benim küçük tımarhanem, ya da kişisel yayımcılığıma otobiyopsi -vol.1

Varolan formları bozmaya ilgim çocukken başladı –herkesin her şeyi gibi. Net hatıram; yaptığım bir gömüydü; kömürlük olarak adlandırdığımız, bahçedeki ek ahşap ardiyemsi yapının içinde sonsuz alet-edevat ve hırdavat bulunurdu, ilk daktilomu, ilk büyük hesap makinemi, ilk 45lik pikabımı burada bulmamın ötesinde ilgi alanım -babam sayesinde oluşan “mekanik parçalar” çöplüğüydü -ki bu genelde koca bir metal kolajı ya da kaosu gibiydi, büyük yağ varilleri –petrol ofisi diye anımsıyorum, mat kırmızı renkli ve boyumu geçen –ki biz bunların bazılarını temizleyip yazın içine soğuk su doldurup serinleyen getto çocuklarıydık.. – ve bunların çoğunu araba hurda aksamları ve duvar saati mekanizmalarının hurdaları oluştururdu, neden bilmiyorum ama ilk gömdüğüm metal eskimiş amortisörler idi, onların toprakta çürümesini ve alacakları hali merak ediyordum, ileride orayı kazdığımda dönüştükleri şey beni sevindirecekti, ya da öyle değildi… sanırım 5-6 yaşlarımdaydım… sonra evdeki radyoların entegrelerine dadandım, hatta ilk simya denememi eternit çatının üzerinde bir Fenerbahçe Ankaragücü maçının yarattığı sessizlik ve de boşluk esnasında kırdığım radyonun içinden çıkardığım, benim için büyüleyici duran o yeşil devre üzerine ilaç dolabından arakladığım ne olduğunu bilmediğim merhemleri sürerek sanırım başka bir dünyaya adım atmıştım, bu gelecekteki büyü formları ile ilişkimin de başlangıcı galiba J terkedilmiş yarım kalmış mimarilere, brutalizme, endüstriyel tüm yapılara ilgim tamamen berbat bir fabrika mahallesinde doğup büyümem ile ilgili, ergenliğimde dinlediğim tüm müziklerin ana kaynağı kesinlikle babamdan dolayı içlerinde büyüdüm desem yalan olmayacak olan İstanbul’daki tüm sanayi siteleridir, industrial müziklere ve gürültüye ya da sesin yüksek ve kakofonik ve de kendi içlerindeki düzenli forma olan ilgim bilincimin altına böyle girmiş olmalı kanımca…  bu işin şiir ve edebiyat ve diğer sanat sapakları içinde geçerli elbet. Ortaokulun son sınıfında aklımdaki tek şey kitap basmaktı, kitapları çok sevdiğimden ya da çok okuduğumdan değil, hatta ilk güdüm matbaacı olmak yönündeydi, lakin torna ve kalıphaneleri ve devasa boyahaneleri ve marangozhaneleri yemiş yutmuş bir velet olarak o vakit gördüğüm matbaa makinelerinin cılızlığı bende bir tersine itki yaratmıştı… hayatım boyunca ana inancım olan ve sözlük anlamıyla bir ilgisi olmayan “beklemek” ile o vakit tanıştım, sanırım bu benim ilk kavramımdı. Bekleyecektim ve “yayımcı” olacaktım. Bekledim ve oldum. Ama zaten gelmek istediğim nokta bu, buraya dek bundan sebep kuruldu diğer cümleler: yayımcılığımın diğer “taraf”larımdan bir farkı olamazdı: benim yayımcılığım okuduğum ve etkisinde büyüdüğüm Amerika ile nasıl benzeşti ve oradaki doğruya paralel gitti biliyorum: sadece bekledim, kimseye soru sormayarak, kimseden tavsiye almayarak –bu arada nefret ettiğim yegâne şey okuma listesi isteyen insanlar oldu, insanlar değil nefret ettiğim istedikleri, neyse- “basmak” ve “çoğaltmak” bende tıpkı ergenliğimden sonra tanışacağım kendi adlandırmamla “çatı katı sineması” gerçek adıyla “ ‘underground’ Amerikan filmleri”nde “yönetmen” sıfatı yerine “filmmaker” kullanılmasına benziyor aslında, ondan sebep Amerikan kapital yayımcılığının merkezinde duran teksir –mimeografi[1] devrimi benim ana hareket noktam, lakin zeroks’un teknolojik varlığı daha benim ergenliğimde dahi fotokopiyi teksirin yerine koymuştu, bu anlamda benim makinem kesinlikle önce fotokopi makinaları sonra ise printerlar olacaktı, öyle de oldu. Ama asıl kopyalama çoğaltma döngüsünü bende tetikleyen ve beni az ileride fanzin üretim biçimine taşıyacak olan çift kasetli teypler ve onlarda yapılabilen çoklu kayıt türleri oldu, hem dışarıdan ses alabilen, hem kasetten kasete hızlı kopya aktarabilen bu yaratıklar seksenli yılların ilk çeyreğinde NASA nesnesi gibiydi J Kasetin yani bandın kâğıda taşınma evresinde “müzik” çok önemli bir koy, hatta “yayla”, yayla, zira kâğıtların fotokopi makinası ile çoğaltılması noktasında ülkenin ileriki yıllarda dergicilik ve yayımcılıkta da temelini oluşturacak olan şey yani müzik yayımcılığı bu kopya üretimlerin de ana hareket noktası oldu. Bundan sebep ‘80 çeyreğinde “underground” kavramını hatasız algılayıp onunla sorun yaşamayan “metal” ve de “müzik” çevresi olmuştu, tüm ileri teknolojik imkânlarına rağmen araştırma ve geliştirmeden yoksun sonraki tüm nesiller bu ifade ve diğer türleriyle sorun yaşadı ve ne yazık ki hala yaşıyor. Kısa bir süre sonra elbette ki kopyalanan kâğıtlara her şeyin yazılabileceği fark edildi: bu çok keyifli ve birileri için tehlikeliydi. İşte basmak ve çoğaltmak ileri de farklı şekiller alsa da alacak olsa da bumerang gibi hep bu noktaya geri dönecekti. Çok gelişmiş bilgisayarlar ve programları bizim iğrenç fotokopi afiş ve flyerlarımızı yapmakta kullandığımız araçlar olmaktan kurtulamayacak, geçmişe ve “ilkelliğe” hizmet edecekti.

“En kötü kayıt en iyi kayıttır,” sözümüz demolardan fotokopiye transfer olsun; biz tertemiz bir kopyalamayı değil; karanlık, taranmış, leş, okumayı zorlaştıran ve bazen de okunmayan baskıları tercih ettik, bozuk makinalar ve en ucuz fotokopi bu anlamda hep en iyi sonucu verdiJ

Bedenimizde açtığımız yaralardan ve kesiklerden hiç farkı yok aslında, ya da onların onlardan farkı yok!

İşte bu yapı titizlenilen ve ana kapitale mal olan yayımcılık karşısında varlık bulduğunda dünyaların farklılığı homurtulara sebep olur: kimisi redaksiyon der, kimisi tashih der, kimi çeviri kötü der, kimi mizanpaj berbat der, der de der, ama sorun şu ki: yanlış yerdedirler, ve bu onların sorunudur! Onların ezberi, onlara dayatılmış olan, onların devleti, okulu, müdürü, inkılabı, devrimi, başka bir mama yemek istemeyenler.  Neyse mevzu bu değil zaten, en kısa böyle anlatabilirdim bir takım şeyleri sadece, hepsi bu.

“Yüzyıllardan beri, belli bir sanat, belli bir resim kavramıyla ilgileniliyor. Bu da tüccarların, müzelerin, bizzat sanatçıların yarattığı bir kavram. Ben, çalışmaya koyulduğum andan itibaren bu resimden tiksindim. Çok geçmeden, 50’li yıllarda, bu sanatı ölü bir sanat olarak kabul ettim. Bize “modern” sanat diye, kübizm, Picasso diye önerilen her şey, benim için büyük bir devrimi ifade etmiyordu. Biçimi değiştiriyorlardı, ama içerik hep aynıydı. Resim-resminin aşılmış bir sanat olduğunu, başka türlü bir ifade biçimi bulmam gerektiğini düşünüyordum. Kabul edilmiş ilkeleri kırmam, her şeyi kökünden silip atmam, , sıfırdan başlamam gerekiyordu. Tarih öncesi sanatıyla boşuna ilgilenmedim. Boyalarımı kendim üretmeye başladım. Toprak, yumurta akı gibi malzemeler kullandım. Dahası, bir manzara, bir natürmort yapmak üzere, yaratılmamıştan yaratılacak boş bir tuval önünde bulmamalıydım kendimi.

Toplumun ürettiği sanatçı imgesinden de kaçmak istiyordum: Şu yan deli, bohem, çapkın, lanetli, marjinal. Her şeyden önce, bir kafatası, bir beyni olan biri sanatçı. Ve sorgulayan. Tanıklık eden biri. Benim beynim her an mücadele içinde. Bir asi değilim ben. Devrimciyim. Bilimi temel alan biriyim.”

Bu sözler Yüksel Arslan’a ait, dünyada sevdiğim az sayıdaki memeli hayvandan biri kendisi. Aklı olan için bir takım kelimeler başka bir takım kelimelerle yer değiştirdiğinde –benim için- her şeyi değilse de bu yazı için çok şeyi çok net ifade ediyor!

Meslek tarihine dair zerre bilgisi olmayan –sanki dünya tarihine var da, kâğıdın yapılışına dahil olmamış, ağaçları tanımayan, yayımcılık değil kereste tüccarlığının farklı bir formunu ticaret olarak yapan, kâğıt hamuru görmemiş, kâğıdın ısındığında içinden çıkan buhardan bi’ haber ve bir form olarak kitap olarak adlandırmaktan öte, nesneleşmiş o yapının kozmik bilincine asla varamayacak olan insanlarla ilgimi en başta kestim, 5 yaşlarımda…

ş.

2017

[1] https://cyberzenarchy.com/2015/06/10/mimeo-baski-cogalti/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s