruyor insanın karşısına gene, ama bu daha “başarı”ya yakın, kaldı ki başarı dediğimiz belki de yoklar listesinde. İmkansızlıklar sayesinde yarı kalmışlıklar ve mutasyonlar. Belki de bu tek sürdürülebilir olan. Sonsuz savaş yani! O zaman Benjamin’in bi yerlerine saklanıp soğuk bir şeyler içmeye gidelim, büyük bir dilin küçük ve bozuk hanesine, ama onlar buramıza giremez…  Belki de “amaçlanan”ı bulamayışa yaşam adını vermişlerdir.

yazarken çalan okunurken dinlenilebilir olan

undisciminate_full_background.jpg

Reklamlar