SOSYALİST HASTA ÖRGÜTÜ (SPK)’nın Komünist Manifestosu

 

Underground Poetix Sunar
Hazırlayan: Şenol Erdoğan
Çeviren: Burcu Denizci

SOSYALİST HASTA ÖRGÜTÜ (SPK)

Sosyalist Hasta Örgütü – Socialist Patients Collective (Almanca: Sozialistisches Patientenkollektiv, aynı zamanda SPK) 1970 yılında temelleri Wolfgang Huber tarafından atılan Heidelberg (Almanya) merkezli bir hasta hakları örgütlenmesiydi. “Hastalığın silahındır” sloganı, SPK’nin çıkış noktasını belirliyordu, tüm etik ve praksisleri sonradan Hastaların Sosyalist Hasta Örgütü / Cephesi – PF/SPK (H) çatısı altında bir araya gelmişti. Kemik SPK kadrosu stratejik bir takım hamleleri de hesaba katarak 1971 Temmuz’unda kendi feshini açıkladı.

SPK hastalığın kendi sirkülasyonunu ve sürekliliğini yaratmasının kabullenilebilir tek açıklamasının olduğunu ve bunun kesinlikle kapitalist sisteme işaret ettiğini savunmaktaydı: “Hastalık, oluşu gereği kapitalizme karşı bir silah olarak kullanılmalıdır ve hastalık varyasyonları kesinlikle insan türünün kontrol altında tutulması için yaratılmıştır”

SPK, doktor algısını reddeder, onları kapitalist yönetici sınıfın paralı askerleri ve insan türünü zehirleyen kurumsal kimlikler olarak kabul eder. PF/SPK (H)’nin en çok bilinen ve kitlelere ulaşan mottosu “SPK- hastalığın silahındır”, Wolfgang Huber ve Jean-Paul Sartre’ın ontolojik evliliğini de göz önüne çıkarır.

 

 

Tarihçe:

Grup resmi olarak 1970 yılında açıkladıkları deklarasyonla Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Bölümü çatısı altında ilk kez bir araya geldi.

SPK “politik terapi için özgür kamusal alan” hedefiyle yola çıkarak; hastalığın, kapitalizm tarafından ortaya çıkarılan bir çelişki durumu olarak tekrar yorumlanmasını ve sisteme karşı potansiyel bir silaha dönüştürülebilme ihtimallerini tartışan bir takım doktrinler üzerinde çalışıyordu.

Sadece hasta çoğunluk tarafından meydana gelen devrimci birlikteliklerin, zulme karşı olası bir direnişi örgütleyeceği açıkça görülmekteydi. Hastalık biçimlerinin aynı zamanda orta sınıf sol öğrenci hareketi içerisinde de psikiyatrik ve politik ifade temsilleri kurarak ortak bir direniş söylem/praksis zemini yaratacağı ortadaydı.

SPK’ye göre “hasta olmak”, sınıfları ortadan kaldıran bir “dayanışma” haliydi ve herkesi potansiyel bir devrimci, medikal kuruluşlara karşı red mekanizması geliştiren milis konumuna getirmekteydi. Diğer anti-psikiyatri oluşumları gibi -mesela Kingsley Hall ve Villa 21’da gözlenen- SPK de doktor/hasta paradigmasını baştan yorumlamış ve “doktor sınıfı” olarak ayrı bir sınıf retoriği belirleyerek, bu sınıfın acilen devre dışı bırakılması gerekliliğini teorize etmiştir.

SPK çeşitli broşürler hazırlayarak, propaganda ve tartışma alanları yarattı ve Heidelberg Üniversitesi çatısı altında SPK’ye fikslenen bir çalışma grubu oluşturulmasına yönelik kararlar aldı. SPK gün içerisinde (sabah 9 – akşam 10) iki temel çalışma aksiyonu belirlemişti: Bunlar tek başına (bireysel aktivizm) ve grup çalışmaları (kolektif aktivizm)’ndan oluşmaktaydı.

Tüm bu akademik girişimler sırasında, SPK Heidelberg Üniversitesi’nin birçok departmanında, özellikle de psikiyatri kürsülerinde eleştirildi; fonları, üye maaşları ve buluşma alanları zamanla çeşitli kısıtlamalarla karşılaştı. 1970 sonbaharında SPK’nin Heidelberg Üniversitesi’nden çıkarılmasına dair bir kurul toplandı. Heidelberg Eczacılık Fakültesi de bu durumu destekledi ve belirlenen 3 kişilik bir ekibin karşı kampanya yürütmesine izin verildi. Dekanlık, bir anlamda SPK’nin ensesinde boza pişirilmesini ve SPK panellerine bizzat katılım sağlanarak konuşmaların sabote edilmesini istedi. SPK ödenekleri bir süre sonra tamamen kesildi ve yavaş yavaş üniversite kampüsünün dışına taşınmak zorunda kaldılar.

Süreç, SPK ve üniversitenin tekrar karşı karşıya gelmesine neden oldu ve bu durumu sivil itaatsizlik eylemleri takip etti. Polis de bu gelişmeleri izleyenler arasındaydı, zamanla radikal sol fraksiyonlar da destek gösterileriyle eylemlere katılmaya başladı. Sonuç olarak örgütün, üniversite kurulunca aforoz edilmesine karar verildi.

24 Haziran 1971’de Heidelberg polis karakoluna yapılan ve Baader-Meinhof ile ilişkilendirilen silahlı eylemin ardından eften püften bahaneler üretilerek SPK üyelerinin evlerine bir dizi baskın düzenlendi. 350 özel tim, sadece bir şüpheliyi aramak için adeta seferber olmuş ve bunca insanı zan altında bırakmıştı.

500 SPK üyesi hali hazırda fişliydi, 7’si  21 Temmuz 1971 tarihli baskında tutuklandı ve bu ekibe grubun beyni Huber’da dahildi. SPK her nasılsa Baader-Meinhof grubuyla eşleştirilmişti ama işin aslı herhangi bir SPK üyesinin yine herhangi bir Baader-Meinhof militanı ile bağlantıya geçmesi söz konusu değildi. Aynı şekilde iki örgüt arasında (SPK ve RAF) mevcut bir söylem birlikteliği bulunmuyordu. Kötü muamele, usulsüz davranma ve tacize varan fiziksel müdahalelere dair söylentiler vardı ve SPK’ye karşı karalama kampanyaları devam ettirilerek devrimci duruşlarını zedelemek için her fırsat kollanıyordu. SPK bu sürecin sonunda kriminalize edilerek politik baskının hedefi haline getirildi.

SPK zaman içerisinde terörist bir organizasyon olarak anılmaya başladı ve Amerika’ya iltica etmeye çalışırken Batı Almanya terörle mücadele şubesinin düzenlediği bir operasyonda, RAF ile de ilişkisi bulunduğu iddia edilen Kristina Berster’ın yakalanmasının ardından bu durum basında iyiden iyiye işlenmeye başlandı. Berster zamanla tüm suçlamalardan ve Greg Guma tarafından başlatılan dezenformasyon kampanyalarından sıyrılmayı başardı.

Sonradan; Batı Almanya sözcüsü “bir takım şeylerin abartıldığını, SPK’nin tüm girişimlerini oldukça masum” bulduğunu açıklarken, Kristina Berster ise “Sosyalist Hasta Örgütü’nün tek amacının insanların neden yalnız, izole ve depresyona hapsedilmiş bir hayata mahkum edildiklerini anlamak ve bu tartışma sarmalının kökenlerini saptayabilmek için” kurulduğunu vurgulayacaktı.

 

 Çözülme ve IZRU’nun Kuruluşu:

Haziran 1971’de, Huber’in tutuklanmasının ardından SPK dağıldı. Bunu takip eden süreçte IZRU (Information Zentrum Rote Volks-Universität: Halkların Özgür Enformasyon Akademisi) SPK üyeleri tarafından kuruldu; ancak IZRU, SPK kadar örgütlü bir formasyona kavuşamadı. IZRU adı altında, uluslararası kongreler düzenledi ve süreli yayınlar devreye sokuldu: RVU (ya da Rote Volksuniversität: Halkların Özgür Üniversitesi) olarak bir alternatif-merkez oluşuma gidildi ve buradan sağlanan gelirlerle tüm siyasi mahkumlar desteklenerek, SPK’ye ait metinler tekrar basıldı.

 

 SPK’nin ardından:

1973 yılına gelindiğinde SPK, Sosyalist Hasta Örgütü / Cephesi [ya da SPK/PF] olarak yola devam etme kararı aldı. Hasta Cephesi’nin revize edilen örgütlülüğü, bizzat Huber tarafından Stammhein Cezavevi’nde hücre hapsindeyken duyuruldu ve böylece SPK/PF yeniden resmiyet kazandı. Her şeyin temellerini atan yegane isim Huber, tüm hukuki meseleleri üstlenmesi için 70’li yıllardan itibaren SPK içinde aktif olarak çalışan avukat ve bilgisayar uzmanı Ingeborg Muhler’i görevlendirdi.

Üçüncü Bin Yıl için Komünist Manifesto

Maddi Tıp Şeytandır!

Bu manifesto, bilmece dostluğu için değildir. Yalnızca baştan sona okuyun. Her zamankinden biraz daha uzun, ancak ömrünüzü uzatmanıza yardımcı olabilir. Hem de kan dökmeden.

Dahili/harici

DOKTOR SINIFI ORTADAN KALKMALI

AMAÇ SINIFSIZ BİR TOPLUM

HASTA SINIFI İLERİ!

1

SPK, daha 1970 yılında ‘sağlığın, aklın Nazi-biyoloğu olduğunu’ ifade etmişken, bu gerçeği bugüne kadar fark eden olmadı (‘kafa karıştırıcı’, ‘çok önemli değil’, ‘dikkat dağıtıcı’, ‘kitlelere karşı düşmanca’, vs. Bu patırtıyı biliyoruz). Bu arada, bu haberi gazetelerde bile okuyabilirsiniz: gerçekte, bir faktör olarak, doktorlar tarafından gerçekleştirilen bir şey var; ars medica (‘tıp sanatı’, tıbbi yetenek), artık sorun değil. Genetik veri toplama çağında, sağlıklı insan olmayacak. Herkes, bahşedilen genlerinin kusurlu olduğunu ve sağlık tanısının belirli kalıtımsal kusurlar tarafından karanlığa gömüldüğünü, genetik verisinden öğrenebilecek. Genler aracılığıyla tanı koyanlar, kişinin hastalık riskleri ile ilgili hükmünü duyurduğunda, gen terapistleri kaderinden kaçması için bu kişiye hizmetler sunacaklar. ‘Böylece, yalnızca sağlıktan bahseden biri’, psikiyatristin kendisini hayal ürünleri ile kafayı bozmuş biri olarak almaya gelmeyeceğine dikkat etmelidir.

Kutsalların kutsalı, en yüksek ve değişmez standart değer ve değer standardı, tüm eski toplumlarda hem yaşlılar hem de gençler için umudun ve hayalin ulağı, sağlık, ilk kez Sosyalist Hasta Örgütü / Cephesi (SPK/PF) tarafından patlamaya neden olmuştur (şu ana kadar hakkımızda söylenenler böyle). 500 insan içinde ‘sağlık’ isteyen yoktu, ve o andan beri hiç kimse böylesi bir hayale biraz olsun bile güvenmiyor. Kısacası: azımsanmayacak miktarda, dikkat çekici ve değiştirilemez bir olgu olarak SPK, sabun köpüğü ‘sağlık’ ve ‘şifa’nın, alenen patlaması için yaratıldıklarına ve bunun hep böyle olduğuna ve de olacağına dikkat etmiştir. Yani insanların, hastaların tahliyesi, en başından beri çok gecikmiştir, çünkü, yukarıda söylendiği gibi, sabun köpüğü sağlık daha en başta ‘patlamış’tır (1965). Bunu hiçbir şey değiştiremedi. SPK içinde başkasının hastalığı, başkasının hastalığı olarak kalmadı. Her kim hastalığın başkalarının hastalığı olmasına izin verirse, aslında hastalığın doktorların hastalığı, tıbbi bir hastalık olmasını sağlar, ve bu şekilde bir etkiye sahiptir ve kendi üzerinde de yansımalarını görür. SPK’daki herkes, ama gerçekten herkes, kadın, erkek ve çocuk, daha öncesinde doktorlar tarafından hastaya atfedilen şeylere rağmen (‘geri zekalılık’, ‘kan şekeri’, ‘uyuşturucu bağımlılığı’, ‘felç’, ‘kekemelik’ vb.) bunu bilfiil kavramışlardır.

Sürekli kendi normlarını empoze eden ve kendilerini standart norm olarak gören doktorlar, bugün bunu otomatikleştirmişlerdir ve aynı zamanda otomatik aletlere ve makinalara aktif bir biçimde uygulamaktadırlar. Bu standart-normu, kendi bilgisayar programlarına yükleyenler de onlara katılmaktadır. Böylece, bu tıp normu herkesi aşmaktadır. Bu norma, 1977’den beri Iatrarchy[1] diyoruz. Bir yaratıcısı olmayan, sorumlusu bulunmayan bir pratik olarak işliyor. Bu yüzden, yeni burjuvazi, Normoisie’dir. Saldırılan, saldırılması gereken ve öyle kalması gereken de normoisie’dir. Eski burjuvanın modası geçti. Sorumlu kim? Buna karşı savaşmayan, ve böylece de desteklemiş olan herkese, tıp uzmanı rütbesi bahşedildi. Oysa değeri, hücrelerinin ve organlarının değerinin üzerine çıkmaz. Ancak artı değer üreticisi, bir iacapist’tir (Yunanca ‘iatros’ = doktor, ve kapitalizm kelimelerinin birleşimi), tam da budur işte. Şüphesiz ki sınıflar da artık eskisi gibi değil. Peki bu ortadan kayboldukları anlamına mı geliyor? Pek çok insan henüz hayatlarının şokunu ya da sürprizini yaşamadı. Ve hiçbir mazeretin, ya da ‘benim alanım değil’, ‘uzman değilim’, ‘onlara kalmış’ gibi lafların faydası olmayacak.

Hasta sınıfı ve iatrocrat[2] sınıfını bölen bir çizgi mevcuttur. Ayırt edici nokta, bir tarafta Hasta Cephesi olmasıdır. Düşmanın tarafı zaten dost yolcuların iatrokapitalist sınıf destekçilerinin ve onların yaptıklarına müsamaha gösterenlerin olduğu yerde başlar. Diğer zamanlardan da iyi bilinirler [İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da, Nazi partisinin en önemsiz üyelerine karşı bile açılan, sözde Naziler’i temizleme davaları]. Şüphesiz ki, üretim araçlarına olan yakınlık, önceden olduğu gibi şimdi de, sınıfsal karşıtlığı belirlemeye devam etmektedir. Ancak bugünkü yöntem biraz farklıdır. Üretim güçleri, üretici güçler, artık ortak endüstriyel proletarya değildir, yeni endüstriyel ticaret insanının, ‘yeni adam’ın üreticileridir. Ham maddeleri ile dünya, artık bir üretim aracı değildir. Üretimin yeni araçları, bedenleri ile geri kalandan çok daha büyüktür (en değerli ham madde, her birinin 100 milyar beyin hücresi). Ve üretim ilişkileri, bilgisayarlara kaydedilen tıp normları, doktorların normlarıdır. Hala, dağıtım, tüketim vs. olarak var olan birincil, ikincil ve üçüncül sektörler eski modellerden hiçbirine uymamaktadır benim sevgili Sosyologlar kulübüm!

Hastalık, halkın elinde! Hasta sınıfında!

Genetik laboratuvarları ve onlarla bağlantılı olan her şey, geri dönüşüm olmadan, doğrudan çöp kutusuna!

Gen laborantları, kendi adlarına çöpçü! Ancak, her durumda ve kalıcı olarak, hastaların kontrolü altında olacaklar!

Elimizdeki taslağa göre, bu da bir şey, değil mi!

Bugün, hastalık, herkesin genel ve evrensel bir biçimde ortak noktası ve her yerde; ve yalnızca doktorlar tarafından farklı bir biçimde formüle edilebilir. Fakat hastalık her halükarda genelse, neden hemen onunla başlanmıyor ve ilk sıraya konulmuyor?

 

2

 

Iatrokapitalizm’i mümkün kılan kesinlikle doktorlardır: komünizm, doktorlar tarafından teşhis edilir.

Komünizm tarafından daima doğru sayılan bu durum, nasıl doğdu? Antik Yunan filozofu Protagoras’ın bir zamanlar söylediği, ‘insan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür’, sözü ile Bonn Anayasası’nda geçen “İnsanlık onuru çiğnenemez” maddesini kıyaslayın  (ha ha!). Şimdi, tıbbi perspektiften bakıldığında, insan, en son derece değer olmuştur. Gen laboratuvarında yetiştirilen ve büyütülen, bir mala, ticari bir ürüne dönüştürülen her insan hücresi, milyarlara ulaşan rakamlarla, faiz ve bileşik faiz ile kendisini amorti ediyor. Serbest Pazar ekonomisi, sanayileşmiş üretim, seri üretim ile  buna izin veriyor; bu artış, öngörülebilen zaman sıfır sorun içinde toplu işsizlik. Başka bir ‘insan’, bir kopya ve yedek parçalar için canlı bir depo olarak klonlanabiliyorsa, her bir vücut hücresi son derece değerlidir ve ziyan edilmemelidir.

Kapitalizm:
Son derece modern, taş devri kapitalizmi. Doktor sınıfı sayesinde, antik taş devri kapitalizmden, ilk ve son kez iyileştirildik. Modern olan taraftan da kesin olarak iyileştirildik. Eski taş devri kapitalizmde insan çöp kadar değerli değilken, eşyalar hala değerliydi. Birbirinin yerine geçebilen insan, her an yer değiştirebilirdi. Geçmişte, trenin çalışabilmesi için lokomotiflerin kömürle beslenmesi gibi, eski taş devri kapitalizmde de tüm insanlar yakıt olarak kullanılıyor, hepsi bankacıları kurtarıyor(!) ancak bazen, sermayenin toplanabilmesi için önünde sonunda bunlar bile yanıp kül olabiliyor. Hayır, para değil, ama cesetler üzerinde gezerken paradan nasıl daha fazla para kazanılabileceğine dair bir hile, yani sermayeyi yığmak, biriktirmek, kısaca: kapitalizm. Çoğu insan fark etmeden, hile, zaman ve alışkanlıklar devam ederken, bir sisteme dönüştü. Ama herkes hissediyor, herkes özünde hasta, ve herkes doktorlar tarafından ölümcül derecede hasta hale getirildi.

Bu ‘tıp adamları’nın, ‘şamanlar’ın, ‘rahip doktorlar’ın bin yıllardır yaptığı bir şey: rastgele seçilen şeyler tanrı ilan edildi ve insanlar bunlara kurban edildi. İnsanın değeri yoktu, tanrılara sunulan ve kurban edilen kurbanlardan başka bir şey değillerdi. Yani, her çağın kendine özgü hileleri ve hilebaz sınıfı vardı. Bu çoğu zaman kötü sonuçlandı. Ancak bu durumda, oldukça gelişmiş ileriye yönelik bir adımdı, gerçekten.

Marksistlerin amacını, doktorlar mı gerçekleştiriliyor? Yani artık değerli olarak görülen eşyalar değil de insanlar mı? Asla. Ötekileştirme süreci, hızlandırıldı, yoğunlaştırıldı, kendisini sağlamlaştırması için yaratıldı. Değerli olan şey artık altın ya da elmas değil, ‘bio-meta insan’ bugünün altın ve elmas madeni. Her bir vücut hücresinden, ‘yeni bir insan’ klonlanabilir. İnsanı adlandırmak için kullandığımız ne varsa, klonlamak için ve/veya başka insanların organlarının alıcısı olanların yedek parça dergisi olmak için en değerli şey olmak adına somutlaşacak.

Maddenin geri dönüşümünü sağlamak, farklı bir türden üretilmiştir. Özgürlük: herkes ne isterse alabilir ve satabilir. En üst seviye modern taş devri kapitalizmde bile sebep ve sonuç: İnsan parçalarına ayrılabilir (eski hikaye).

Geçmişte, para standardı altın rezervlerine bağlıydı, daha sonra ise zamanla ölçülen iş gücü birimi miktarına bağlandı. Bundan böyle, para standardı,  acizane ve basitçe genlere bağlı olacak. Siz de kendinize milyarder diyebilirsiniz. Sahip olduğunuzu koruyun ki kimse sizi azametinizden mahrum bırakamasın. İnsan, ah insan!

Yıl 1965(!): genç bir motosikletçi, posaya dönmüş beyinle gece yarısı ameliyathaneye getirildi. Klinikteki tıp fakültesi öğrencileri şaşkına dönmüşlerdi: bir tane bile doktor parmağını kıpırdatmıyordu. Hiçbir şey yapılmadı. Hemen müdahale edilmezse genç adam ölecekti. Doktorlardan hiçbiri bir şey yapmadı, sonra bir anda her şey için çok geçken, ameliyathane yıkanmış elleriyle, tam teçhizat, oradan oraya koşturan, beyaz önlüklerle doldu; organ nakli.

İnsanlar, daha ölmeden fişleri çekiliyor; organlarına ayrılıyor (hayvanmışçasına içleri boşaltılıyor), ve makineymişçesine parçaları sökülüyor; sırf organları fahiş fiyatlara satılabilsin diye. Nüfus yoğunluğu mu? Birileri öldürülmek için yaşıyor, birileri yaşamaya devam edebilsin diye başkalarının yabancılaşmış, insan türlerinden soyutlanmış organları ile donatılıyor. Birinin yaşamaya devam etmesi için, bir diğerinin ölmesi lazım. Nüfus yoğunluğu, yaşamın genel toplamı değildir. Dünyada daha az insan yaşamalıdır demek de değildir. Yoksa, doktorlar düzgün çalışmayan organ yüzünden gerçekleşen her ölüme sevinirlerdi. Neden organ nakli? Bu, kişinin ait olduğu sınıfa bağlı ve doktorlar tarafından belirleniyor: bilançonun ölüm kısmında mı yoksa organ nakli için seçilenlerin olduğu tarafta mı? Bunu kara çevirmek amacıyla, doktorlar her iki tarafla da ilgileniyorlar. Neyse, nüfus yoğunluğu mu? Yalnızca doktorlar var, ve onların bakış açısından, geriye kalanlar sebzeden başka bir şey değil (manavın malları).

Sınır Tanımayan Doktorlar, ne kadar da gerçek, ne kadar da doğru! Hayır, bu hürriyet değil. Bunun için özgür değiliz. Başka kim böyle bir şey için özgürdür? Iatrocracy’i yayınlayalı 20 yıldan fazla oldu: tıp doktorları sınıf-çete-ırk olarak yapılandı, tıp cinayeti tekelinden, tıp üretimi tekeline. 1977’den beri yayınlanıyor: değer, şiddet, güç – bu kelimeleri dağarcığımızdan tamamen çıkardık ve yerine iatrarchy’i koyduk. Iatrarchy: tıbbi standart değerinin şiddeti.

1979 yılında, ‘beslenme’ üzerine yapılan uluslararası bir kongrede Hasta Cephesi’nin broşüründen: hastaların doktorlar tarafından yenilmesi = eski ve yeni yamyamlık. Bugünün savaş tiyatrosu ve muharebe alanı: insan vücudu.

3

Burjuvazinin kişisel kimliği (benim bedenim bana ait), çözülüyor. Aşık olduğunda, daha hızlı çarpan, bir yabancının kalbiyse, aşık olan kim? Ceninin hücreleri, Parkinson hastasına aşılandığında, sayesinde tekrar gülebilir: peki bu kimin gülüşüdür, hastanın mı, asla doğmamış olan ceninin mi?

Yani, kader ya da kimlik ve emsalsizlik gibi kavramlar temel olarak sorgulanıyor, ‘değerlerin aşınımı’, basın üzerine kafa yoruyor.

Kolektif kimliğimiz Hasta Cephesi, nakledilemez, kesilip parçalarına ayrılamaz, ortadan kaldırılamaz: politik kimlik (mekana göre istikrarlı), ideolojik kimlik (zamana göre istikrarlı), devrimsel kimlik (kolektif etkinliğe göre istikrarlı).

Gorile nakledilen insan kafası, insana nakledilen goril kafası, bir bütün olarak hastalığın başı oluyor. Yeni bir kimlik mi? Tıp doktorları kıçta, hastalık hakta, adalette!

4

Gelecek olasılıkları

Devletin söyleyebileceği çok ama çok az şey var, hiçbir şey yapamıyor. Geriye iatrocrat’lar ve ekonominin holdingleri kalıyor. Ahlakbilimciler ve yasa koyucular, tamamen insan ve insanlığa uygun, ‘İnsan biokütlesi’ gibi fikirler üzerine çoktan düşünüp taşınmaya başladılar. İatrocrat’ların normları, fabrikaya dönüşüyor, makinalara ve üretim süreçlerine giriyor. Böylece var olanın otoritesini elde ediyorlar.

İnsanların düşüncelerini, yaptıkları belirliyor. Normlar somutlaştırılıp, uygulama yoluyla kafalara girdiğinde, hiçbir kavram onlara karşı çıkamıyor. Pek çok kafada hastalık kavramı, fikri materyal bir güçken, hastalık gücüyken, onlarla savaşmak için ihtiyaç duyulan çok odaklı yayılmacılığın kolektifleridir.

Bu yüzden yapılacak şey, somut bir şey sağlamaktır. Sonra, öyle ya da böyle, bir şeyler artarda, kendi kendine somutlaşacaktır. Ancak başlangıçta, çok odaklı yayılmacılığın kolektifi olarak bir araya gelmek kendi kendine gerçekleşmeyecektir. Bunu başarmak için erkek/kadın kendine gelmelidir, gerçekten bir çaba serf etmelidir. Karar vermek her şeydir, seçeneğiniz yok: her kim işkenceye ya da acıya sahipse, hastalığın lehine karar verebilir ve vermelidir. Başka bir seçenek var mı? Unut gitsin! Çünkü başka bir seçenek, mevcut durumda işe yaramaz, ne kadın için ne de erkek için önemli değildir, gelişmek bir yana değişmezdir.

İatrocrat’ın geçmişi ivme kaybediyor. Köleleri ölürken kayıp yaşayan usta, bugün kazançlı. Ortaçağ köleleri, bugünün kölelerinden çok daha kötü durumdaydı. Ortaçağ köleleri çok masraflı değildi; kendi çocuklarını kendilerine benzeyen insanlar olarak yetiştirmek zorundaydılar. Şu an ise diyalektik olarak müthiş bir geri dönüş mevcut: herkes, ölü ya da diri, değerli. Gerçekte, bu nitelikli bir sıçrayış. İnsanlık kendisini oldukça değerli, tamamlayıcı parçalara ayırıyor, böbrek vs. gibi. Yani insan artık hayvan seviyesinde değil, bitki ve mineral seviyesine çekiliyor.
Henüz orta çağda, “yaşamın ortasında, ölüyüz” (media in vita in morte sumus) diye şarkılar söylüyorlardı, bugün büyüyen bu yolda bir adım daha attık: ölümün ortasında, yaşamın neden ibaret olduğunu biliyoruz (mitten im Tod sind wir im Leben). Hayır, kastedilen ‘reanimasyon’ değil, sözde yüksek teknoloji tıp (makinalar ve aletler) değil, daha ziyade: bu, doğumdan çok önce başlayan bir süreçtir (amniyosentez, ultrason, doğum öncesi teşhisler). Yalnızca Gretchen’den (Goethe, Faust I) beri değil, artık, bebekler hep ölü doğuyor. Suni olarak laboratuvarda, ya da alışılagelmiş bir şekilde rahimde, yalnızca ölü madde, ölü maddeye doğuyor. Iatrokapitalist ilişkiler, temel olarak ve etkili bir biçimde yığılı kadavralar, ölü inorganik sermaye, doldurulmuş şeylerdir. Gerçeklik, şeylerin dünyasıdır (Reality: Latince: res = şey, madde. Rebus, resimli bulmaca, şimdi bile mi?) Ve hala coşku veren neyse, dualarla defedilecek, sansürlenecek, henüz başlamadan son verilecektir. Burada hastalıktan başka bir şey yardımcı olamaz: hastalanmak için yaşa (Lebt um zu kraenken!), yaşamak için hastalan (Kraenkt um zu leben!), yalnızca hastalananlar haklıdır, kısaca: hastalık haktadır (Krankheit im Recht) [SPK/PF(H) 1983 ff., crescendo ed accelerando, forte fortissimo].

Ve SPK’da orta çağa ve haçlıların akıl sağlığına göndermeler yaptığımız için, (Prof. Heinz Haefner, MD, PhD, 1970, haha), evet mezhepçi haçlılara bile, Naziler tarafından azarlandık, solcular tarafından azarlandık, ve son yıllarda pek çok SPK kaçağı bile orada burada bizi yüzeysel olarak eleştirmeye, sınıf analizi yapmaya çalıştı, bizi dağıtmayı, parçalarımıza ayırmayı denedi. Eski bir hikaye mi?: Orta çağın başında, Tapınak Şövalyeleri ortadan kaldırıldı, sürgün edildi. Teslim olanların, başka dini toplulukların, birliklerin düzenlerine göre yaşamalarına izni verildi. Çoğu teslim olmadı. Neden? Aslında yaşam olmayan ama alışkanlıkla öyle denilen yaşamdan çok daha iyi bir şey buldular. Kafaları kesildi. Bu insanlara imrenmeye değer kılan şey (Beneidens-Würdigen) nedir, bugün olsa ne yaparlardı? O zamanlar ölümden sonra organ nakli, yabancı bir şeyin, bir yabancının içinde yaşamaya devam etmesi diye bir şey yoktu tabii ki. Bugün ise her zamankinden daha fazla: yaşam bir hücreden geliyor /ancak uzun zamandır böyle son bulmuyor/ ve artık kesinlikle ne boşuna ne de yalnızca sözde kabadayılar için (das Leben kommt auf alle Faelle aus einer Zelle / aber enden tut es laengst nicht mehr in einer solchen / und schon gar nicht mehr nur eitel und einzig bei sogenannten Strolchen).

Her kim kendisinin hasta olduğunu ve hastalıktan yana olduğunu ilan etmezse, iatrocrat politikasının sürmesine otomatik olarak yardım ederse, KZ-krematoryumundan gen teknolojisine kadar Iatro-Nazizmin  işbirlikçisidir ve kendi yok edilişinde rol oynuyordur (herkes genetik olarak hastadır, kimse genetik olarak sadece iyi bile değildir), ve bu bitmeden tükenmeden yinelenir ve sonsuz bir döngü içinde değere dönüşür. İşte burada, sonsuz döngü (Nietzsche).

Sadece ilerleyin ve bunu kutlayın. Evet, siz üstün ırkın üyesi. Ancak, zaman öldürmek sadece acıyı arttırmakla kalmaz, hastalığın korunmasını da arttırır. Bunu öğrenmek için boş laflara, genetiğin düzmece yöntemlerine gerçekten ihtiyacınız var mı? Onu rahatsız ediyorsunuz; hasta olduğu için devrimsel olan ve aynı zamanda Adem ve Havva’dan beri tüm devrimci tecrübelerin kalıtsal maddesi olan hastalığı nesilden nesile korumak (Bakunin’in selamları var). İyi olan daha da yakınında olamayacakken neden çok uzaklarda aranır? (Warum in die Ferne schweifen, wo doch das Gute noch naeher gar nicht liegen koennte?)

Sessizce Foucault okumaya devam ediyorsunuz. Belki bizim bulamadığımız bir yerde, üstü kapalı bahsedilirken bulacaksınız. Ve kesinlikle olumlu düşünün, bunun meyvesini yiyen kim?

Bu gelişmede memnuniyet verici olan ne?

İnsanlar çil yavrusu gibi dört bir yana dağılmış haldeler; devlete karşı, doğal kaynaklar için, ilaçlardan gelecek mutluluk kırıntıları için, yabancılara karşı ve yabancılar için, refah devletinin parçalanmasına karşı ve işlerin, çevrenin/budalalığın (Umwelt, Dummwelt) korunması için. Tüm bunlar fos çıkıyor, ve böylece daha da şeffaflaşıyor.

Cebinde bir kuruş yokken, milyoner olma bilinci ile herkes etrafta dolanabilir. Ancak organlarını geri alamaz. Başka bir Yuppi tasarımı alması daha kolay olabilir. Son 30 yılda doktora giden, düşünmeden gitmeye devam ediyor. Zaten kayıp. İlaçlara ve uyuşturuculara alışan, tereddüt etmeden birkaç tane daha alabilir. Organlarına gelince, hala sunacağı bir şey var. Biri artık cildinden hoşnut değil mi? Sorun yok. Zira bu sırada, ölmüş bir yabancının vücut hücresinden pek çok cilt filizleniyor. Cildiniz çıkarılıyor, ve bir kulaktan diğerine kadar yepyeni bir cilt ile kaplanıyorsunuz.

Sevgili astro dost, iatrocrat sınıfı melezlemede başarılı oldu ancak Stern’de, Spigel’de ya da Time’da okuyacağınızdan çok daha farklı yeni bir tür ile. Uzun zaman önce, hatta gerçekte daha başlamamış olan kova burcu çağını, kazara kanser çağı ile melezlediler. Ezoterikler, kova çağının ne zaman başlayacağı sorusu hakkındaki kavgalarının savaş baltalarını toprağa gömebilirler. Kanser hücrelerinizi düşünün, nasıl filizlendiğine ve sızdığına bir bakın, siz asil ışık dolu spektral şekiller (ihr hehren Lichtgestalten). Klonlanmış insan nedir? Burada kova burcunun da söyleyeceği bir şey var. Her zaman emrinizdeyim, efendim. Ancak hastalık da patlayabilir. (SPK 1970/71). Kanser, gen ilacı ile mi yok edilecek? Ah tabii, kanser çağının bitince bile, 2500 yılı bulacak. Sonra sıra ikizler burcunda, Kastor ve Polluks[3]. Özellikle Kastor.

Kendin yap marketinde, silikon satılık. Eğer kadının istediği buysa, doktor ona dolgun göğüsler yapacak. Aktif ya da pasif fark etmez, mevcut organlar aynı kalacak. Artık iç rahatlığıyla aptal ya da apolitik kalabilirsiniz, beyin jimnastiği yapmak için çabalamanıza gerek kalmaz. Çünkü herkese ham madde gibi, doğal bir kaynakmış gibi davranılıyor. Aşırı nüfus yoğunluğu ve aşırı nüfus artışı söz konusu değil, çünkü çok fazla iatrocrat yok ve geri kalan da insan materyali sayılmıyor.

Yemek yenirken, pişirildiğindeki kadar sıcak değildir (Alman atasözü: Es wird nichts so heiss gegessen, wie es gekocht wird  = hiçbir şey göründüğü kadar kötü değildir) – Evet, şüphesiz. Ancak iatrocrat’ların cennet hakkında kendi fantezileri var, tıpkı 60’larda olduğu gibi (Kongre: İnsan ve Geleceği): 1962’den, 2000’e kadar, gücü kurmak ve yetki sahibi olmak istediler, ve bu resmi olarak tanındı, bilin bakalım kim tarafından? Devlet yönetimindeki, hükümetteki, yerel polis merkezlerindeki ve okullardaki genetik gözlem merkezleri ağı ile Dünya Gen Konseyi tarafından. Birbirinin yerine geçen genler en baştan yok edilebilseydi, o zaman dünyada savaş da olmazdı (oysa 1960’tan beri pek çok savaş oldu!), ne hükümetler devrilir ne de ayaklanmalar olurdu (ha ha, şaka yapıyor olmalılar, lütfen bir bakın), hatta yasal şiddete karşı bile direniş olmazdı. Dünya nüfusu da rakamsal olarak 2000 yılından çok önce kontrol altına alınacak, sterilize edilecek ve yiyecek maddelerine ve musluk suyuna katılan gizli maddeler ile kısırlaştırılacaktı. Seçilmiş eşler, arzu edilen ancak doğru ve tıbbi olarak düzgün olan, yani Nobel tıp ödüllünün dediği gibi ‘Bizim gibi insanlar’a benzeyen çocuğa sahip olmak için ilaç alacaklardı.

Evet, ancak burada da, ütopyaları ile üstün ırk üreticilerinin hayal dünyasının ne kadar sakat, ne kadar bozuk olduğunu gösteren hastalık tam da ortada duruyor. Ama, bu ölü doğumun her şeyi, henüz ölmüş ya da yenilmiş değil (gerçekten, aynı zamanda şu anlama gelir: hali hazırda ölmüş ve gömülmüş; Almanca’da: nicht alles ist schon gestorben und gegessen von dieser Totgeburt). Dünya Hükümeti’ne göre: kişi Dünya Hükümeti’nin görevlerini, cerrahi operasyonları hatırlayabilse, böylesi bir gelecekte bile korku ile işkence görmüş olabilirdi. Bombalanan sivil sığınaklarda yüzlerce ölü kadın, erkek ve çocuk; ama sevk edilen taburlar da düşman tarafından değil de öncesindeki tedavi yüzünden sakat kaldı. Kazayla öldürme, istisnai vakalarda bir hata mı?! Şimdi, kim düşman? Tüm dünyadaki (kan) Kızıl(ı) Haç altında gerçekleştirilen insani yardım görevlerini bir düşünün; hepsi tarafsız, apolitik, tamamen insancıl, hükümet dışı.

Fırsata göre eylem halinde (gerçekçi politika, hatta yeşil gerçekçi politika!): Dünya Sağlık Örgütü, UNO, Sınır Tanımayan Doktorlar, Acil Servis Doktorları Komitesi vs. Tüm kıtalar, onlar tarafından yaşam/ölüm denge cetvelinin ölüm sütununa kaydedildiler, doktorların seçimi Auschwitz’deki ile aynıdır, burada büyük ölçektedir, Auschwitz katlanarak artan güce yükselmiştir: Nazi faşizmi, bir daha asla!? Şaka yapıyor olmalısınız! Aynı zamanda bu, tıp standardı altında, geniş bir deney alanıdır (kimsenin özlemediği yetimler, kimsenin tanımadığı mülteciler). Emperyalizm de artık eskisi gibi değil, daha ziyade iatro-emperyalizm.

Beni ilgilendirmez, çok uzakta zaten, Üçüncü Dünya, biliyorsunuz işte, vs.. diye düşünenler?! ABD’de (kendi) yerel nüfusun nükleer kirliliği ya da Londra’nın tam da ortasına kasten ve bilerek yayılan biyolojik bakteriyel kirlilik ile ilgili benzer deneyler ve davalar. Peki böbrek ya da karaciğer tükendiğinde doktor ne der? “Maalesef, organ bağışlayan insan sayısı çok az, yoksa aksi halde siz…”

Pişirdikleri kadar sıcak yiyorlar, sıcak pişirdikleri kadar soğuk pişiriyorlar, ofislerinde olduğu kadar özel olarak da, kazandıkları değerlerine, ‘onur’larına yarayacak kadar soğuk. Ne de olsa, yamyam olan medeni insanlar da var. Hiç medeni olmayan yamyam var mı? Voltaire’in daha 18. Yüzyılda bu konuyla ilgili sağlam şüpheleri vardı.

Deneysel alan açıldı, insan avı başladı. Gen, Nazilerle birlikte, kalıtımsal faktör olarak adlandırıldı. Böylece, Kalıtımsal Sağlık Kanunları koyuldu. Sonuçlar malum. 19. Yüzyılda, başarısız okul müdürü sonradan monka dönüşen Gregor Mendel tarafından keşfedilen kalıtım faktörü hakkında, çok fazla kuru gürültü vardı. Buna daha sonra kalıtımsal özellikler adı verildi. Bugün pek çok insan tarafından ırkçı olarak suçlanan ve ‘kara general’ olarak çıkışılan antropozof Rudolf Steiner, bu biyolojik düzeneğin zararını 1920’lerde öngördü ve uyarıda bulundu ve bugün bu geniş bir deney alanına dönüştü. ‘Ahriman’ selamlarını yolluyor. Peki antropozofi? O da aynı şekilde selamlıyor, aşağı yukarı şu melodide: her şeyi inceleyin, en iyisini seçin (mağaza dili, sezon satışı).

Nazi iatrocratların yaptığı ve neden olduğu, başarılmış bir olaydır. Savaşın başlangıcı, savaşın başlangıcından sonra gerçekleşmiştir. Çünkü her şey, Hitler ortaya çıkmadan çok önce, hastalık yüzünden öldürülen 275.000 hasta ile başlamıştır. Cinayet riski hesap edilebiliyordu (evet, sadece hesap edilebilir intihar riski yok; Leferenz’/Haefner’in SPK’nın iatrocratların yok edilmesi için sözlü formülü). Bugün, uluslararası iatrocrat sınıfının tarafında, yarı yolda durdurulma riskini almaktansa, başarılması gereken işin tamamıdır, yani bu başarılmış bir geçmiş dışında her şey ile ilgilidir. Durum, bir zamanlar Avrupa’daki milyonlarca insanın seçilip yok edilmesi iken, şimdi hedef gösterilen tüm dünya nüfusudur, milyarlarca insandır. Evet, kötülüğün gerçekleşmesi de zaman alır (Alman özdeyişi: Gut Ding will Weile haben = iyiliğin gerçekleşmesi zaman alır). Ancak şimdilik en azından bilgiler depolanmıştır.

Bu arada kendisine Nazi diyenler, belki de biraz aşırı istekliler. Sonuçta iatrocrat sınıfı, akıl sağlığını incelemiyor. Daha ziyade kalıtımsal mirasa bakmayı tercih ediyor. Ve bu, tereddüt halinde, ilgili iatrocratın sağlık standardına göre, asla birinde bulunması gereken gibi değildir. Bu durumda, Nazi olmak sayılmaz – Nazi, hadi acele et ve doktor ol. Ya da sizi ortadan kaldırmak için gelecek olan da odur, evet, evet, sizi de!

Dünya, şu anki konumunda, doktorların beyinlerinde bile, olağandışı bir fikir üretebilir. İstedikleri gibi davranamazlar mı? Ah, evet, tabii ki davranabilirler. Ve ne isterlerse yapıyorlar. Ama biz de yapıyoruz. Bu durumda, aktif materyalistler olmaya devam edeceğiz, bu ‘idealistler’e karşı, küçük meselelerde olduğu gibi büyük meseleler de aktif olacağız. Adem ve Havva’dan beri hasta tüm kalıtımsal özümüzle diapathic materyalistler olmaya devam ediyoruz. Bizimle birlikte, daha yakın, daha uyumlu toplumumuzda ve benzer başka yerlerde, dünya zaten neredeyse tatminkar. Geçen senenin çöpünden geri dönen yok, ancak son çöp dışarda: iatrocrat sınıfı Allah’ın her günü, gece gündüz diyette!

5

Iatrocracy’nin entrikaları ile ilgilenildiği kadarıyla, ne devlet başkanı, ne politikacı, ne de polis ve asker, müdahale etmeyecek. Sonuçta: Dünya Hükümeti, ve bu Tıbbi Devlet Hükümeti demektir, her şey ŞİFA uğruna (HEIL*). Şifalarınızın şerefine!! (Prost GeSSundheit!!).

1988 yılında şöyle yazmıştık: DÜNYA, YÖNETİLEBİLİR OLMAYI BIRAKALI ÇOK OLDU. Her kim organ nakline karşı vasiyet ederse, devlete ve koyduğu yasalara, devletin müdahale hatta araya girme gücüne güveniyordur. Ancak bu ekonominin değişimlerine tabidir. Herkesin bildiği gibi, ekonomi anarşiye neden olur ve mantıksızdır ve sonuçta hep kontrole ihtiyaç duyulur. Karşılık gelen detaylar, prensipte çaresiz olan kapitalist ekonomi ile yakın ilişki içindeki tıbbi standart tarafından belirlenir. En zayıf, en alttan, senin hastalığından da hastalanır, sevgili gen arkadaşım, kafa dengi yoldaşım (lieber Gen-Freund, lieber Gen-osse). Kohl (kabak), öyle ya da böyle kazanacak: Kohl (kabak) = sebze, üstel organ donörü, 1986’da, Çernobil’de halk salatası gurmesiydi.

İlave(Huber):
Kişisel olarak kastedilen bu değil. Kohl -kendisinden bahsediyor- Koehler’den (mangal) türedi. Bunlar karanlık ormanlardaki yalnız insanlar. Henüz 1976 yılında, federal parlamentoda, acil bir şekilde şirketimizi arıyordu, yeraltına kayma ihtimalimizden korkmuştu. Teyitli cephe hastaları olarak, onunla ilgili endişemiz diğer iatrocratların milyonlarcasına duyduğumuz kadar az olmalıydı. Ama ‘lanet olsun ve kahretsin’ [Alman özdeyişi: verkohlt (yakılmış/aldatılmış) und zugenaeht (dikilerek kapatılmış)]. Evet, aldatmak ve dikmek, tam da iatrocratların işi. Bu düzenbazlar, geliyor, gidiyor. Bir tane bile Gayger sayacı düzgün bir şekilde çalışmıyor. Ama aldatılanlar hassas. Artık siyasetçiler tarafından aldatılmayacaklar. Ama iatrocratların standardını seçiyorlar ve bunun farkında bile değiller. Doktorun muayenehanesinde, genetik tanıma göre hasta olan kalıtımsal özlerinin bilgisayar çıktısını almaya gidecekler. Sonra ne seçtiklerini öğrenecekler. Doktorun kararı, onların kazanan piyango bileti olacak. Yoksa onun mu? Sibernetik, kötü, şeytani çember, egemenlikleri her yere yayılan hakim iatrocrat sınıfına doğru kapanıyor. Kohl (kabak) isim değil, insan değil, adres değil, işaret değil, anlamı ya da önemi yok, daha ziyade bir biyotop (yaşam alanı) belki, koz olmak şöyle dursun, iskambil kağıdı bile değil. Ve onların rengi lejyon. Böylece, mezarlık ile gen tesisi arasındaki vasıta olarak biyotopa geri dönülür. Klasik bir mezarlıktan, geleneksel bir toplumdan ziyade, sen de, sevgili gen arkadaşı, sevgili kafa dengi yoldaş, çocuklarınla ve çocuklarının çocukları ile birlikte, bir biyotop-gen tesisinde mutlu mesut ot gibi yaşamaya devam etme şansına sahip olursun.

Organ nakline karşı vasiyet mi? Bunu kim kontrol edecek? Ölüm döşeğindeki her insanın yanında dava avukatı mı bekleyecek? Hiç hastanede ölmüş bir yakınını gören ve üzerindeki örtüyü kaldıran, kadavrayı kendisi yıkayan ya da organlarının alınmadığından emin olmak için vücudunu kontrol eden birini gören var mı? Çoğu insan örtüden belli olan bir kafa görür yalnızca. Altında ne olduğu incelenmez, cesedin boşluklarında hasır mı var, testere tozu mu, yoksa tuvalet kağıdı mı? Ya da ölüm gerçekleşirken kadavraya geçici olarak el koyacak olan dava avukatı her zaman olabilir mi? Devlet, normalliğin bu alanlarında asla bulunmaz. Bu iyi mi yoksa kötü mü? Hastalar için fark etmez, bizim içinse tamamen farklı bir şey tehlikededir. Çünkü kendi gayemizdeki övünme de ne kadar sağlam olursa olsun, leş gibi kokar. Ancak gerekli olan neyse, gereklidir.

DOKTOR SINIFI GİTMEK ZORUNDADIR, ELE ALINMASI VE ÇÖZÜLMESİ GEREKEN SORUNUN PARÇASIDIR.

(Tek başına bir şey yapılamaz, eylemlerine son veremez mi? Standarttan çok uzak. Nüfusun üçte biri doktora gitmiyor. Bu insanların sağlıklı olduğuna, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yaşamın mutluluğu denilen şeye sahip olduklarına inanıyor musunuz?)

 

AMAÇ SINIFSIZ TOPLUM. HASTA SINIFI İLERİ!

Bizim dışımızda kimse bu sorunu ele almıyor, kimse bir çözüm sunmuyor. SPK/PF(MFE).
Daha uyumlu ve yakın toplumumuzda, mesela diyaliz ve kalp nakli riski basitçe gerçekleşmez. Aynı zamanda, gen tanısı olmadan, beyin ‘filizlenmesinde’ ya da kalpte ya da böbreklerde bir saldırı varsa, herkes kendisini ve diğerini tanır. Yine de, her şeyden önemlisi, hemen olacak. Felç riskine karşı şok gidericiler var.  Daha sonra başarısız olacak ve başka bir yerde saldırıya geçecek. Hiçbir şeyi reddetmiyoruz ya da geri çevirmiyoruz ancak her zaman hedefimiz sağlam.

Mayıs ayı geldi, en son sebze, ağaç bile, ve hatta Alman olan da, eğer hepimiz doktorlar için sebze olacaksak, yaprağa rastlama yetisine sahibiz demektir. Bundan sonra herkes diyalize koşabilir, kalp ya da kafa dikim makinasına, sebzeye dönüşmek için bahçıvana koşabilir. Daha yakın, daha uyumlu toplumumuz içinde zar zor sınırlıyız. Yaşlı olanın, herkesin istediğini alıp satabilmek için özgürlük yanılsamasına ihtiyacı var: daima ayrıştırılabilir olan organizmalar, örneğin sözde insanlar, parçalara ayrılmaya tabi olurlar.

Bu özgürlüktür, yalnızca özgürlüğün yanılsaması değildir. Yani, diyalizler, organ nakilleri sınırsızdır: onun zevkine göre herkes, her çocuk onun hava balonudur (jedem Tierchen sein Plaisierchen, jedem Kind sein Luftballon).

Yaşamaya devam edebilmek için ısrar eden, başkalarının etinin yenmesine ve katledilmesine izin veren, en azından utanmalı. Böylesi soruların asla sorulmadığı, sınır vakalarının, azınlık sorunlarının yaşanmadığı bir toplumda, katı bir biçimde ve ayırt ederek üzerinde diretilmesi gereken, oldukça farklı bir şey mevcut. Biz, kendi adımıza, ne hakkında konuştuğumuzu biliyoruz, ‘sınır vaka’ olan, ‘ikinci derece değer’ verilen bizdik. Kendilerini bize adayan vaizler neredeydi? Heidelberg’te ve Stuttgart’taydılar. Üniversite rektörü ve teolog Rendtorff ve kültür bakanı ve teolog Hahn. Peki o zamanlar ne ile ilgili vaaz veriyorlardı? Otu ortadan kaldırın! Hadi tüm devlet araçlarının defterini dürelim! -bu sırada, yamyamlık ve cesetleri yağmalamak (organ bağışı), yardımsever Hristiyan sevgisinin dostu için vazgeçemediği aracı olurken, muhterem Brinkman televizyonda vaaz veriyordu.   Ve kendi ifadesine göre (!) yapmayı unuttuğu tek şey buydu: masasındaki organ bağışı formunu doldurmak.

Gerçeklikle ilgili olan “daha iyi” toplum var olmaya devam ettiği halde, kendi ellerimizle yarattığımız için, geniş ya da küçük aile olmadığı, hatta hiç aile olmadığı için, doktorlardan arınmış olduğu için her halükarda iyi olan, daha yakın ve daha uyumlu topluluğumuzdan doktorları feshettik. 30 yıldan fazla bir süredir, her şartta, her koşulda, en farklı durumlarda bile, klinikte, savaş vererek ele geçirdiğimiz SPK odalarında, avukatların bürolarında ve mahkeme salonlarında, KRANKHEIT IM RECHT (HAKTA HASTALIK/ADALETTE HASTALIK), doktorlar olmadan yaşıyoruz. Terapiye karşı amansız düşmanlık ile, Avrupa Parlamentosu’nda, UNO’da, Dünya Kiliseler Meclisi’nde (Cenevre), Stuttgart’ta ve Bonn’da, sözde politik yorgunluk dönemleri ve sözde isyan zamanları boyunca da, ilerlemeye devam ediyoruz. Kibirli stratejik yaklaşımların hepsi, ortadan kayboldu, bu sırada bu yönlerden gençlere doğru ilerleyen yalnız insanlar,  mesela Heidelberg’te, SPK’ya karşı olma ve mücadele etmekle ilgili olarak en azından vicdan azabı duyuyormuş numarası yapmaya zorlandılar.

Iatrocratların saldırı noktası bedendir. Bu durum bizimle var olamaz. Tersi söz konusudur. Cesedi nereye koyacağız? Bu vakada gezinmeniz yeterli olmazdı. Organlarımızın nerede güvenli olduğunu biliyoruz. Iatrocratların bedenlerini satılığa çıkartmıyoruz. Hem satmaya hem de almaya temelden karşıyız. Ancak yeni toplum bile, henüz tavizden bağımsız bir şekilde işlemiyor. Duvar çökecek (Die Mauer wird fallen).

1987’yılında 1989’un yazında bir kırılma olacağına dair herkesin önünde gelecekle ilgili bir tahminde bulunmuştuk. Uygun hazırlıklar ve önlemler alınmalıydı. 1989 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti ve onunla birlikte sözde gelişmemiş doğu bloğu kapitalizmi de çöktü.
Yabancı basının daha geniş kısımlarında, SPK/PF(H) hakkında şunlar söylendi:

  • SPK/PF(H) hezimeti ve aynı zamanda 3. Milenyumdaki soykırımsal tüm eğilimlerin umulan beklenilen feshini teşkil eder.
  • Engels ve Sartre’dan sonra SPK/PF(H)–Huber materyalist bir biçimde ötekileştirmenin, yani hastalığın, üstesinden gelmeyi başarır.
  • Günümüzün bilgisayar çağının biçimsel kökenlerine karşı en radikal saldırı Huber–SPK/PF(H) ile başlar: şu ana dek yaygın biçimi bir lanet olan belirleyici hastalık altında, bilgisayarlar için hastalar kutsal değildir ve hepsi, öldürülecektir.
  • Topyekûn sivil savaştaki savaşçı zihniyet, SPK’nın hastaların güdümsüz protestolarını birbirlerine karşı yönlendiren tavrı ile çözülmeli, bastırılmalı ve yenilmelidir. !Dışarı doğru! SPK bunun için de emsaldir.
  • SPK/PF(H),  devrimin devamlılık halindeki tek gelişimi.

ABD’de ise hakkımızda şunlar söyleniyor: SPK/PF(H), insanların AIDS, alerji, nezle, kanser, bacak çatlağı vs. gibi sorunlarla meşgul olmadan nasıl onlarca yıl var olabileceğini kanıtlamayı başarmıştır, etkili bir biçimde ve gerçeği değiştiren bir şekilde karşı konulabilen ve konulması gereken tüm bu hastalık şekillerinden ötürü, bu varoluş yalnızca ilaçsız ve tedavisiz mümkündür. Sonuçlarının bu temelinde, SPK/PF(H) diğer tüm direniş hareketleri için de sağlam bir temel oluşturur, zira hastalığın dışındaysa hiçbir hareket tamamlanmış sayılmaz, hastalık ve hastalığın teorik ayrıntısı üzerine temeli, başlıca noktaları değilse, bu hareket kendisini kapitalizm karşıtı, ataerkillik karşıtı (feminist) ya da ırkçılık karşıtı olarak tanımlasa da, itibar talep edemez.

Bize düşman olan yayınlar bile (Cenevre Siyasi Dava Arşivi), SPK’ya ‘mucizevi şifa’ gibi tanımlar atfetmiştir.

Herhangi şahsi bir ilişki olmadan, bizi işlerimizden ve yazdıklarımızdan tanıyan insanların hakkımızda, ‘Değişiklikler yaptırmakta çok verimliler, ne de olsa bir şehirde yaşayan 1000 insan’ demeleri boşuna değil.

Bu sırada SPK/PF(H)-yayınları milyonları buluyor. Berlin’deki bir festival sırasında şöyle bir yorum yapılıyor: “Burada farklı farklı kolektif evler ziyaret ettim. Ve hepsinde, masanın üzerinde en az bir kitabınıza rastladım.”

Yalnızca hastalık ile ilgili aktif bilgi ve ütopatinin başarılması, önceden sözüm ona politik olan içindeki ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ için kriterdir.

Mücadelenin sebebi ‘toprak’, ‘ekmek’, ‘barış’ ve ‘özgürlük’ dense de, hastalık her zaman devrimsel değişimin özü olmuştur. Ancak bugün, SPK/PF(H) sayesinde, hastalık ilk kez açık bir biçimde devrim olarak belirtilmiştir.

Devrimci-öznel, daima hastalıklar idi; protesto şekilleri, tıp doktorları ve o sırada iktidarda olanlar tarafından hastalıklar olarak öznellik içinde saklandı; iki katlı asla eşit oranda olmayan hastalıklar ve diyalektik süreç içindeki hastalıklar, yalnızca doktorlardan ve tedaviden arınmış bir ütopati dünyasında gerçek ve mümkün olan hastalıklar -ki bu ütopya değil çünkü makul ve etkili, tıpkı kendisini gerçekten gösterdiği gibi.

Bugünlerde her şeyin temeli, iatrocratlar ve ekonominin ilişkisidir (her şey hastalık sömürüsü etrafına kurulu, tıbbi endüstri kompleksi en büyük iş kolu). İkincil önem: devlettir. Ancak devlet de hala, tıpkı polis ve askeriye gibi, ölüm makinası olarak ve hafife alınmaması gereken ‘Erken Uyarı Sistemi’ amacı için var olmaya devam eder. Ancak her şey tıbbın, NORMOISIE (Marx’ın dönemine dayanan eski burjuvanın modası geçti) diktatörlüğünün komutası altındadır.

Buna karşılık, devrimci özne silinemez ve bozulamazdır, ve bugün ne ise her zaman da öyle olmuştur.

Devrimin de yeni bir yüzü vardır: Hastalık erdemi ile yeni devrim, bazılarının gözüne özellikle takılmayacaktır, savaş çığlıkları ve gürültülü reklamlar, kurbanlar ve özveriler, şehitler ve kahramanlar refakat etmediğinden özel bir çekiciliği de yoktur. Sonrasının daha iyi olup olmayacağına dair sorular bile sorulmaz. Bu bizim için zaten geçmiştir:  futur-plus-quam-perfect, değildir. Temel bir yeniden uyumlama talep edilir. Yalnızca böylesi bir başlangıç için değil. Acısız başarılmayacaktır. Eski alışkanlıklar, hastalık altında harap oluyor. Hiçbirine merhamet yok. Yani: satın almaya ve tüketmeye zorlamak yok, ilaç almaya zorlamak yok.

‘Biz, kapsamlı bir şekilde yayılan ölçek üzerinde politik olarak çalışırken, sizin yapmanız gereken sakin olmak.’ Her hafta, her ay, her yıl, belki orada burada, bir eylem var, geri kalan zamanda ‘onlara katılmakla’ meşgul, telaşa kendini kaptırıp gidiyor, mümkün olan her yerde eğlenip zevk alıyor, ve tamamen çakırkeyif. Başarılması gereken, istediğimiz şey bu. Direnişin köylerinin kurulmasına karşı bir şey yok, kuşatmalara karşı bir şey yok, kendilerini yoran ve sonra da iatrocratlara ganimet olarak dönen, yük oldukları insanları tarafından ötekileştirilmiş, yalnız insanlara karşı bir şeyimiz yok. Tamamen kapsamlı bir şekilde yayılan ölçek, gerçekten geniş bantlı spektrum antibiyotik, hiçten de beter, ancak daha zararlı.

Eski saldırı biçimleri, yine yeniden gözden geçirilmeli. İcat etmeden, ama kesinlikle de patentle korumadan, bir işe yaramayacak. Tüm bu yıllar boyunca bize sunulan pek çok icat var, çünkü artık keşfedilecek ve maskesi kaldırılacak bir şey neredeyse kalmadı. Savaşmaya çok önce başladık. Yıllar önce bu sorunu ele aldık, çözdük, kavramsallaştırdık, anladık, eyleme dönüştürdük. Bugün hala kitaplarımız, güvence altına aldığımız kanıtımız var.

Operasyonlarla ilgili sorunu, ‘birinin ayağı kırılırsa ne yapacaksın’ sorununu, hastaların kontrol araçları ile çözeceksiniz. Ve her şey için geç kalınmış gibi göründüğünde doktorlara karşı koltuk değnekleri, protez alanında ne varsa (koltuk değnekleri, haplar, şırıngalar, kel pilleri, protez kalçalar, gözlükler, kısacası: protezlerin yerine ya da protezleri burada da dahil eden patopratik) kullanılır.

MFE’leri (Çok Odaklı Yayılmacılık), küçük grupları kurdunuz mu? Çoğunluğun birliği, tek gerçek sorun ve tek çözümdür, tüm farklılıklara rağmen ve tüm farklılıklar yüzünden birlik,  hastalıkta ve hastalık boyunca birlik. Doktorsuz bir gerçeklik yaratın.

Daima düşmandan birkaç adım önde olun, gerekeni önceden hazırlayın. İcat edin, hayal gücünüze yol verin! İfadenin topyekûn reddi: doktorlara ve asistanlarına asla hastalıklarınızla ilgili bilgi vermeyin! İmza atmayın, muayene olmayın! Sayın doktor, bedenimin 3 metre yakınına yaklaşma, yoksa kötü olur! Yetmişlerde Huber günlerinden beri mottomuz bu.

Başkalarının işine burnunu sokanın karakollarına, iatrocratların destekçilerine saldırın [kaçak evler, hasta koruma birlikleri, kişisel gelişim grupları (Doktor önce kendine yardım et…)]!

Doktorlarla mecburi temas durumunda: Hastaların Kontrolü! Hastalık danışmanı da mevcut! Doktorlara karşı cezai kovuşturmada bulunun! Hiyerarşik üst kurumlarla şikayet dilekçeleri doldurun! Sağlık Kurullarını ifade vermeye zorlayın!

Tıp her zaman saldırı noktası olacaktır. Askeriyede de, poliste de, örneğin polis doktor [Vietcong, örneği cf. Iatrokratie im Weltmassstab (Dünya çapında iatrocracy), SPK-Belge IV].

En azından kaçamak eylem imkanları bulup hazırladınız mı? En nihayetinde siz de sık sık geziyorsunuz. Ancak bu seyahat şirketi tarafından dikte ediliyor. Hareket edebilmek için imkan sağlayın ve turizmin ayak altında çiğnenmiş karavan rotalarının dışına çıkın.

Hadi, durmayın, başlayın! Kendi kendinize cephe yapın, hasta cephesi! Kendiniz için bir şey yapın! Sebze deposu ve doktor sınıfının yedek organlar dergisi olarak kalmak yerine doktor sınıfı ile yüzleşin. Doktorsuz hasta cephesi cenneti yaratın! Peki ya cehennem? Unutun gitsin. Cehennem mevcut cennetlerinizde zaten var. Yoksa bu cehennem yeterince sıcak değil mi? Bal ve sütün taş devri kapitalist karasında insanlar bulimiadan ölebilir, farkında değil misiniz?

Bu devrimi çok kolay olarak görenler, devrimin damak zevkine hitap etmediğini ve değerinin çok altında olduğunu düşünenler emin olabilirler ki bundan daha mükemmel ve reformcu bir devrim yok. Kadavra yığınlarını ve madde savaşlarını tercih edenler, milyoner değerlerinin, organ organ, gen gen, alınırken bağışlandığından, verilirken geri alındığından emin olarak televizyon izleyebilir, bilgisayar oyunu oynayabilir.

1 Mayıs’ta biz de kendimize, bizim gibilere, bu defa neredeyse herkese çağrıda bulunacağız.

Sözde kuvvetini (doğrusu, hastalığın gücü) ve modern duyarlılığını da katarak, hastalanan, hatta aşağılanan, sadece bununla nefesi kesilene, sonra kimse yardım edemez.

 

 

SPK/PF(H)    1997

 

[1] Ç.N.: Iatro + archy= doktorların düzeni, yönetimi

 

[2] Ç.N.: Iatrocrat: (iatro=doktor) aile doktorundan, Dünya Sağlık Örgütü’ne kadar, ikincisi yaptıklarını bilinçli olarak yaparken, ilk gruptan bazıları iyi niyetli olabilir.

 

[3] Ç.N.: Zeus ve Leda’nın ikiz çocukları.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s