Levent Yılmaz ile Yüksel Arslan’ın Retrospektif Sergisi Üzerine

60.jpg
http://santralistanbul.org/press/show/levent-yilmaz-ile-yuksel-arslanin-retrospektif-sergisi-uzerine/tr/

Yüksel Arslan, 1933 yılında Eyüp’ün Bahariye semtinde dünya gelmiştir. Çevresinde bulunan kiremit, çiçek, ot vs. gibi materyalleri kullanarak ilk resimlerini daha küçük yaşlarda oluşturmaya başlayan Arslan, 1955’de İstanbul Maya Galerisi’nde “İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü” adlı ilk sergisini düzenledi.

 

Anadolu’ya yaptığı gezilerde kök boya yapım tekniklerini öğrenen Sanatçı; bal, toprak, yağ, kemik iliği, yumurta akı, kan, sidik gibi doğal malzemeleri kullanmaya başladı. Resimlerini biçimlendiren temel ilke resmin bir amaç değil, düşüncenin hizmetinde bir araç olduğu ve düşüncenin somutlaşması inancıydı. Askerlik görevini tamamlamasının ardından 1959 yılında, yine İstanbul’da erotik temalara yer verdiği Phallisme Dizisi’ni içeren ikinci sergisini açtı.

 

Aynı yıl Raymond Cordier ve Andre Breton tarafından Paris’e davet edildi ve 1961 ‘de de bu şehre yerleşti. 1962’de üçüncü kişisel sergisini düzenledi. Eserlerine “Arture” adını verdi. Bu sözcük Art ve Fransızca’daki peinture ve architecture sözcüklerinde yer alan -ure ekinin birleştirilmesinden oluşan, kendi icadı olan bir tanımlamaydı.

 

Arslan, 1965 yılında Arture Dizisi’ni oluşturan Kopenhag ve Berlin sergilerini düzenledi. Sonralarda Paris’e dönerek Arture çalışmalarına yoğunlaştı ve bir sergi daha açtı. 1967’de biri İstanbul’da diğeri de Ankara’da olmak üzere iki sergi açan sanatçı aynı yıllarda Karl Marx’ın Das Kapital’ini resimlemeye başladı ve çalışmaları 1975’te kitap haline getirildi. 1981 ‘de Paris, Galerie Jean Briance’deki sergisi nedeniyle Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’ne layık görüldü. 2002 yılında ise Arslan uzun bir aradan sonra İstanbul Dirimart Sanat Galerisi’nde izleyici ile buluştu. Sanatçı çalışmalarını halen Paris’de sürdürmektedir.

 

Yudum Sayın » Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Daha önce herhangi bir sergide küratör olarak yer aldınız mı? Bu retrospektif sergiyi düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?

Levent Yılmaz » Bu sergi için küratörlük yaptım ama aslında küratörlük yapmıyorum. Yüksel Arslan’ın arkadaşıyım. Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Doçentlik görevimi sürdürüyorum. Ama bütün bunlar olmadan önce Ankara’da 1989’da Ali Artur’la beraber, Sanart adında bir proje gerçekleştirdik. Aslında, ben de orada Ali’yle beraber birçok sergi hazırlamıştım. Daha sonra yurtdışına gittim. Orada resim ve sanat alanında işlerim oldu ancak küratöryal anlamda bilgim yoktu. Paris’te bir iki Abidin Dino Sergisi’nde yer aldım ama onun dışında açıkçası bu işlerle pek bir ilgim olmadı. Arkadaşlarımız santralistanbul‘da Yüksel Arslan Sergisi yapmak istediklerini söyleyince, ilk başta korktum. Bunun üzerine birkaç kişiyle konuştuktan sonra “Peki yapalım” dedim, zaten Yüksel Bey’i ve işlerini çok seviyorum. Dolayısı ile iyi bir şey yapabileceğimiz kanaatine vardık ve bir sene önce çalışmaya başladık. Yüksel Bey sergi konusunda son derece titizdir. Bilgi Üniversitesi’nin kurucusu Oğuz Özerden, Yüksel Bey’i çok seviyor. Bir gün bana “Yüksel Arslan retrospektifi yapalım” düşüncesiyle geldi. Fakat Yüksel Bey’i nasıl ikna edeceğiz diye düşünürken, işin içinde benim de olduğumu dile getirerek Yüksel Bey’e kabul ettirttik.

 

Y.S. »Yüksel Bey bu kadar kapsamlı bir retrospektif serginin 2009 yılında düzenlenmesini tercih etti. Bunun bir nedeni var mı acaba?

L.Y. » Belirli bir nedeni yok. Yüksel Bey’in işlerinin sert olmasından ötürü daha önce böyle büyük bir kuruluş, kendisi ile ilgili bir sergi açmaya yanaşmadı. Ne büyük kurumlar tarafından Yüksel Bey’e bu yönde bir teklif gitmiştir, ne de Yüksel Bey bunun arayışı içinde olmuştur. Öyle bir derdi yok zaten. Dolayısı ile böyle bir fikir çıkınca, o da bu düşünceyi kabul etti.

 

Y.S. » Sergi Yüksel Bey’in işlerini dönem dönem ayırarak izleyici ile buluşturuyor. Bu eserleri seçme kriteriniz neydi?

L.Y. » Dünyada birçok retrospektif sergi yapılır özellikle de Guggenheim, Louvre gibi müzelerde. Bir retrospektifin esas meselesi sanatçının bulabildiğiniz her işini sergilemektir. Tabi bazı sanatçılarda çok sayıda iş bulamazsınız. Çünkü sigorta ücretleri çok yüksektir ayrıca, bazı koleksiyonerler de adları bu çalışmalarla ortaya çıksın istemezler. Ayrıca sanatçı da çok az iş yapmış olabilir. Da Vinci retrospektifi yapsanız herhalde 700 eser bulamazsınız. Ama Yüksel Bey ile ilgili şöyle bir şansımız vardı ki, kendisinin işlerinin nerelerde olduğuna dair elimizde bir data bulunuyordu. Bu bilgiden yola çıkarak açıkçası bulabildiğimiz her işi aldık.

 

Y.S.» Koleksiyonerlere ulaşmanız zor oldu mu?

L.Y. »Türkiye’den ve Fransa’dan yaklaşık yüzer koleksiyoner ile irtibata geçildi. Ayrıca Almanya, İtalya gibi ülkelerdeki koleksiyonerlere ulaşmaya çalıştık. Tabi ulaşamadığımız eserler de oldu, koleksiyonerler son dakikaya kadar arayıp taradılar çünkü büyük koleksiyonları vardı. Eğer birini örnek vermek gerekirse; Paris’teki Georges Pompidou Merkezi’nde müzeye ismini veren Cumhurbaşkanı Pompidou’nun koleksiyonunda bir tane Arslan eseri var. Cumhurbaşkanı ölmüş olduğu için oğluyla iletişim kurduk. Oğlu da bütün özel koleksiyonlarının taşrada olduğunu söyledi. Ben o dönemde Bilimler Akademisi’nin başındayım, Paris’ten ayrılamıyordum. Resim bulunmuştu ama son dakika nasıl getirteceğiz oradan. Yani bulduğumuz ama getirtemediğimiz işler de oldu.

 

Y.S. » Siz sanatçının en çok hangi dönemini seviyorsunuz?

L.Y. » Herkes Yüksel Bey’e sürrealist der. Andre Breton un daveti üzerine Yüksel Bey’in bu kişilere bir dönem ilgi göstermesi dışında kendisinin Sürrealizm ile hiç ilişkisi yok mesela. Yüksel Bey’in esas derdi Klee’nin söylediği gibi bir düşünce ressamı olmak. Yüksel Bey’in kendi yolunu çizen, kendi boyalarını, kağıdını hazırlayan ve herhangi bir akımın içinde değerlendirilemeyecek bir tarzı var. Nietzsche severdi. Kendisi de “Bayağı bir Nietzsche okumuşluğum var, Nietzsche’ciydim bir dönem.”diyor. Bol bol psikiyatri okuyor. Ama 1967-68 yıllarında Türkiye’ye geldikten sonra yavaş yavaş, sanırım Marx’a doğru gitmeye başlıyor. Das Kapital’i resme / artureye çevirme düşüncesi doğuyor. 1969’da da başlıyor. 1969-75 arası -bakın altı yılda- toplam 30 tane iş çıkıyor. Her biri yedi, sekiz ay süren bir çalışma dizisi. Kapital sonrasında Kapital’i Güncelleştirme Serileri 11 yıl sürüyor. Bence esas bilinmeyen, ya da az bilinen ve Yüksel Bey’in üzerinde çokça vakit harcadığı 1986 ile 2000 yılları arası üzerinde çalıştığı İnsan Dizisi de mutlaka görülmesi gereken işlerden. Yeryüzündeki hayatın başlangıcından insanın sinir sistemine, sinir sisteminden sinir sistemi hastalıklarına giden inanılmaz bir çalışma. Konuyla ilgili muazzam sayıda kitap okuyarak yola çıkan bu dizi devasa ve inanılmaz. Ayrıca ben Kapital’den sonra yaptığı Kapitali Güncelleştirme Denemesi diye adlandırdığı dönemi de hakikaten çok seviyorum. Bu dönemde Brugel’e eş derecede bir ustalığa ulaşıyor Yüksel Bey.

 

Y.S. » Bildiğimiz kadarıyla Yüksel Arslan 40 yıl kadar önce İstanbul’dan ayrıldı. Şöhretini yurtdışında kazandı. Yüksel Bey’in hayatını bize anlatabilir misiniz? Onu biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

L.Y. » Kendisi Türkiye’den 1961 ‘de ayrılıp Paris’e gidiyor. 1965 yılında Berlin’de altı-yedi ay civarında kalıyor. 1967 yılında ise Türkiye’de yedi-sekiz ay kadar kalıyor. Sonra 1970’in başlarında Türkiye’den yine ayrılıyor ve bir daha da hiç gelmiyor. Yüksel Bey sabah sekiz buçuk- dokuz gibi kalkıyor, masasına oturuyor. Kitap okumaya başlıyor. Okuduğu kitaplarda sevdiği yerler varsa onları defterlerine not olarak tekrar kopyalıyor. Kopyalarken aklına gelen bir takım resimleri de çizgiler halinde o deftere not alıyor. Devam ediyor, her gün bunu yapıyor, akşam yediye, sekize kadar. Arada yakınlardaki korulara gidip kuşlara yem veriyor. Cumartesi günleri mutlaka kitap satın almak üzere Paris’e iniyor, kitapçıları geziyor. Akşamüstü arkadaşlarıyla mutlaka eskiden Palette olan şimdiki Atlas Kahvesi’nde buluşuyor.
Bütün bir hayatı böyle çalışarak geçiyor. Çok titiz, çok ciddidir Yüksel Bey ama bir yandan da çok hoşsohbettir, dünyanın en eğlenceli adamıdır. Biliyorsunuz zaten ona 1981 yılında Karamizah Ödülü verildi. Yüksel Arslan’la bir saat geçirdiğiniz zaman, gözlerinizden yaş gelene kadar gülersiniz. 1991-92 yılları itibariyle Ali Artun ile birlikte Sanart’da, Arslan’ın işte o defterlerinden bir seçme yayınlamak istedik. Çevirilerin bir kısmını da ben yaptım. 1993 yılında Fransa’ya doktora yapmaya gitmiştim. 13 sene orada kaldım. Bu defterler vasıtasıyla Yüksel Bey’le tanıştık ve çok iyi dost olduk. Fransa’da bulunduğum süre içerisinde her hafta iki, üç kez yemekte buluşuyorduk.

 

Y. S. » Resim ve yazı arasında kurulan ilişkiyi siz nasıl açıklıyorsunuz?

L.Y. » Yüksel Arslan’ın esas derdi kitap okumak… Aslında kendisine sanatçı denmesinden pek hoşlanmıyor, çizer- yazar, yazar-çizer, çizer-okur, hatta şu aralar şairçizer denmesini daha çok tercih ediyor.

 

Y.S. » Peki kendisi günümüz İstanbul sanat ortamını nasıl değerlendiriyor? 1967 yılında Ankara Sergisi müstehcenlik kovuşturmasına uğramış. Acaba bu nedenle mi hayatını Fransa’da devam ettiriyor?

L.Y. » Zannetmiyorum. Fransa’da evliydi, bir de çocuğu vardı. Onlarla birlikte olmak ve hayatını orada kurmak istediği için Fransa’da kaldı. Şu an İstanbul’un sanat ortamı bir fikri yok. Bilmiyor ki… Takip ettiği, sevdiği Ömer Uluç, Kornet, Selçuk Demir gibi arkadaşları var. Ancak onlarla konuştuğu kadarıyla bilgi sahibi. Bunun dışında galericiler, koleksiyonerlerle de haberleşiyor. Paris’te yıllardan beri Roland Topor, Jacques Valle gibi dostları var.

 

Y.S. » Peki kendine özgü, sıra dışı bir tarzı olan Yüksel Arslan kimleri takip ediyor ?

L.Y. » Pentürden hoşlanmıyor. Sadece kendi ilgilendiği ressamları takip ediyor Yüksel Bey. Onlar da; Da Vinci’nin not defterleri ve Brugel. Ayrıca Courbet, Goya, Daumier gibi ressamları sevdiğini de biliyorum.

 

Y.S. » Arslan’ın 2009 yılında hem 11. Uluslar arası İstanbul Bienali’nde işlerinin bulunmasını hem de retrospektif sergisinin gerçekleştirilmesi bir tesadüf mü? Yüksel Bey’in Bienal’de kaç eseri bulunmaktadır?

L.Y. »Tamamen rastlantısal. Çalışmaya başladığımız zaman Bienalin içinde Yüksel Arslan olduğunu bilmiyorduk. Sonra bienalde görevli arkadaşlar böyle bir niyetleri olduğunu söylediler. Biz de tarihleri birbirine denk getirdik. Onlara belge desteği verdik, ellerindeki bir tane işi de biz aldık. Bienal’de 5 Kapital var. 30 küsur tane de defterlerden Kapital desenleri verdik. Onları da kullanacaklar herhalde.

 

Y.S. » Bu sergiyi hazırlarken siz neler hissettiniz? Yakın dostsunuz…

L.Y.» Açıkçası korktum. Yüksel Bey’in “artureleri”ne layık olacak bir sergi hazırlamak pek kolay değil. İyi bir iş çıkartalım istedim. Biraz da titizlenip, pimpiriklenince baya kaygılı geceler geçti. Neyse ki bitti ve sonucundan memnunuz.

 

Y.S. » Küratörlük için ne düşünüyorsunuz?

L.Y. » Ben bu işin profesyonelleşmiş halinden yani bunun bir işe dönüşmesinden hiç hoşlaşmıyorum… Çünkü her ressama aynı şekilde yaklaşamazsınız. Böyle bir iş yapmanız için sanatçı ile gönül bağınız olması lazım… O bağ da her ressamla kurulamaz. Ama bir müzede küratörseniz örneğin, yılda en az iki tane iş yapacaksınız demektir, bu. Günümüzde küratörlük profesyonelleşiyor ama bana kalırsa yapılamaz bir iş. Mesela iyi bir Picasso sergisini Jean Clair -yani Picasso konusunda uzman bir kişi- yapardı. Zaten o da 50 yıl boyunca bir retrospektif örneği olarak kalırdı. Ya da Caravaggio sergisi olursa Deniş Mahon akla gelirdi. Bir daha 50-60 yıl boyunca benzer bir sergi yapılamazdı. Ancak şimdi her yıl sürekli sergi yapılıyor. Kimin yaptığı da çok da önemli değil artık.

 

Y.S. » Siz İstanbul’un sanat piyasasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli?

L.Y.» İstanbul çok canlandı. Çok heyecan verici bir halde bence. Çok iyi, genç arkadaşlar var. Çok iyi işler çıkıyor gerçekten. Fakat Türkiye’de tematik sergi çok az yapıldı. Bütün dünyadan toplanacak eserlerle iyi bir tematik sergi düzenlenmesi bence güzel olurdu.

 

Y.S. » Yoğun olduğunuz bu süreçte bize de vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s