Anthony Iles *Gürültülü Kapital Gösterisi * özgürlüğün isyankar gürültüsü

Anti-copyright

Türkçesi: Kerim Atay [Sub Press booklet, 2014]

 

Title: Noise & Capitalism
Publisher: Arteleku Audiolab (Kritika saila), Donostia-S.Sebastiá, Spain.
Publication date: September 2009
Language: English (Spanish and Basque editions will be published in 2010)
ISBN: 978-84-7908-622-1
Contributors: Ray Brassier, Emma Hedditch, Matthew Hyland, Anthony Iles, Sara Kaaman, Mattin, Nina Power, Edwin Prévost, Bruce Russell, Matthieu Saladin, Howard Slater, Csaba Toth, Ben Watson.
Editors: Mattin & Anthony Iles

Özgürlük, en iyi biçimde müdahale olarak tanımlanabilir.

-Simon Reynolds, 1990

 

Gerçek dünya safi imgelere dönüştürüldüğünde safi imgeler gerçek varlıklar haline gelirler –hipnotik bir davranış için direkt motivasyon sağlayan dinamik icatlar

-Guy Debord, 1962

 

Modern toplumda kapitalizmin sonuçları, Debord’un Gösteri Toplumu’nun (1967) doğuşuna yol açan faktörlerdir. Eserinde, gerçekliğin öznenin gerçek hayatla olan ilişkisi arasına girerek onu yabancılaştıran sahte bir “imgeler” evreni haline geldiğini iddia eder. Bu olay ayrıca toplumun gündelik yaşamı ve günlük çevresini değiştirdiği için dolayısıyla sosyal, politik ve sanatsal pratik paradigmalarını da değiştirir. Gösteri, birbirinden ayrı bireysel hücrelerin sosyal bir düzlemde birbirleriyle giderek daha az bağlı hale gelmesine yol açan hayatın parçalara ayrılması olayından sorumludur.

Bu metin boyunca günümüz gösterisinin, ona bir direniş gücü, özgürlük mücadelesi vermek adına, sanata ve sosyo-politik çevremize olan ilişkisine bağlamaya çalışacağım. Bu amaçla son olarak gürültü ve özgür doğaçlama konularına odaklanacağım. Resmi, estetik, politik ve sosyal konular üzerinden ele alacağım bu incelemenin, bu gösteriye karşı bir isyan türü olarak tutarlılık ve güç sağladığını düşünüyorum.

 

Sanat Yaşamının Öncüleri

Batı tarihi boyunca avangart sanatın her daim politik bir önemi olduğu, ve kültürel ve sosyo-politik bağlamlarından ayrılamayacağı söylenebilir, zira onların bir parçası, ve direkt olarak onlara bağlı olarak işlevini yerine getirir. Yeni ifade, temsil ve estetik formlarına öncülük edecek sanatçı arayışı, sanatçının kendisinin elinden geldiğince iyi bir şekilde ve olduğu haliyle kendisini doğayla (doğa derken ister organik ister yapay olsun, kastedilen şey bütün çevremizdir) ilişkilendirmesinin yeni yollarını bulmaktır. Bu, yeni veya daha saf özgürlük formları bulmak, yaşamı sanatla kucaklamak ve yeni bir dünyanın sunumu olarak anlaşılabilir.

  1. yüzyılın başından itibaren modernistler (örneğin Dadaistler) zaten sanayi devriminin toplumunu ve yaşamın kapitalizm adındaki yeni ekonomik sistem tarafından akabinde kısımlara ayrılmasını sorguluyorlardı. “Sanat” sorgulanıyordu, ve modernistler, daha geniş ve özgür bir yaşam konsepti içinde çözebilmek için zamanın egemen olan sanat fikrini ortadan kaldırmak istiyorlardı. John Cage, bu felsefenin Duchamp-sonrası bir mirasçısıydı ve yazılı ve sesli eserleri de bunu desteklemektedir. Cage, “Sanat = kendi işleyişi içinde doğanın taklidi” (1982) der ve Adorno’nun şu estetik teorisini destekler: “Sanat doğayı [fiziksel ya da morfolojik olarak] tekil bir doğal güzelliği değil, doğal güzelliğin kendisini taklit eder” (1969). Cage yaratım (niyet) eylemini yaşamın doğal olumu (niyet olmadan) ile eritmenin/çakıştırmanın bir yolunu arar -ki bu nihayetinde tek olası forma denktir: yaşam; özne-nesne ayrımları nazarında sanat-yaşam ortadan kalkar.

Cage, yaşamdan koparılamayacak şeyleri ayıran bu ayrımlardan bahseder ve onları yok etmeye çalışır. Bu, aynı zamanda Debord’un modern toplumun politik-ekonomik sistemine yönelttiği eleştiride de görülebilir.

Kapitalizm, yaşamın bu bölümünün temel sebebidir. Kapitalizm gerçek olmayan, aldatmaca bir gerçeklik olan “imgeler”in (yani temsiller, akli konseptler) üreticisidir ve bunlar yalnızca bu sahte gerçekliğin yararına çalışırlar –gösteri. Gösteri yaşamın, yaşamın sosyal ilişkilerinden (sosyal sınıf sistemini de muhafaza eder) ayrılmasının, bizim ihtisas dediğimiz bireysel hücrelere ayrılmış hayali bir dünyanın yaratımının sorumlusudur: felsefe, din, sanat, bilim vs.

Egemen ekonomik sistem kısır bir izolasyon döngüsüdür. Teknolojileri izolasyona dayalıdır, ve aynı izolasyona hizmet ederler.

-Guy Debord, 1962,

Gösteri ve Sanat

Debord’un gösteri konseptini bir tür gürültü olarak alabiliriz, zira bizi gerçek hayata yabancılaştıran, hayatla karıştırdığımız imgeler aracılığıyla gerçekliği yanlış anlamamıza yol açan bir müdahale, gerçeklik algısını bulanıklaştıran bir heyuladır. Bu tür bir gürültü, resimler, sesler ve sosyal ilişkilerle materyalleştirilmiş modern metropolün standart çevresini dolduran bir soyutlamadır. Günlük yaşamımızda, işe/eve gidip gelirken bindiğimiz otobüste kendilerini kişisel alanımıza haşmetli bir şekilde dayatan imge ve sesler tarafından saldırıya uğruyoruz ve kısa bir süre içerisinde bunları bilinçli şekilde göz ardı etmeyi, arka plan, çevre sesi olarak görmeyi öğreniyoruz.

Yaşamın bu gürültüsü insanları tüketiyor.

Bugün sanat burjuvadır. Galeriler veya müzelere gitmenin artık pek bir anlamı yok, zira artık yutamadığımız imge mezarlıkları gibiler; gösterinin başka bir hücresi olan daha anestetik beyaz gürültünün organize bir şekilde ifşası. Sanat eserleri dekoratif biblolar, galeriler de burjuvazinin “barları” ya da “podyumları” haline geliyor.

Güzellik ve uyumun temelde dengeli ve düzenli olan, doğanın ve toplumun burjuva bir biçimde görülmesini temsil eden bir yalan olduğu yönünde genel bir görüş var.

-Simon Reynolds, 1990

 

Sanat, sektörlerinden biri haline gelerek egemen ekonomik sistemin uyuşukluğuna kendini bıraktı ve yaşamın yükseltimi olmaktan vazgeçerek sıradan bir mal, bir eşya haline geldi.

 

Gösteri, imge haline gelene dek yığılan kapitaldir.

-Guy Debord, 1962,

 

Eskinin öncülerinin kopuklukları ve başarıları, sonucu olmayan deneyler olarak görülen eylemlerin yalnız güzel anıları olarak muhafaza ediliyor ve bugün içinde boğulduğumuz gösteriyle birleşiyorlar. Kültür artık yalnızca bir imge. Müzeler, ölü şairlerin mezarları. İnsanlığın tarihini takdire şayan imgelemin yapımları olarak taşıyorlar. Müzeler özgür ruhlar ve geçmiş zaman düşüncelerinin kurumlaşmış hapishaneleri. Felsefi ve politik “bombaları” koca para çantaları gibi tutuyorlar. Sanat bir para birimi haline geliyor.

 

Uluslar yaşlandıklarında sanat dalları soğur ve her ağaca ticaret tüner.

-William Blake, 1800

Gürültü Doğaçlamak

Kapitalizm, felsefi iddiaları olmayan, mutluluk aramayan bir sistemdir.

-Slavoj Zizek, 2009,

Sanat kapital tarafından bu denli yozlaştırılır ve hayattan giderek daha fazla uzaklaşırken, yaratma niyetinde olanlar kendilerine hangi yola koyulacaklarını soruyorlar. Ne için uğraşacaklarını. Sanatın yerindeliği nedir? Toplumda ne olmalıdır ve onu nasıl kullanmalıyız?

Daha önce de belirtildiği gibi, sanat dalları insan ifadesinin topyekun özgürlüğünü amaçlar ve sosyo-politik bağlamından asla ayrı tutulamaz; bu yüzden yaratıcının rolü, amaç özgürlükse yeniden gözden geçirilmelidir. Sanat politik bir duruş olarak eyleme geçer ve politik duruşlar sanatın pratiklerinde yansıtılırlar.

Egemen ekonomik sistem, gösterinin yaratıcı özgürlüğümüze yönelik tehditlerine direnmek için birtakım yollar geliştirilmelidir. Sanat elle tutulmaz, fildişi kulesinden inmeli, kişinin bireyselliğinin yabancı bir sosyal çevre tarafından değil,  sosyal ilişkilerin kişinin bireyselliğine dayalı olarak keşfedildiği komünal bir deneyim olmalıdır.

Bu, doğaçlama bir ortamda başarılabilecek bir şeydir. Serbest doğaçlamada vuku bulan şey insanlar arasında direkt yaratıcı (bu yüzden mümkün olduğunca daha özgür) bir ilişkidir. “Oyuncu(lar)” ve “kitle” arasındaki ayrım bulanıklaştırılmalıdır zira ikisi de aynı çevreyi paylaşırlarken ilişkileri simbiyotik bir hal alır. Bu, bunun iyi bir deneyim olacağı anlamına gelmez, yalnızca spesifik bir zaman ve mekanda, bir çevrede, bir durumda, bir şeyler olur.

Dolaysızlık vuku bulur ve bu güçlendirilmeli, keşfedilmelidir. Zamana-dayalı bir parça yalnızca geliştirildiği an hakkındadır. İlahi hedefleri gerçekleme gibi bir amaç yoktur, bu yüzden doğaçlama bir parça insanların sınırlı oldukları zaman süreci, sosyal etki, anlık karakteristik ve değişkenlerin keşfi ile olan ilişkilerinin bir yansıması olmalıdır.

Kayıtlı bir parça, ormanda tek başına düşen bir ağacın aksine, dinlenmediği zaman bir anlam ifade etmez.

Müzik yalnız ve yalnızca üretiminin zaman ve mekanını doldurur.

-Paul Hegarty, 2007

 

Serbest doğaçlama direkt olarak gürültü ile ilişkilidir, zira kişinin tarzları sınırlayan önceden belirlenmiş resmi geleneklerden özgürleşmesi anlamına gelir, ve serbest doğaçlama kişinin spesifik bir uzay zamanda çevresine verdiği çıktıya olan ilişkisi dışında bilinçli olarak tarza teslimiyettir.

Gürültünün, “anti-virtüözlüğün bir erdem, doğaçlamaya nihilist bir yaklaşım” (Mattin, 2008) olan serbest doğaçlamanın daha spesifik bir durumu olduğunu söyleyebiliriz.

Pornografi seksin bilinçsizlik halidir. Gürültü müziğin bilinçsizliğidir.

-Merzbov, 1997

Gürültü nahoş, engelleyen, odak noktasını rahatsız eden bir şeydir. Bayar.

Gürültü müzik bunun istismarıdır, ama fark dinlendiğinde odak noktası olmasıdır; bu yüzden algı değişir.

Gürültü müzik anlam yoksunluğu, yalnızca vahşi bir ifadedir. Bu yüzden gürültü müzik gösteriyi gerçek hayata indirmesi anlamında gerçekliğin bir yansımasını temsil eder. Yaşamın gerçek olmasını engelleyen gürültüyü, sahte olan alternatif gerçekliği yansıtır. Direkt olarak imgeler piyesine müdahale eder ve kendini vahşet, düzensizlik, saçmalık, özgürlük olarak sunar. Sosyal bir anlaşmadan özgürleştiğindeki insanın halidir; benlikten tamamen azat edilmektir. Bilinçle, zekayla alakası yoktur, zevkle, jouissance ile ilgilidir.

Müziğin aksine (böyle diyelim) gürültü uyumun daha büyük formlarını aramaz, hedefi ilahi değil insanlıktır. Tanrıya değil, doğaya el uzatmaktır, doğayı insanlık tarafından ulaşılabilir bir şey olarak görür, zira doğamız insanlıktır ve doğaya olan ilgimiz bu açıdandır.

[Gürültü] sanatçı, kitle, ve müziğin statüsünün radikal bir yapı sökümüdür.

-Csaba Toth, 2008

 

Gürültü radikalizm, direniş, karşı-kültür, hedonizmdir. Kapitalizmin son çağının kurumsallaşmış dünyasının yıkıcı ürünüdür.

 

Kültürün […] etkileri her yerde fazla gürültü olmasıdır. Ben gürültümle sessizlik elde etmeyi amaçlıyorum.

-Merzbov, 1997

 

Gürültü, Medusa’nın Perseus tarafından başının kesilmesidir.

Gürültü Logos’un karşısındaki Mythos’dur.

Gürültü İnsan ve Gerçekliktir.

Gürültü Özgürlüktür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s