ses

13558818_1062765407146237_3959377966674941151_o

Ahşap, dar bir merdivenin sürekli çiğnenen o orta noktasıyım ben, kaçınılmaz olan. solum ve sağımda ahşabın kendini koruyan cilasını; benim kararmışlığım, çukurlaşmışlığım ile yanyana parlarken göreceksiniz, ama istisnasız benim üzerime basacaksınız, yukarı çıkarken ve inerken aşağı.
Sessizlikten can vermiş bir sokağın zeminine oturdum, kimsesizliği sırt üstü uzanma gücü verdi bana, gün ölmek üzereydi, hızla çeşitli renklerde böğürmekteydi. Batan ve de ölen bir şeyin böylesi rengahenk olması belki de yeniden yaratılışa dair milyar yıllık rutininden yani gelenekten geliyordu.
Sonuçta kozmos bir gelenekti. Geleneğin ilk yapısı o olmalı. Kozmos senin barınaksızlığınla yada kursağına girmeyen lokmayla ilgilenmez. Sen kum tanesi denli bir gezegende neler yaptın böyle: hastalandın, yalnızlığı ve acıyı buldun, intiharı keşfettin, psikanalizi yarattın ve o lanet olası kabile savaşları; tanklara, napalmlara, roketlere ve otomatik tüfeklere evrildi.
Bir sunta gibiyim. Gibi değil. Bir suntayım ben. Bir sunta olarak mı doğdum, görevim bir suntaya mı dönüşmekti –bilmiyorum, ama bir suntayım şimdi. Gıcırdıyorum. Bu benim sesim mi. Yoksa sunta mı gıcırdıyor –gövdem mi- bilemiyorum. Belki gıcırdayan ya da ve de gıcırtının kendisi zihnimin konuşma sesidir. Uzun süredir ağzımı kullanmıyorum konuşmak için. Onu daha çok götümün ağzından çıkarak sıçma eyleminin son halkasına ulaşacak olan sürecin ilk evresinde kullanıyorum. Bir sunta sıçabilir mi, neden acıkıyorum, neden kendi kendimin evi olamıyorum. Bir başka bedene girmeyi çoktan terk ettim. Sevgi bedende dolaşmaz. Sadece kendi bedeninin içine girebilmişsindir zaten. Ne, bedenin dışına çıkarsa can –ölüm mü! Belki de sadece bir gıcırtıyımdır, gıcırtıdan başka bir şey değilimdir, belki gıcırtının ta kendisiyimdir. Gıcırdayan bir sunta olmaktan çok daha geniş bir düzlük bu. Ağzımın düzlüğü gibi, ağzım, hani dedim ya: suskum, işte o suskumun düzlüklerinde yayılan bir platonun gıcırtısı, ama platonun değil, sadece oradaki bir gıcırtı, belki de bu ağız ve orada yaşayan susku ben değilim, bir gıcırtıyım ya işte ben birinin belki bir şeyin. Suskunun yaylasında çalkalanan. Suyun, kainatın tüm suyunun içindeki yalnızlık ve onun ölçülemez derinliği ve yaratılmış tüm harflerin çıkarabileceği seslerin ve tanıların çok ötesinde evren denen hiç (kelime) o sonsuz olduğu addedilen, kendisinden belki milyonlarca kopya bulunma ihtimali olan şey beni biliyor mu.
Yağmur yağıyor, kolum kanıyor şakır şakır, evim yok, hiç olmadı, birilerinin olan evi onların dı mıydı- elektrikler kesik, buzdolabında kokacak hiçbir şey yok, ilaçlarımı alamıyorum, devlet denilen kelimenin sigorta denen sistemine dahil edilmiyorum, fakir kağıdı vermediler: bir yokluk birimine, bir gıcırtıya, bir ses aralığına, bir heceye hayat verdiler ama parayı icat ettiler. Ekmek ve ev için. Para bir sunta değildir. Olamaz da. Bir gıcırtı olamayacağı gibi. Para hiçbir şey olamayacağı için yaratılmış bir bızınıktır. Diğer bızınık çeşitleri arasında en ünlü –yaygın, kullanımı en kolay ve popüler olanı.
Nem sinirlendirmiyor artık beni, konuşmaya başladık, rüzgarın yokluklarında kanımın üzerine yapıştı.
Nasıl bir mantar
Nasıl bir yayılgı
Sadece bu gezegende tüm nebatatı tüketen –ama palalarla
Modern dinozorlar mı insanlar
Dinolar her şeyi yer di miydi

Bana sen salaksın dedi
Gülümsedim
Bana sen duvarsın ya da sen malasın deseydi de gülümserdim. Çünkü onların etleri etlerine değince etleri şişiyor. Sikiyorlar ve yiyorlar eti. Ete tuhaf bir bağlılıkları var. Et deliklerin içlerinde sinir uçları ve yaratıları hissiyatlarla salgıladıkları harfler var duygu durumlar.
İhtiyar bir örümcekağı çamımsı bir ağacın yaprakları üzerine çökeli, gecenin yaradılışı kadar önce olmuş –belli. İnsan çökemeyen bir şey, taoyu allahı isayı vs’yi arıyor hep. Komikçe. İnsan: hikayelere, söylencelere, mitlere, masallara bayılıyor, bundan sebep hayatında yalan var, yalan ile örüyor kader kurgusunu kendisinin. İnsan yalan.
Yalan onların çok sevdiği bir söylence tipi. İnsan hikayelere bağımlı. Başkasının sözlerine. Olmayana. Yaşanmamışın gerçeklik kurgusuna. İnsan hatırlamıyor, insan belleği öyle işlemiyor. İnsan hiçbir şeyin aslını bilemeyen. Gezegeni böylelikle tüketiyor. Yaratılmışı ve yaratısını. Yaratarak yaratıyı da.
Beklemiyorum senden ve kimseden beklemeyeceğim.
Çünkü sonu ve başı ölüm. Çünkü sadece ölüm.
Napıyorsun sen
Neden beni çalıyorsun
Neden bana tecavüz ediyorsun

Şimdi tam ortadan üzerime basacaklar. Sağ ve sol yanıma hiç dokunmadan. Parıldayacak cilaları ve kararacağım. İniltili bir duyulmazlık içerisinde kıpırtısız bir esneme yaşayacağım: önce aşağı, sonra yukarı.
Gıcırdayacağım. Ama ben olmayacağım gıcırdayan.