Açık Mutfak Aşçılık Mimarisi

 

Editörlüğünü Doin Petrescu’nun yaptığı ‘Değişen Pratikler: Feminist Politikaları ve Alanın Şiiri’ (Routledge, 2007) isimli çalışmada yayınlandı.

‘Açık Mutfak,’ bir grup kadını planlama aşamasından ayrıntılı yapım aşamasına kadar uzanan kentsel dönüşüm sürecine katmayı hedefleyen, kuramsal ve gerçekleşmemiş bir önermedir. Önermenin genel hatlarıyla içerdiği şey, sosyalleşme, yemek pişirme, yeme ve inşa etme gibi eylemler aracılığıyla kentsel dönüşüme katılım metodolojisidir. Bu metodolojide mutfak ve aşçılık, bir mimari paradigması ve bir projenin çıkış noktası niteliğinde bir hipotez olarak ele alınır.

Ev aşçılığı, geleneksel olarak kadınların özel alanda gerçekleştirdiği günlük bir uygulamadır. Bir kuram olarak değerlendirildiğinde ise, kritik fakat olumlu içerimler taşıyan bir model sunar. Aşçılığı bir kavram olarak düşünmenin anlık çekimi, onun farklılığı ve çeşitliliğine karşı hissettiğimiz saygı ve kutsama duygusunun dışavurumudur.

Yemek pişirmek ve yemekte, inşaat endüstrisi ile paralellikler taşımayan bir ortak toplumsal deneyim vardır. Projenin tamamında mutfak uygulamalarına yönelik daha derin bir kavrayış geliştirmeye çalıştım. Buradaki amacım, bu uygulamaların mantığını ve özelliklerini anlamanın yanı sıra, bir mimari pratiğe nasıl aktarılabileceklerini inceleyebilmekti.

Açık Mutfak kuramı, Sheffield Üniversitesi lisansüstü programı için hazırladığım tez çalışması çerçevesinde Doina Petrescu ve Aidan Hoggard ile birlikte geliştirildi. Proje, ‘geçiş stratejileri’ isimli tasarım stüdyosunun daha kapsamlı ajandasına dâhil ettik. Stüdyo bağlamında, hem mimari hem de mimarın rolüne ilişkin önemli bir konum seçme cesareti kazandık. Rolü herhangi bir şey değil, toplumsal, politik ve ekonomik koşullarda araç niteliği taşıyacak bir şey oluşturmak olan mimariyi anlamak ve geliştirmek gibi bir güçlükle karşı karşıya kaldık. ‘Tarafsız’ bir konumun olanaksız bir konum olduğunu kabul ettik, sonuç olarak bireyler olarak rollerimiz konusunda açık olacağımız bir platform geliştirmemiz; mimarlar olarak da eylemlerimizin en geniş anlamıyla ne kadar politik olduğunu anlamamız gerekti. Açık Mutfak, kuramsal bir proje olsa da, özel bir uzamsal-politik duruma ve konuma sahiptir. Kaynağını gerçek yaşamda, gerçek koşullar, yerler ve insanlarda bulur. Alan ve zaman içerisinde konumlanmıştır.

Alternatif bir gelişim katalizörü olarak mutfak

Açık mutfak, şehir ile tepe bölgesi arasında ve şehir yaşamı ile kırsal yaşamın kesiştiği bir noktada, North Sheffield’ın çevre muhitlerinde başlatıldı. Alan şu anki durumuyla alçak sosyal konutlardan oluşuyor ve Avrupa’daki en fakir yaşam sahalarından biri. Coğrafi, ekonomik ve toplumsal anlamda boşlukta.

Geçmişte Sheffield’da gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamasına ilişkin tipik yaklaşım, şehrin savaş sonrası ‘varoşları’ temizleme programı sırasında Foxhill bölgesini yaratmış olan ‘tabula rasa’ yaklaşımının aynısıydı.

1950’li yılların sonu ile 1960’lı yılların başı arasında, şehrin merkezinde yaşayan kimseler, şehirden temiz ama banliyölerde yaşama arzusu yaratmayacak türden iç karartıcı bir kenar mahallesine yerleştirildi.

Yakın geçmişte Sheffield şehrine çok fazla yatırım yapıldı ve şehir, önemli bir fiziksel dönüşümden geçti. Ufuk çizgisinde vinçler, yeni oteller, apartmanlar, sanat galerileri ve mağazalar… Şehir merkezinde gerçekleştirilen, itici gücünü temel olarak ekonomik atılımdan alan bu kalkınma süreci, bölgede yaşamak için yeterli maddi olanaklara sahip olan nüfusun yerlerinden edilmesi ve yeni ‘kamusal’ tesislerden yoksun bırakılması tehlikesini doğuruyor.

Bu projenin geliştirilmesi sırasında konsey, özel lüks apartmanların inşa edilmesi için bir imarcıya Foxhill’de parsel parsel arsa satmayı teklif etti. Bu durumda, kentsel dönüşüm yaklaşımı, şehir merkezinde benimsenen strateji ile aynıdır: Konsey evlerini yıkarak bölgeye özel yatırımı sokma umudu, orta sınıfı ve sahip oldukları parayı bölgeye getirecek. Onlar, yapmak istedikleri şeyin dönüşüm için bir katalizör görevi göreceği umudunu taşısa da, yaşananlar bunun yerine merkezileştirme sürecini hızlandırarak ‘sorunu’ devam ettirmenin ötesinde bir şeye zemin hazırlamıyor. Özelleştirme politikaları ile sunulan tesislerin sayısında görülen artışın, mevcut toplulukları ve Foxhill sakinlerini marjinelleştirme riski oldukça yüksek. Gelişmeler, daha fazla istihdam olanakları vaadetse de, bu fırsatların kapsamı önemli ölçüde sınırlı. Maddi gücü olmayan kişiler, çok az fayda sağlayabilir.

Açık Mutfak, özel kalkınma için ayrılmış belli bir bölgeye odaklı bir karşı öneri sunuyor. Bölgede o sırada yıkım çalışmalarından önce konsey üyelerinin oturduğu küçük evlerden oluşan üç blok vardı. Tuhaftır ki bir kısmi yerleşim durumu vardı; orada yaşayan ailelerin yerlerinin değiştirilmesinin ardından çok sayıda daire boş kalmış ve kapılarına çakılan tahtalarla yerleşime kapatılmıştı. Şehir merkezindeki iki katlı evlerden biri, bir Sure Start[1] derneğine ev sahipliği yapıyordu. Merkez, toplumsal anlamda ve eğitim açısından önemli bir yerel rol oynuyor, genç anneleri ve çocuklarını bir araya getirerek onlara konuşma, birbirlerinden ve sağlık uzmanlarından tavsiyeler alma fırsatı sunuyordu.

Sure Start merkezi, geçtiğimiz üç yıl boyunca bireyler arasında bir iletişim ağı oluşturmuştu ve bina ideal olmaktan uzak olsa da, insanlar kurmak için yoğun çabalar harcadıkları ilişkilerini kaybetmekten korktuklarından, orada kalmayı başka bir yere yerleştirilmeye yeğ tutuyorlardı.

Ben evin mutfağında vakit geçirerek, oradaki kadınların bazılarıyla görüştüm. Mutfak, hali hazırda bir iletişim ve fikir paylaşımı rolü görüyordu; o zaman bile bir toplumsal alan ve üretim noktasıydı.

Bu yeri, kalkınma için alternatif bir katalizör olarak düşünmeye başladım.

Bu bağlamda mutfağın rolü, yerel açıdan sahip olduğu önem ile artıyordu.

Resmi olmayan çevre, dedikodu, fikir, tavsiye, aşçılığa ilişkin ipuçları ve yemek paylaşımında kullanılan bir yerdir. Açık Mutfak, bu paylaşımın kapsamının daha da genişletilmesini önererek tasarı etrafında şekillenen bir müzakere diyalog üssü ve kentsel / mimari ürünler ortaya çıkarma yerine dönüşür. Mutfak ise, daha geniş kapsamlı kentsel ve kamusal sorunlar etrafında bir tartışma ve fikir paylaşımı yeri olur.

İnşaat sürecinin başlattığı istihdam görevi, yerel iş gücünden yararlanmayı seçen bir yükleniciye verilebilir, fakat her şey hesaba katıldığında küçük çaplı yerel işletmeleri desteklemesi pek olanaklı değildir. Oluşturulacak küçük çaplı ve daha uzun vadeli istihdam, küçük mağazalar, süpermarketler gibi kalkınmayı destekleyecek hizmetler ve yaşamı kolaylaştıracak muhtelif unsurların sağlanmasını içeriyordu. Bu elbette bir takım faydaları, örneğin çalışma, deneyim elde etme, para kazanma ve referans bulma fırsatını da beraberinde getirir. Ne ki, bu ekonomik değişim refahı çekme ve refah dağılımında bir statükoyu sürdürme etrafında şekillenir. Mevcut ekonomik yapıları dönüştürmez veya insanlara bunu kendi başlarına yapma yetkisi vermez.

Soylulaştırmanın farklı bağlamlardaki etkileri üzerine ampirik bir araştırma için, örneğin bkz. Atkinson R, Bridge G (2005) Küresel bir Bakış Açısı ile Soylulaştırma, Routledge, Londra.

Röportajlar, projenin başladığına işaret ediyordu; mutfağın rolünün genişletilmesi için bir sonraki aşama niteliğindeydiler.

***

 

“Ötekilerin” dahil olması: senaryolar ve zaman.

Stüdyo, “senaryo yapımını,” tasarılarımızı geliştirmek için bir araç olarak kullandı. Senaryo hem süreci hem de projenin parametrelerini temsil eder. Bir araç olarak senaryo, mimarın ya da tasarımcının projenin gelişimi üzerine düşünmesini ve diğer insanlar paralelinde gelişen olayların sürece dahil olmasını teşvik eder. Bu bağlam üzerinden Raoul Bunschoten planlamacılardan “bohem” şehir animatörleri ve küratörleri diye bahseder:

 

“Şehirlerin gelecek yüzyıl için “bohem” planlamacılara ihtiyaçları var, otonom, gerçekliğin farklı açılarını anlayabilen ve onları heterojen nüfusun karar alma sürecine dâhil olmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenleyebilen planlamacılar. Planlamacıların, gelenek-sel alt yapı ve ev planlamasının yanı sıra şehir tasarımlarına hayalleri, çatışmaları, cep telefonu teknolojisini, akıllı materyalleri ve yeni melez kültürleri dâhil etmeleri gerekiyor. Kent animatörünün yeniden keşfedilmiş alanları insanlara aktarabilmesi ve nüfusun katılımını ve ortaklığını sağlaması gerekiyor.”

 

Senaryo, bir projeye eklenen parametreler arasındaki olası ilişkileri temsil edebilir: sosyal, finansal, siyasi ve kişisel, “gerçekliğin çoklu açıları”n, diğer durum ve kültürlerin de kentsel tasarım içerisine girmesini sağlar. Açık Mutfakta senaryo, bölge için kendi başına inşa edilmiş bir programın, Üniversite ve Sure Start merkezindeki kadınlar arasında yapılacak kültürel bir alışverişle nasıl hayata geçirebileceğini araştırmak için kullanılır. Senaryo, bir yemek tarifi gibi, bir şeyi yapmanın olasılığını kabataslak ortaya çıkarır; insan, mekân, kaynak gibi ihtiyaç duyulan şeyleri detaylı olarak belirler ve bunların ne zaman ve nasıl birlikte kullanılacaklarını anlatır.

 

Senaryo, Sure Start mutfağında “buluşmakla” başlar. Hâlihazırda laflamak, bir şeyler paylaşıp, yaratmak için kullanılan mutfak, “kentsel mutfağa” dönüşsün diye zaman içerisinde genişletilir/ büyütülür: bu paradigmatik bir büyümedir, mevcut mutfağın üzerinden gelişir. Burası tartışmak ve fikirleri paylaşmak için bir alandır. Bu senaryoda mutfak, yapılar hakkında diyaloğu başlatmak ve yapı inşasının temelini oluşturmak için kullanılır.

 

 “İletişimi Gerçekleştirmek” ve alanın “dişil” üretimi.

Her ne üretiyor olursak olalım, ister yiyecek ister inşaat, süreç, toplumsal bir olaya dönüşebilir ve toplum da performans sergileyerek gelişebilir.

Edinburgh’da toplumsal sanat projelerinin analizini yapan Gillian Rose, proje ve organizasyonların doğaları gereği performansa yönelik olmasının önemini vurguluyor. Nesneden ziyade “nesneyi beraber yapmanın” önemli olduğunun altını çiziyor. Topluluğun sanat üretimine katkıda bulunmasının dinamik bir süreç olduğunu belirtiyor, bu tip durumlarda, “proje sadece bir kimliğin değil, bir dizi kimliğin gelişimi” olarak görülebilir diyor. Başka bir deyişle katılımcıların sürece dahil olması hem kendilerinde hem de projenin son halinde bir değişim yaratıyor. Bu dinamik durumu da “iletişimi gerçekleştiren topluluk” olarak adlandırıyor.

Açık Mutfak bağlamında, nesnelerin üretimi öğrenciler, bölgede yaşayan kadınlar, konseydekiler, bölgedeki üreticiler, uzmanlar arasında uzun vadeli bir süreci gerektiriyor. Bu süreçte sürekli bir şeyler öğrenmek, denemek, konuşmak, tasarlamak ve yapmak var; bunlar da atölye çalışmaları, tartışmalar ve icraatla hayata geçiriliyor. Her bir kişinin diğerleriyle çalışması gerekiyor, bu kişiler normalde belki de fazla iletişim içinde bulunmadığınız ya da işlerine ortak olmadığınız kişiler. Dolayısıyla bu süreç aynı anda hem özgürleştirici hem de biraz kafa karıştırıcı olabiliyor.

Bu süreç kolektif ve paylaşılan deneyimlerden meydana geliyor ve sürece dahil olanlar, eş zamanlı olarak hem süreci değiştiriyor hem de kendileri değişiyor. Bu baştan planlanan bir şey değil ama sürece eklenenlerin ilgi alanlarına ve yapmak istedikleri şeylere bağlı olarak bu değişim yaşanıyor

Birlikte yemek yapıp, yemek gibi sosyal etkinliklerin günlük yaşantıyı dönüştürebilme kapasitesine sahip olduğu düşünülüyor. Açık mutfak senaryosu da bu durumların dönüşümünü hedefliyor. Toplantılar eskisi gibi yapılmıyor; belediye konseyi üyeleri mutfağa davet ediliyor, bölgede yaşayan insanlarla birlikte yemek yapıp, birlikte yiyorlar böylece yeni bir toplantı biçimi yaratılmış oluyor. Bu toplantı çok daha gayri resmi bir havada yapılıyor, bir sosyalleşme etkinliğine dönüşüyor. Neticede belediyenin toplantı odasında yapılan oturumlar gibi kurumsal bir niteliği kalmıyor. İşte bu tür toplantılar “dişil” resmi olmayan değiş tokuşun yarattığı alanlar ve sosyal ürünler.

Yiyeceğin diyalog başlatmanın bir aracı olduğunu düşünmeye başladım ve yıkım kararı alınmış üç bina üzerine yapacağımız çalışma için kek “model”ler kullandığım bir oyun yarattım. Birinci sınıf mimarlık öğrencileriyle kekleri alıp Kesin Sure Start Merkezine götürdük. Onlardan kek modellerimizi dilimlemelerini, onlara yeni birer isim vermelerini ve kekleri yemelerini istedik, bu esnada onların bulunduğu bölgede yapmış olduğumuz çalışmalarla ilgili ne düşündüklerini anlatıyorlardı. Bu oyunu, bölgedeki sorunlara ve bu sorunlara getirilebilecek çözümlere dair bir konuşma başlatabilmenin gayri resmi ve eğlenceli bir yolu olarak icat etmiştik. Bu yaklaşım sayesinde, sadece bölgenin çıplak gerçeğini değil, neler yapılabileceğine dair fikirleri ve olasılıkları konuşabilecek hale geldik. Üstelik konuştuğumuz mimari ya da yeni güzel binalar değildi, keklerden bahsediyorduk.

Atölye çalışmasından çıkan fikirler senaryo için programatik temel olarak ele alındı ve yarı boş alanların dönüşümü ve buralarda yerleşim konularını da içerdi. Senaryo, atölye çalışmasında ortaya sürülen fikirlerin zaman içerisinde bir dizi ufak “kendin inşa et” projesine dönüştürebileceğini öngördü. Atölyenin kendisi mutfağının genişlemesinde önemli bir adım.

 

Bir tasarım aracı olarak günlük pratik.

Yemek pişirmek kadının, kendi özel alanında her gün yaptığı bir şey; mimariye ve şehir planlamacılığına katılımcı yaklaşım anlamında yeni tanımlar ve yöntemler sunabiliyor. De Certeau “günlük pratiğin” önemini şöyle ifade ediyor:

 

“…günlük pratik, bize dayatılan düzenin içerisinde yarattığımız biricik alanımızdır… sosyal alanı yapılandıran iktidar ilişkileriyle olduğu kadar bilgi alanıyla da ilgilidir… insanın kendi kendine bilgiyi uygulaması o bilgi alanı üzerinde güç sahibi olması dolayısı ile halihazırda yapılmış ve önceden organize edilmiş olanın iktidarını alt üst etmesidir… günlük pratikler inatla ve sabırla kişiye bir oyun alanı, bir özgürlük molası yaratır…”

Mutfakta her gün yapılan işler, bulaşık yıkamak da dahil olmak üzere, sosyal alan yaratmaya müsaittir. Neticede bulaşık yıkamak da mutfakta yaşanan sürecin bir parçasıdır ve dolayısıyla Açık Mutfakta lavabo gibi yerlerinin inşaat alanında birer karşılığı vardır. kaynatmak, boşaltmak, kesmek, sürmek, karıştırmak, kiler, atık… aslında tüm bunların yapım alanında birer karşılığı vardır ve zaman içerisinde senaryo geliştikçe bunların da konumları ve doğaları değişir.

Metonomi yeni anlam ve anlayışların gelişmesini sağlar, bizim durumumuzda yemek pişirme paradigması şehir planlama ve mimari için hem eleştiri hem de olası fırsatlar sunmaktadır. İlk soru farklılıkla ilgilidir, farklı tatlar, farklı istekler: bir farklılıklar kültürü yemek alanında olduğu gibi mimari alanında da nasıl başarılı olabilir? Ardından şu soru geliyor: tasarım danışmanlığı birilerinin tekelindeyken katılımcı mimari bir şeyleri kendi istediği gibi nasıl üretebilir? Ve deneme özgürlüğü: insanlar yemek alanında olduğu gibi inşa ve yapı alanında da deneme özgürlüğünü nasıl bulabilir? Bir mimar diğer çalışanların yaratıcılığını arttırmak için kendi kontrolünü nasıl azaltabilir?

 

Lezzet, zevk, fark ve katılım mantığı olarak ‘Damak zevki’.

Fark meselesi geleneksel planlama ve danışma sürecinde nadiren bir rol oynar. İngiliz Kalkınma Planı sistemi son on yıldır çok fazla eleştiri topladı, özellikle de kamu katılımı ve danışma konusunda.

Bu sistemdeki sorun şu ki katılım bir türlü sağlanamıyor. Halka açık sergiler ilgi çekmiyor. İnsanların buna vakti ve enerjisi yok. ‘Kolektif iradeyi’ işin içine katmaya çalışan kalkınma planı sistemi aslında sadece farklı kalkındırıcıların, çıkar gruplarının ve organizasyonların sınırlı ilgisini içeriyor. Plan üzerinde fikir birliği arayan bu yöntem sadece tam tersi bir yola gidiyor.

Aşçılığı bir değerler dizisi olarak almanın çekici yönlerinden biri farklılığın, çeşitliliğin ve ondan aldığımız zevkin tadını çıkarmak. Geleneksel bir planla sistemin içerisinde danışman grupları görüş alışverişi yürütmeye koyulurken esnekliğe ve farklılığa yer olmayan durumlarda katılımcılar arasında ortak bir zemin aramaya girişirler.

Planlamaya katılımdan inşaata kadar mimarın daha demokratik süreçler yaratma çabasındaki geleneksel ( yazar olarak) rolü tehlikededir. Katılım ya da ‘toplum mimarisi’nin daha demokratik olduğu fikri illa ki doğru değildir. Bu süreç profesyonelin uzmanlık bilgisi ile mesleğe yabancı olanın örtük bilgisi arasında bir iktidar yapısı oluşturur. Jeremy Till şöyle diyor:

“kullanıcıyı güçlendiren katılımcı bir sürece soyunuyorsanız, uzman mimarın deneyimsiz mimar üzerine kurduğu iktidar yapısı kabul edilemez… Uzman bilgisinin inkârı ile katılım sağlanamaz. Dönüştürücü bir katılım doğrultusundaki bir eylem uzman bilgisinin ve uygulama yolunun reformülasyonunu gerektirir.

Mimarın rolü üzerine dikkatli düşünülmeli; yazardan yöneticiye doğru kayan, bilgilerini, katılımcıların yaratıcı süreçlerinde kullanabilecekleri şekilde kullanan ve yayan bir rol. Hepimiz süreçteki aktif katılımcılarız.

 

 

Bu projenin hazırlanması sırasında UDP şu aşamalardan geçti:

 

a) Bütüncül Kalkınma Planı (UDP) nin hazırlanması ve sunulması

b) İtirazların kabülü

c) Planın gözden geçirilmiş yeni versiyonunun hazırlanması ve sunulması

d) İtirazların kabulü

e) Araştırmaya başlamadan önce planın gözden geçirilmiş yeni versiyonunun hazırlanması

f) Planlama müfettişi bir rapor hazırlar

g) Başka herhangi bir değişiklik gerekli görülmüyorsa plan yürürlüğe girer.

 

AAP’nin katkısı büyüktür. Öyle ki insanlara kalkınma konusunda araştırma yapma ve konuşma fırsatı sunar. Bir sistem olarak hala benzer sorunlarla karşılaşmakta. Danışma süreci, dönüşüme yaratıcı bir katkıda bulunmaktan ziyade teklif edilen planlarla ilgili geri bildirim etrafında şekilleniyor.

Bu, fikir birliği inşa etmeyi amaçlayan bir planlama sistemi. Fikir birliği yaklaşımlarının analizi için bkz.Richardson, Tim and Connelly, Stephen (2005) Reinventing public participation: planning in the age of consensus in in Jeremy Till, Doina Petrescu, Peter Blundell Jones (2005) Architecture and Participation, Spon Press (Taylor and Francis) Abingdon. S.7-99

Mimari ve kullanıcı arasındaki ilişkiyi siyasi bir eylem olarak yeniden tanımlamak danışma sürecinin yaratıcı bir süreç olarak ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Faklılık için bir fırsat sunuyor. Bu bağlamda Açık Mutfak ‘iştah’ın mecazi gücüne başvuruyor. ‘İştah’ bir projenin programını ve özeti-‘yemek istediğimiz şey’i, arzuladığımız şey açısından tanımlıyor. Bunlar hep bizim bireysel damak tadımızla ilgilidir. ‘İştah’ herkesin kendi damak tadına işaret eder. Yemek yapma eylemindeki bireysel damak tadı. Bir kolektif çalışma içinde tekil bir kolektif irade yoktur, çoklu damak tatları söz konusudur. Ortak zeminler olabilir ama vurgu ‘fark’ üzerinedir: damak zevki farkı.

‘Damak zevki’ farklılığa vurgu yapar ve bu mantık Açık Mutfağın çeşitli aşamalarında uygulanmaktadır. Danışma ve katılım süreci üzerinde durur. Danışma sürecinde önemli bir soruna da işaret eder: ‘motivasyon’. İnsanların ilgisini çekmek için ne yapmak gerekir? Bir proje üzerinde düşünmelerini sağlamak için, onları da işin içine katmak ve motive etmek için hangi yol izlenmeli? İvme nasıl sağlanmalı? Bir projeden nasıl zevk alabilirler?

‘Damak zevki’ bir tat ve zevk mantığı sunar. Bu mantığı takiben bir projenin stratejik gelişimi değişir, yani projenin en iştah kabartıcı kısmı en başta yapılır. 13 Senaryoda bu yemek ve inşaat yapmak için bir atölye olarak mutfağın ve bir kafenin oluşturulmasına tekabül eder. Gelecekteki ihtimaller için potansiyel sağlayan yer burasıdır. Stratejinin küçük ölçekli bir inşası. Katherine Shonfield (özel bağlamda) küçük ölçek ile (genel bağlamda) muf stratejisi arasındaki ilişkiyi şöyle değerlendiriyor:

“Detaylar karşısında büyülenmişken bütün şehri kapsayacak bir strateji nasıl geliştirilebilirsin? Gelecek için stratejik teklifler formüle etme çabasındayken hemen o arada nasıl küçük ölçekli bir iş yapabilirsin?… şehir planlamacıları genel temalardan özel durumlara yöneliyorlar, diğer yandan, muf’ı özelden genele ve sonra geri tekrar özele doğru gelişiyor… şöyle özetlenebilir bu:

  1. Kişiselin yakından incelenmesi (DETAY)
  2. Kişiselin genel hakkında söyleyebileceklerinin özümsenmesi (STRATEJİ)
  3. Stratejinin reformülasyonu: gelecekteki bir ‘Ya…’ nın (DETAY) küçük ölçekli bir inşası.

Senaryo içerisinde, kafe, ‘stratejinin bir reformülasyonudur’. Gelecek projeler için toplanma ve tartışma yeridir. Mevcut mutfağı hem fiziksel hem de metaforik olarak genişletir. Gelecekteki bir ‘ya…’ nın küçük ölçekli bir inşasıdır. İhtimaller üzerine düşünmeye teşvik eder. Gelecekteki değişimin aromasıdır. Açık Mutfak bu şekliyle bir anıtın anti-tezidir.

Lefebvre’ye göre:

“Anıtlar iktidar istencine, kolektif irade ve kolektif düşünce iddiasındaki işaretlerin ve yüzeylerin altındaki iktidar keyfiyetine işaret eder. Süreç içerisinde, bu türlü işaretler ve yüzeyler hem olasılık hem de zaman yaratmayı başarır.”

Açık Mutfağın senaryosu kolektif irade ve kolektif düşünce iddiasında değil ama bir ‘kolektif’ içinde çoklu iradelerin ürünü olarak var olabilir. ‘Hem olasıklıkları hem zamanı yaratmak’tan ziyade ‘şimdi burada’ stratejisinin küçük ölçekli inşaları aracılığıyla zaman içerisinde gelecek olasılıkları desteklemeye kalkışıyor.

Aşçılık dili: tarifler yoluyla tahsisat ve deney.

‘Damak zevki’ gibi aşçılık dili de fark ve tutkuya vurgu yapar. Özellikle de tarif çeşitliliği ve farklılığı olduğu kadar kişiselleşmeyi ve tahsisatı teşvik edebilir. Senaryoda, ‘tarif’ mimari süreçlerde bir araç olarak öne sürülür.

“Bütün insani eylemler gibi bu dişil konular kültürel bir düzenin ürünüdür: bir toplumdan diğer topluma içsel hiyerarşileri ve süreçleri farklılık gösterir; aynı toplumda bir nesilden diğerine; bir toplumsal sınıftan diğerine bu konuları yöneten teknikler farklıdır. Bir anlamda belli bir uygulama unsuru üzerinde durma, kendini bir diğerine uygulama, kabul görmüş, onaylanmış ve hazır teknikler arasında kendi kişisel yolunu bulma şekline göre her operatör kendi stilini yaratabilir.”

Herkesin kendine has yemek pişirme biçimi vardır. ‘Kabul görmüş, onaylanmış ve hazır teknikler arasında gezinme’ yolu vardır. Yemek tarifi bunu destekleyen bir şeydir. Aşçılıkta tahsisat ve mimaride tahsisat arasında parallelik ararken çifte bir analoji önerdim. Şantiyede hazırlanmış beton için bir tarif yazdım ve milli inşaat spesifikasyonu bölümünü pasta yapma talimatı olarak yeniden yazdım. Bu yolla altını çizmek istediğim şey milli inşaat spesifikasyonu katılığı ve ileriye yönelik doğası, özel dili sebebiyle tasarıma ve inşaata daha katılımcı bir yaklaşım olmadığıdır. Spesifikasyon mimar ve mütahit arasında hukuki bir dokümandır.

Yemek tarifi üzerinden, insanların katılımını ve hatta kendi yaratıcılıklarını kullanmalarına olanak sağlayarak betonun daha hassas bir materyale dönüşebileceğini göstermek istedim. Bu materyal duyarlılığı yüzeye küçük şeyler ekleyerek sağlanabilir. Beton yapanın adı ve yapılış zamanı yazılabilir: o içine katılan her şeyin ürünüdür; maruz kaldığı sıcaklık ve koşulların, üretim esnasındaki her şeyin kaydını tutar.

Tarif tecrübeye teşvik eden gayrıresmi bir yazıdır. Beton tarifini test ederken kalıp için günlük malzemeleri kullandım ve farklı malzemeler denedim. Bir tür deneme yanılma şekli. Ortaya ne çıkacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu.

Aşçılıkta deney ve belirsizlik mantığı vardır; ortaya nasıl bir şey çıkacağına dair net ve kesin çizgiler yoktur. Rasyonel olarak herşeyi bilmen ve kontrol etmen olanaksızdır. Mutfakta tesadüflerle ve şansla çalışıyoruz. Tek rehberimiz koklama, tat alma ve dokunma duyularımızdır. Dokunuşlarımız küçük ve yakındır. Bedenseldir.

Bu farklı mantık biz mimarların iletişimini ve faaliyetini nasıl etkiliyor? Spesifikasyondan daha esnek ve yoruma daha açık bir şey kullanılabilir mi? ‘Rasyonel olarak’ kontrol edilemeyen bir sürece ne kadar dâhil olabiliriz? Mimarlar malzeme tahsisatını, deneyselliği ve ‘ötekinin’ hatasını destekleyebilir mi?

 

Minör Planlama, Sıradışı İş

‘Architecture and The Text’ isimli kitabında Jennifer Bloomer, Deleuze ve Guattari’nin minör edebiyat teorisinden yola çıkarak minör mimariden söz ediyor. Bunun geniş kapsamlı ilkeleri Açık Mutfak’a kadar uzuyor. Deleuze ve Guattari Minör Edebiyat’ın ilkelerini şöyle tanımlıyor:

 

  1. “…majör bir dilde minör yapılar. Bu özelleştirilmiş bir dildir.”
  2. Her şey politiktir, “…politikanın kısıtlı alanı her bireyi derhal siyasetle ilgilenmeye zorluyor. Bireysel kaygı böylelikle daha elzem, daha ayrılmaz ve daha özel bir hal alıyor çünkü aslında içinde salınan bambaşka bir hikâye var.”
  3. Her şeyin kolektif bir değeri vardır “…her bir yazarın kişisel olarak söylediği her şey hali hazırda ortak bir hareket oluşturur… Konuşan bir özneye değil kolektif bir konuşma meclisine tekabül eder.”

Bu projede yerel bir kadın ve öğrenci grubu ile üniversitenin canlı projeler yürütmesi öneriliyor. Bu insanlar mesleğin ya da endüstrinin dışındaki amatörler. Kendilerinin olmayan bir dil kullanıyorlar (inşaat ve planlama) fakat deneyim, inşaat ve kullanım yoluyla o dili kendilerine mal ediyorlar. Jennifer Bloomer şöyle diyor:

 

“…belirsiz nesneler bu minör mimari kategorisine giriyor… majör mimariden farklı bir yerde duruyor. ‘Kutsal kozmos’un yansımasının vasıtaları gibiler. Tabletlerin üzerinde TANRININ KELAMI yazılı gibi… bir tutku mimarisi-minör bir mimari- bu mimarinin çatlakları araşında işleyişte olacak. Ona karşı değil, ondan ayrı da değil, ama üzerinde, içinde ve arasında”

Şehir planlaması ve düzenlemesindeki mevcut çerçevenin küçük boşluklarında, mevcut binaların içinde ve arasında işleyen küçük bir planlama. Projenin doğası ‘her bireyi siyasetle ilişki kurmaya zorluyor: toprak ve tesis mülkiyetinin sorgulanması, yerleşkelerinin, ne fayda sağladıklarının ve idare biçimlerinin belirlenmesi. Üniversite ve yerel topluluklar arasında ortak proje yürütme yaklaşımı geniş anlamda ‘siyaset’ ile ilişkilenir.

Senaryolar yazarlık, iktidar ilişkileri, bilgiye erişim ve yetki konularını içeriyor: yerel bir durumu dönüştürmek için gerekli olan teknik bilgi ve imkânlar.

Proje, şehrin kenarında özel bir kalkınmaya siyasi bir kontrpuana dönüştü. Mimari süreçte üzerine siyasi bir söylem oluşturuyor. Sadece bir kişinin iradesini değil kolektif bir yazını temsil ediyor. Yöntem farklılık ve damak tadı üzerine kurulu. İnsanların arasındaki farklılıklar bir ilişki türüdür ve bu yolla tekil bir irade ile inşa edilen bir şey, farklılık teorisine göre ortak eylem de teşkil ediyor. Farklılıklar olmadan yöntem ayakta kalamaz.

Siyahî kadınlar ve feminizm arasındaki ilişki, sınırlar ve merkez üzerine bir tartışmada Bell Hooks şöyle diyor:

“Ayrımcılık uygulayacağı, istismar edeceği ya da baskı kracağı kurumsal bir ‘öteki’si olmayan siyahi kadınlar çoğunlukla hakim sınıfçılığa, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa, toplumsal yapıya ve beraberinde getirdiği ideolojiye doğrudan meydan okuyan bir deneyim sürecinden geçtiler… siyahi kadınların sıradışılığımızın bize kazandırdığı özel durumu fark etmesi feminist mücadele için çok gerekli… Benzersiz ve kayda değer bir feminist teorinin oluşturulmasında kilit bir rol oynadığımızı düşünüyorum” Bell Hooks sıradışı pozisyonun feminizmin eleştirel incelemesini ve hegemonyasını şekillendirmek için  hayati (ve merkezi) önem taşıdığını, aynı zamanda da yeni bir karşı hegemonya öngörüsü için merkezi araç konumunda olduğunu söylüyor.

Bu bağlamda, projeyi minör ve sıradışı bir mimari eser olarak görmeye başladım.

Proje değişmeli olarak mevcut planlama ve mimari üretim metotlarına farklı bir eleştiri getiriyor. Endüstrinin dışında bir eleştiri bu. Sıradışı bir alanda sıradışı bir grubu içeriyor. Sıradışı mimari üretimiyle inşa edilen ürünler zamana meydan okuyan anıtlar olmayacak, asla Stirling Ödülü’nü almayacak. Bu grup kurgusal düzlemde varolan inşaat ve planlamanın üzerinde, içerisinde ve arasında faaliyette olacak.

Daha kişisel olarak, bu proje normal bir mezuniyet projesinden beklediğim gibi bir proje değildi. Güzel bir mimari tasarım değildi. Bu bağlamda sıradışı olduğu bile söylenebilir. Ortaya çıkan sonuç bir ürün nesne değil, mimari süreç için gerekli olan yöntem ve etikti. Şehrin küçük bir bölgesinin dönüştürülmesi sırasında farklılıkların, paylaşımın, tecrübenin ve kolektif hareketin yüceltilmesine dayalı bir yöntem. Mimarlığın ekonomiye hizmet ettiği söylenir. Mimarlar da müşterileriyle mevcut üretim ve mülkiyet motiflerini sürdürürler. Bu yöntem, bunun ötesine geçmek için, hem sürecin hem de ürünün, toplumsal, siyasi ve ekonomik koşulların dönüştürülmesinde birer araç olan mimari üretimin yollarını sunuyor.

 

Jeremy Till’in Mayıs 1997’de RIBA da sunduğu  “Five Questions for Architectural Education”  

(Mimari Eğitim İçin Beş Soru)

adlı makaleden alınmıştır.

açık mutfak.jpg

SUB 0004

Kızılay – Ankara

[1] Sure Start yaşı 4 yaş altı çocuk sahibi olan ailelere sağlık, eğitim ve bakım desteği sunan bir Hükümet programıdır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s