laibach & nsk’ya giriş

 laibach nsk'ya giriş ön kapak

Editör, [Almanca-İngilizce] Çevirmen:

Seda Garzanlı

LAIBACH KİTAPLIĞI 02

SUB Yayım 0020

Proje:

Murat Arslan Kerem Kamil Koç Şenol Erdoğan Deniz Cansever

subpress@yandex.com 

 

LAIBACH, Donald Campbell ve Alexei Monroe’ya teşekkürlerimizle…

 

TOTALİTERİZM İLE

VE DEMOKRASİ İLE

FAŞİZM İLE DANS EDİYORUZ

VE KIZIL ANARŞİ İLE

 

SAPTIRMA /2001

 

1980 yılının 26 Eylül gecesinde Sloven endüstri şehri Troblje’deki evlerin duvarlarında kışkırtıcı sembolüyle bir poster belirdi.  Sembol, basit siyah bir haçtan oluşuyordu ve altında şu kelime yer alıyordu “Laibach”. Bir başka bariz ve etkili bir poster ise bir eviserasyon sahnesini gösteriyordu: bir saldırgan bıçakla yakaladığı kurbanının gözünü çıkarıyor. Bu posterin üzerinde de “Laibach” yazıyordu.  Posterler bir sergi ve bu isimde bir grubun konserinin reklamını yapıyordu ve aynı zamanda grubun ilk halka açık etkinliğiydi.

Laibach ismini 1943-45 yılları arasında Nazi işgali ve Habsburg Monarşisi esnasında Slovenya başkenti Ljubljana taşıyordu (Laibach ismi ilk kez 1144 yılında zikredildi). Laibach haçı hiç birşeyi ima etmiyordu, ancak çeşitli çağırışımlar uyandırıyordu. Sembol süprematist Kasimir Malewitsch’in çalışmasını andırıyor –ki Laibach, sembolü oluşturdukları zaman Malewitsch’i tanımadığını doğruluyor. Benzer haçlar Laibach/NSK’da farklı konseptler ve motiflerin oluşturulmasında kaynak olan Joseph Beuys’te de rastlanıyor. Motif aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı esnasındaki Alman askeri araçlarına ve hava kuvvetlerine gönderme yapıyordu. Bu oldukça tartışmaya açık çağırışımlar ve çok anlamlı sembolden dolayı (ikinci posterin üzerindeki linolyum baskıdaki şiddet sunuşu yüzünden de) posterler polis ve bölge sakinleri tarafından söküldü; etkinlik bölgedeki sosyalist kamu yetkilileri tarafından yasaklandı.

Tam 30 yıl sonra Trbovlje çevresinde benzer posterler asıldı. Posterler, Laibach’ın 30. yıl dönümü için düzenlenen ve konserler, bir sergi ve bir sempozyumdan oluşan “Red Districts, Black Cross” etkinliğinin tanıtımını yapıyordu. Gerçi bu sefer etkinlik yasaklanmadı, ama sanki geçmiş onyıllar boyunca hiç birşey değişmemişcesine posterler yine yerlerinden söküldü. Laibach, bu posterlerin dışında, çevrede bulunan enerji santrali ve çimento fabrikasına sloganlar ve büyük siyah bir haç asmayı planlamıştı. Ancak santraldeki ve fabrikadaki işçilerin, siyah haçın fabrikanın işlerine uğursuz getireceği konusundaki batıl inancı sebebiyle, grubun bu planı da gerçekleştirilememişti. Aynı tepki Laibach’ın fabrikayla tartışmaya yol açan işbirliğini eleştiren çevre koruyucuları tarafından da gösterildi (etkinliğe gelenler, fabrika tesislerine düzenlenen gezilere katılabilecekti). Bir rahip de, kilisesinin üzerinde çekiç sallayan bir işçinin yer almasına karşı gelmişti.

Bu tür ve buna benzer yerli çekişmeler birçok kez yaşandı. Laibach’ın etkisi yetişti, ve ilk sembolik aksiyonunun yankısı Dünya çapında duyuluyor.  Laibach, sanat ve ideoloji arasındaki ilişkiyi farklı medyalarca – toplumsal medya olan “ulus” ve “devlet” de dahil bu medyalara- oluşturmak üzere kuruldu. Grup, bu süre içerisinde müthiş sayıda eser üretti ve hala söylentiler, mitler, suçlamalar ve yanılsamalardan oluşan sürekli yayılan bir ağa düğümlenmiş vaziyetteler.  Buradan çıkan sorunlar açıkça ortada: çok yoğun ve paradoks olan ve sürekli çoğalan bu malzeme yığını karşısında grup tarihçesinin arka plan seslendirmesinde yok olma tehlikesini göze almak.

Çok sayıda yazar ve teorisyen Laibach’ı çalışmalarına konu etmiştir. Malzemeyi gözüne kestiren, Slavoj Zizek, Tomaz Mastnak ve diğer, doğrudan NSK’ya bağlı Sloven ve Ex-Jugoslav yazarların, birçok gazeteci ve yorumcunun çalışmaları arasından seçim yapabilir. Yine de en iyi analizler bile sadece serüvenvari ve genellikle Laibach/NSK’nın “büyük konularını” ele alıyor: sanat ve totaliterizm, çağdaş bağlamda ulusal kimlik, Yugoslavya’nın dağılması vs. Genelde tüm bu tepkileri provoke eden o yoğun ve çelişkili eserleri ele almıyorlar. Bu kitap eserlerin temel maddesini ele alıyor ve zaman zaman ona geri dönüş yapıyor.

Kendi şarkı sözlerinde de Laibach birçok teorisyenin sözlerini kullanır; Theodor W. Adorno, Jacques Attali ve Tito’nun başyardımcısı Edvar Kardelj gibi. Laibach için değerli olan sanatçıların, politikacı ve müzisyenlerin etkilerini dikkate alırsak, referanslar daha da karmaşık bir hal alıyor: mümkün olan tüm yaklaşımların sınırlı çerçevesinin yerini abartı (aşırılık) alıyor. Trbovlje aksiyonunu anımsayacak olursak, bu karmaşık alana daha açık bir bakış açısı getirilebilir. Bu sürecin tek karakteristiği bir isim ve bir sembolden oluşuyor. Buna rağmen, her iki sembol de, bir kere harekete geçirildiğinde, durdurulması zor olan çağırışımlar ve söylemleri etkinleştiriyor. Sadece bu iki unsuru ele alsak bile, söylemler içerisinden de bu tarihi fakat hala aktif provokasyon ile iletişime geçen bir çok algı alanı ortaya çıkıyor: sanat tarihi, Slovenya bölge tarihi, sembolün/resmin gücü, posterin etkisi. Aynı şekilde daha önce isimleri anılan yazarların çalışmalarından çıkan yeni yorum yaklaşımları da gösterilebilir. Ancak başlayabilmemiz için, bunları bir kenara bırakmamız gerekecek.

Bir çeşit geriye yönelik bir yaklaşım yapma imkanımız var: Laibach’ın çıkış noktası olarak iki daha bilinmeyen yorumcusunu ele alalım. Bunlardan birincisi Arthur C. Clarke’tır. Elbette Clarke doğrudan Laibach hakkında yazmadı. 2001-Uzay Yolu Macerası oluştuğunda, Yugoslavya’nın en öngörülü gözlemcisi bile, Laibach gibi bir fenomeni hayal etmekte zorlanırdı. Aynı şekilde Clarke da Laibach’ı öngöremezdi. Ünlü roman, içeriği ile 1980 yılında Trbovlje’nin duvarlarındaki sessiz ve tehditkar sembole yaklaşıma klasik sanat tarihsel veya imbilimsel denemelerden daha uygun kavramsal-metaforik bir paralel sunuyor.

2001’deki ana karakter ne astronot Dave Bowman ne de şizoid makine HAL. Ana karakteri tamamen, insanlık tarihinin belirleyici anlarında ortaya çıkan siyah monolittir. Obje, ışığı absorbe ediyor, statik fakat buna rağmen içinde, kendisiyle iletişime geçen herkes ve herşeyin bilinçaltına girip onları yeniden şekillendirebilecek bir enerji taşıyor.  Monolit iletişimsel bir sembol, soyut ama aktif. Onun sessiz hükmünde, insanlık sayelerinde düzen ve güç sistemini inşa edebilecekleri silah ve teknolojiyi keşfediyor. Bir ikinci monolit ise 20. yüzyılın sonlarına doğru ayın yüzeyine çıkıp merak ve kuşku uyandırıyor. Ne açılabiliyor ne de ölçülebiliyor, ve sadece bir kez harekete geçirilebiliyor: Güneş ışınları monolite yansıdığında, onu kontrol eden ve Discovery isimli uzay gemisini bulacak olan üslere bir haber gönderiyor.

Clarke’ın vizyonu ve Laibach haçının ilk kesişmesi de böylece gerçekleşir: Haç, monolit gibi kendini sorgularken, tüm sorgulamaları reddeden  sessiz fakat aktif bir sembolü ortaya koyuyor. Her iki durumda da insanlar açık bir soyutlama ile yüzleştiriliyor, ve her iki durumda da sembol/obje teoriler, kurgular ve çınlamalardan oluşan bir bütünlük oluşturuyor. Nasıl Clarke’ın dört romanında da olaylar monolitin varoluşunda toplanabiliyorsa, aynı şekilde Laibach ve NSK ile ilgili tepkilerin oluşumu siyah hacın belirmesine dayandırılabilir. Bu kitabın “anlatımı” ve Laibach eserinin gelişmesi bu hac aracılığı ile Laibach’ın duruşunun kalıcı sembolü olarak şekillendirilebilir. Nerede ortaya çıktı ve niçin? Ne zaman ortaya çıktı, ve nasıl karşılandı? Etkileyiciliği nedir, ve sonucunda ne olur? Aynı Clarke’ın kozmoloji kavramında tüm olaylar monolite atıfta bulunduğu gibi, Laibach’ta da herşey haç ile ilişkilendirilir, ve farklı şekillerde Laibach yine herşeye gönderme yapar –sanat, siyaset, aşk, savaş, mitoloji, din.

Haç, sonrasında provokasyona sebep olan rahatsız edici görsel/tarihi çağırışımlar uyandırdı. Herşeye rağmen yine de bilmece gibi kaldı, ve belli bir anlamda ise –hem Trbovlje çevresinde yöresel bağlamda hem de daha geniş kültürel zeminde- bu tarz bilmeceler travmatik olarak algılanır ve antipati şeklinde ortaya çıkar. Yugoslav çevrede haç, en azından Tito’nun ölümünden (Mayıs 1980) sonraki 4 ay boyunca, netameliydi. Özerklik yapısında görünen ilerici sistem ve ülkenin federal dağılımla cumhuriyetlere ayrılması, Edvard Kardelj’in özerk yönetim ve öz akreditasyon denemesi olarak başlamıştı.  Pratikte, sistem oldukça bürokratikti ve siyasallaşmaya yol açıyordu -ki bu da Stalin modelinde olduğundan hayatı tam anlamıyla ideoloji ile daha da derine boğuyordu. Sistemin cumhuriyetler arasında, her ne kadar bu durumla başa çıkmak istese de, rekabet ve çelişki oluşturmasının yanısıra, Zizek, Yugoslav cumhuriyetlerindeki felsefe okulları ile bu cumhuriyetler arasındaki sürtüşmeyi de dile getirir. Yine de şunu vurgulamak gerekir ki, Laibach bir grup olarak kendini net olarak yerini sanat ve ideoloji arasındaki bağlantı olarak belirlemiş olsa da, bir sistem çerçevesinde ideolojik kakışma şeklindeki spekülasyon eylemlerini adet haline getirmişti. Bu hipersiyasallaştırılmış şartlar altında salt, aldatıcı çağırışımlar elbette tartışmaya açık olabilir, zira apolitik bir tutum veya hatta sistem kavramının dışında bir alternatifin varoluşu ima ediyor. Şu noktayı kesin olarak kavramış olmamız gerekiyor; Yugoslav kültür politikası, diğer sosyalist devletlerinkinden radikal olarak farklılık gösterir. 1948 yılında Tito-Stalin ayrılığından sonra, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya arasındaki ilişki sonraki yıllar boyunca peyderpey çözüldü; 1980 yılına kadar “sosyalist estetizm” seli kökleşti: ülkenin ilerici öz-kavramına katkıda bulunan apolitik, salt sanatsal, modernist soyutlama. Laibach’ın soyutlama tarzı tamamen farklıydı. Sadece isminden dolayı uyandırdığı özel travmatik çağırışımlardan dolayı değil, aynı zamanda etkinlikleri alışılmış güvenli sanat galerilerinin haricindeki yerlerde düzenlemelerinden dolayı da (ki bu yerlerde farklı görüşlere müsade ediliyordu). İsmi ve ikinci posterde beliren vahşet olayını uzaklaştırırsak, geriye bir tek hacın monolitikçe gelişen varoluşu kalıyor. Bu ise, Laibach’ın girişimlerinin bütünlüğünü sembolize etmesine yeterli oluyor. Daha sonra, hac bir de endüstrinin dişli çarkıyla çevrildiğinde, sembolün etkisi iyice güçlendi: sembol daha doğrudan, tehditkar hale geldi ve daha bozucu güce sahip oldu.

 

YAYILMA/ÜREME

Laibach’ın monolit-motivi şimdi aktifleştirildiğine göre, ikinci geriye yönelik yaklaşımı aydınlığa kavuşturabiliriz. Herkesin bekleyeceği gibi Nietzsche değil, ne Zizek, ne Attali, Adorno da değil. Monolitik modeli en iyi şekilde güçlendirebilicek yazar ikilisi Gilles Deleuze ve Felix Guattari’dir. Hem Laibach hem Deleuze/Guattari isimleri ile yakın olanlara bu açıklama biraz şaşırtıcı gelecektir. “Şizoanaliz”in ve postlineer yazıların temsilcileri Laibach’ın monolitik çekirdeğinden uzak duruyormuş gibi geliyor. Cevabı, yazar ikilisinin daha az tanınan eserleri olan Kafka: Minör Edebiyat’da bulabiliriz. Laibach hakkındaki “yorumları” Kafka çalışmalarının uzantısıdır. Bunu, araştırmalarımı bitirmeme çok az kala ve konu hakkında yekpare bir bakışa sahip olduğumda keşfettim. Hemen Deleuze/Guattari’nin Kafka-analizi ile benim Laibach’a yaklaşımım arasında paraleller silsilesi oluştu. Çalışmalarını, kavramsal yapıyı vurgulamak amacıyla basitleştiriyorum, ancak bu onların fikirlerinin geleneksel çevirisi olmayacak. Bunun yerine, betimsel-kavramsal tasarımı kullanıp geliştirmek istiyorum -ki bu da konuya açıklık getirilmesinde yardımcı olacak. Kafka öncelikli olarak edebi bir konuyken, Deleuze/Guattari hem Kafka’da hem diğer çalışmalarında sürekli olarak disiplinler arasında gidip gelirler ve bu disiplinleri farklı yönlere varan açımlamalarda kullanırlar. Onların anlayışına göre, sadece bir disiplinde hareket edecek olan Kafka üzerine yapılmış bir araştırma, çok da faydalı olmayacaktır. Disiplinler arasında hareket ederken ve kendilerine ait “ifade makine”lerini oluştururkenki özgürlükleri, NSK-çalışmalarına olduğu gibi, benim bu çalışmalara olan tepkilerimle de paralellikler gösteriyor.

Laibach’ın yöntemi, sanatsal, müzikal, siyasal, dilsel ve tarihi rejimlerdeki iç çelişkilerin ve saklı kodların güçlendirilmesine veya “duyulabilirselleştirme”sine dayanır. 1977 yılında, Guattari ile birlikte takip ettikleri yaklaşımı, Deleuze kendisi “rejim, rejimin farklılıkları ve farklılaşması üzerine yapılan araştırmadan başka birşey olmadığını” açıklamıştı. İkisie de Kafka’ya doğrudan yaklaşıp, bütünü tanımlamak için yapıtın içindeki mikro etkileri detaylı analizi üzerinde hareket eder. Kafka’nın gün ışığına çıkardığı bir dizi “saklı bağlantılar”a dikkat çekerler: bariz veya formel çelişkili veya birbirinden ayrı unsurlar birbirleriyle bağlantılı olarak ortaya çıkar. Kafka’nın saklı bağlantıları nasıl aydınlığa kavuşturduğunu gösterirler, mesela aile ve bürokrasi, mahkeme ve erotizm arasındaki bağlantı gibi. Tam da bu bağlantıların Kafka’nın “mikrosiyasal” analizinin gücünü ortaya koyduğunu dile getirirler. Benzer bir model Laibach ve NSK’nın çalışmalarında da gözlemlenir.

Laibach, sistemin kendini yeniden üretebilmesini sağlayabilmek üzere, sağlıklı insan algısını saklı tutmak zorunda olan rejimleri sorgulayarak tüm bu bağlantıların maskesini düşürür. Böylece mesela doğal düzeni istikrarsızlaştıran, rock müzik ve totaliter mobilizasyon, bilimsel endüstriyelleşme ve mistik ulusalcılık arasındaki bağlantı dile getirilir. Laibach’ın çalışmaları açıktır ve aynı zamanda saklıdır da ve “kırılma noktalarını” ve aşamalarını içerir. Deleuze/Guattari bu durumu sınırsız şizofrenik yayılma olarak adlandırır, sürekli daha çok alana etki eden özdinamizme dayanan bir süreç.  Zaman zaman sezgisel, zaman zaman spontane, her zaman rasyonel olmadan alışılmış tepkiyi oluşturmak için genel şartlar yeterli derecede çelişkili olduğu müddetce bu dinamik ilerler.

Deleuze/Guattari bilinen yapıtları olan Bin Yayla[1]’yı insanların içinden ihtiyaç duydukları aleti seçmeleri gerektikleri takım çantası olarak tanımlarlar.  Kafka üzerine yaptıkları çalışma da aynı ruhtadır. Laibach ve NSK’nın kendi terminolojisiyle birleştirip kullanılınca,  “minör edebiyat”, yersizyurtsuzlaştırmae”, “makineler”,  vs gibi kavramlar ve metaforlar konuyu daha da güçlendirebilir. Burada sorgulanan müzik, video, resim, yazılar, kurgular, mimari tasarımlar, posterler ve diğer NSK çalışmaları, ve özellikle de Laibach, aslında yapısallıklarında paradoks ve değişken birimlerdir.  Çalışmalar aynı zamanda travmatik, totolojik, yönsüz, değişken ve cezbedici olabilir. Çelişkileri, uyuşmazlığı ve eksik lineeriteyi kabullenmek ve kullanmak için Deleuze/Guattari’nin betimsel paradigmaları yeterince akıcı ve çok yönlüdür. Kafka’da sözünü ettiğimiz esnekliği şu gerçeğe dayandırabiliriz ki, Deleuze ve Guattari de kendi terimlerini belirlenmiş görmeyip, onları değiştirilebilirlikleriyle oynayabilmek için “kekeletirler” –bu dilsel manipülasyon şekli, NSK’nın kendi terminolojisini kullanmasına benzer.

Her ne kadar Laibach hiç bir zaman Deleuze/Guattari’ye gönderme yapmamış, onlardan alıntı yapmamış veya onlarla birlikte çalışmamış olsa da, bahsettiğimiz bu etkenler NSK’nın çalışmalarını en az Zizek veya Attali’nin çalışmalarında olduğu kadar Deleuze/Guattari ile ilintili kılar. Bir yazının, resmin, müzik parçasının sürekli yayılan etkilerinden sadece Kafka’da bahsetmezler. Hiç bir zaman yorumlamalarının kapandığını iddia etmezler. Çalışmaları genelde ve muhakkak anıtsal olan ve kapalılık ve katılık ile tanımlanmış estetiğe sahip olan NSK, besbelli ki, postmodern sanatın büyük bir kısmının tamamlanmamış statülerini üstünkörü olarak görüyordu.   Yine de NSK’nın 90’lı yıllardaki Elçilik ve Konsolosluk etkinlikleri daha sonraki etkinliklerinden daha az hareketli değildi. NSK, State in Time hatta akışkanlaşma ve geçici hareketten gelen aktif öğeleri içerir. Burada, çalışmaların etkilerinin ve anlamlarının, Deleuze/Guattari’nin de dediği gibi, “üremeye” devam ettiğini vurgulamak çok önemli. O yüzden, bu özet şeklindeki yazının amacı NSK’yı “saplamak” değildir; bu yayılmalardan haberdar etmek ve gelecek yorumlara olanak sağlamaktır.

Tekrar monolit paradigmasına geri dönecek olursak, bu yaklaşımdaki bağlantı açıklanabilir.  Deleuze/Guattari’nin bilinen en sabit öğedeki çeşitlilik, akım ve çokanlamlılığa koydukları teşhis monolitin betimsel üremesini mümkün kılar.  Kafka’nın çalışmasını “söz makinesi” yazarını da “makine insanı” olarak tanımlıyorlar, ancak makinenin veya otomatik olanın olumsuz yanını öne çıkarmamaya meğilliler. Laibach’ın sunum şekli başlarda sert, kolektivist ve hoşgörüsüzdü:

“LAIBACH bir organizmadır, bireyler de onun organlarıdır. Bireylerin tüm güçlerinin sentezi ve azmi bütün içindeki anlamı ne ise, organların da bütün için anlamı aynısıdır. Grubun amacı, hayatı ve aktiviteleri –güç ve süreç anlamında– grubu oluşturan bireylerin amaçlarından, hayatlarından ve araçlarından daha önemlidir.”

Laibach bu yöntemle kendisini bir “engizisyon makine”(si) ve monolitik olarak tanıtır. Ancak Deleuze/Guattari “çıkış yolunun makinenin bir parçası” olduğunu vurgular. Bu da aslında şunu ima eder; bir rejim/sistem/makine istediği kadar ayrı, sabitlenmiş veya kapanmış olsun, yine de içerdiği kodlar kaçış/imha/bozulma/açılma/değişikliğe imkan sağlar. Veya Zizek’in de diyeceği gibi: Belirdiğinde, sistemi engelleyecek veya etkisiz hale getirebilecek taşkın bir öğe her zaman vardır. Bu öğe kendini muhalif, anlaşmazlık, paradoks veya hatta sistemin kendi taşkın kimliği olarak gösterir. Hem Kafka hem NSK tam da bu sürekli değişkenlik gösteren öğeleri manipüle ederler ve ikisi de kendilerince bu “söz makine”lerinin somut örnekleridirler.

Laibach bu yüzden monolitik veya mekaniksel olarak görülebilir/görülmelidir. Ancak bu, Laibach’ın bireysel, statik veya katıdır anlamına gelmez. Totaliterizm tekil monolit bir voroluş değildir, tepkilerin ve tepki yenilemelerin bir sürecidir; hem içeride hem de dışarıda gerçekleşen ve çelişkilerden beslenen yayılma ve mutasyonun süreci -ki bu da NSK’nın müdahalelerinde net bir şekilde ortaya çıkar. Laibach, haçı, monolitin simgesi olarak kullandığında ve onun “üreyen” ve medya (sergilerde, konserlerde, posterlerde vs) ve ülkeden dolayı sürekli mutasyon altında kalan varoluşunu takip ettiğinde, açığa çıkan şudur: Laibach ve NSK birlikte çok yönlü bir monolit olarak çalışırlar (ve paradoks olanın somutlaşması). Böylece Clarke’ın çalışmalarıyla örtüşen bir paralel ortaya çıkar: 2001 efsanesindeki açılımındaki gibi:  “hinaus 2010, 2061, 3001 – monolit ürer ve yayılır”.[2]

 

ENGİZİSYON MAKİNESİ

Laibach yani çok yönlü bir monolittir, ve hacın daha sonraki yayılması diğer NSK gruplarının çalışmalarında da anıtsal akımın çeşitliliği görülür. NSK çalışmalarını iyice irdelediğimizde, NSK’nın aktif olduğu süreçte bir birlik yatar.

Dış kımlar, trendler ve durumlar ile kendini bir tutmamasını veya bunlarla kendini karşılaştırmamasını, NSK zaten bu unsurlara karşı sürekli red sergileyerek, kesinleştiriyor. Çalışmalarının dinamiğindeki en önemli enerji kaynaklarından bir tanesi “karşı gelmenin kuralı”dır veya uyumsuzluğun kuralı. Malewitsch “maksimum güç ve gerilimin uyumsuzluğu”nu ortaya çıkarabilen tezatın bir stratejisını tasarlamıştı. Bu sosyalist realizm ve nazi sanatının yüzleştirilmesinden oluşturulan uyumsuz enerji, işçilere dürtüyü veriyor – “karşı gelmenin kuralı”, Erika Gottlieb’in de vurguladığı gibi, avngart sanat için olduğu kadar totaliter ideolojiler için de tipiktir.

Irwin’in 1989 yılında “Rote Bezirke Saemann” serisinden alınan baskısında NSK’nın “Karşı gelmenin kuralı”nı tanımlar. İlkel görüntülü “ekici” kararlı bir şekilde ilerliyor –sadece tarlanın içinden değil, aynı zamanda Trbovlje’nin ağır endüstrini biçimlendiren görüntünün içinden de. Ortaya böylece hemen endüstri ve tarımcıl kırsallığın görsel tezatı çıkıyor. Ancak bu, tezatlıkların ilk katmanı. NSK çalışmalarında her zaman kullanılan deyimlerin kaynaklarına değil, motivlerin kaynaklarına da gönderme yapılır.

Trbovlje’yi gösteren kırmızıyla boyanmış ahşap oymaları 50’li yıllarda aslında Laibach’ın kurucu üyelerinden olan Dejan Knez’in babası Janez Knez tarafından oluşturulmuştu. Bu görüntüler aynı bölgenin diğer siyah beyaz resimleriyle birlikte tekrardan 1985 yılında çıkan Laibach albümü Rekapitulacija’da yer aldı. Irwin’in 1989 yılındaki versiyonu, 1989 yılında çıkan seri Rote Bezirke’nin geliştirilmiş haliydi. Yeni versiyonda resimler çerçeve eklenmiş, tersine çevrilmiş ve kömür ve kan ile çalışılmıştı. Akmış kan kırmızısı gösterilen endüstri tesislerini paradoks bir şekilde daha sakin ve huzurlu kılıyordu, aynı zamanda manzarayı da romantik ve arkaik bir hale dönüştürmüştü. Tesistedeki iyice azalmış faaliyetler ve tesisin yaşı, bölgeyi, endüstriyel devrimci geleceğinin sembolü haline getiriyordu (savaş sonrası Yugoslavya döneminde Trbovlje’nin endüstriyel alanda ilerlemeyi sembolize ediyordu ve bu anlamda da çok önemliydi).

Buna karşılık, şekil olumlu bir şekilde idealleştirilmiş bir geçmişi anımsatır, ve aynı zamanda açıkta ve yerinden edilmiş gibi görünür: mistik bir sembol, sosyalist kalkınmanın sönmüş ikonlarıyla yüzleştiriliyor. (NSK tarafından “retro-engineering” olarak adlandırılan bir süreç). Resimden çıkan imaları sınırlandırmayı denesek bile, sürekli başka sorular ve analiz yaklaşımları oluşuyor. Ekici adam geleceğe doğru mu yoksa geçmişe doğru mu adım atıyor? Eğer burada, endüstri, arkaik ve geçmiş güç ise, köktenci ve anti-teknolojik kırsallık şimdinin veya geleceğin sembolü müdür?

NSK çalışmaları öncelikli olarak, Nazi sanatı ve sosyalist realizmin de dışında, çok geniş alanlar ve pratikleri kapsayan anlardan oluşur. Kafka ve NSK arasındaki bu ilişki, Kafka’nın “söz makinesi”nden başlamak üzere Laibach ve NSK’nın “engizisyon makinesi” olarak işlevine kadar olan bir gelişme süreci olarak görülebilir.

NSK’nın çalışmaları tam da farklı kaynaklarının ne entegre edildiği ne de ayrıştırıldığı paradoksların manipülasyonuyla çalışır. NSK’nın sözleri tam da bu etkiyi yoğunlaştırırlar, soruları cevaplamak yerine daha da soru üretirler. NSK aynı zamanda kaynakları ve kaynaklar arasındaki ilişkiyi de sorgular, sansür, sanat değeri, ulusal kimliğin doğası, tarihi hafıza, geçmiş ve gelecek gerçekleri baz alarak sorular oluşturur. Engizisyon makinesi (çok yönlü monolitin yoğunlaştılmış hali) herşeyi kendi etki alanına çekmek için yayılır ve ürer.

Bu süreçlerin hiç bir tanesi tek yönlü değildir, etki tepki doğurur, ve kitap, kaynaklarını dinlerken, kaynlakları da kitabı ve hatta yazarını dinler. Bir adım daha ileri giderek şunu bile iddia edebiliriz: Laibach’ın özellikle sahne performansları ve NSK projesi bir bütün olarak bir dinlemenin dinlemesini oluştururlar. Başka bir deyişle, hegemonal politik ve entelektüel güç mekanizmalarının dinlemesi. Bir NSK faaliyetinde sınırlar kavramsal dinleme ve estetik re-prodüksiyon arasındaki sürekli akım halindedir. Bu, Laibach’ın Alman grup Einstürzende Neubauten hakkında yaptığı yorumda iyice belirginleşir: “Neubauten yeni binaları yıkıyor biz de eskilerini yeniliyoruz. Bu noktada birbirimizi tamamlıyoruz.”

Irwin’in ekici adamı gibi bir resim şu şekilde kafa bulandırıyor: Bir yandan esrarengiz bir nimbus sergileniyor, diğer yandan ise başka bir tanesi ilkinin kıyaslamalarından oluşturuluyor, böylece hem kaynakların hem de gözlemcinin sorgulanmasına olanak sağlanıyor. Buna benzer, NSK’da sürekli karşılaşılan model ise esrarengiz olanın özellikler ve sistem içinde tekrar oluşturulması veya mantıksız temellerini bilinçli olarak buğulandırmasıdır. İlk kategori, sosyalizm ve kapitalizmde eşit derecede sır haline getirilen bir dizi absolut ve geleneksel şekil ve arketipleri kapsar. Tanrı, ulus, din, av gibi sözde arkaik ve antika kategoriler ve çağdaş bilinçaltında şüphe ve rahatsızlık – ama aynı zamanda cazibe – uyandıran konular, çalışmalarda tekrar ortaya çıkıyor ve modernite ve ilerlemedeki hikayeyi soruşturuyor. Piyasanın hakim olduğu bir ortamda, ticari değeri olmayan şekiller yok edilir veya güçleri ticarileştirme sonucu düşürülür. Laibach ve NSK-nın Felsefe bölümünün saltçılık üretimi, tüm eğilimleri bir araya ve karşı karşıya getirerek aynı zamanda güncel kalıyor.

“Geleneksel mitolojik değerlerin mitolojisizleştirilmesi teknolojik evrenin ideolojik ve teknolojik ilgilerinin artmasıyla gerçekleşir; bu süreç, üretimin iyileştirilmesi ve arttırılması ve aynı zamanda kibirin tüketimini hedefleyen daha büyük ve dünyasal medeniyet sürecidir. Mitolojisizleştirmenin yıkıcı gücü, sekülerleşme yöntemi, mitolojik içeriklerin düşüşü ve bu içeriklerin tüketim toplumuyla yer değiştirilmesiyle desteklenir, ki bu da tüketici mitolojisi kategorisini öne çıkarır. Mitolojik içeriklerinin yapay ve programlanmış akımlarla temizlenmesi, bu sürecin büyük bir kısmını oluşturur. Baskı sistemi, zihnin tehlikeli kurumlardan kurtulmasını amaçlayarak temizlenmesini sağlar. Bizim tekrar mitolojiselleştirme üzerine gösterdiğimiz eğilim, geleneğin derin yoğunluğunu ve yenilemenin geleneksel değerlerini tanıdığımızı gösterir.”

Yine de göz önünde bulundurmamız gereken şudur ki, bu kavramlar çağdaş motivlere karşı durmaktalar – Dance Music veya Pop Art’taki samplelarda olduğu gibi mesela. Bu süreç gerçekten de karşı duran ve rahatsız elemanları bastırmaktan ziyade öne çıkaran bir bütünsel sunum stratejisidir. NSK, bastırılmış elemanları tekrardan üretir, gerici Neo-Arkaizm olarak değil, Retrogarde olarak adlandırılan bir stratejinin bir parçasıdır. Bu strateji ise, political correctness ve diğer söylemlerden dolayı, güvensizlik kazanıp bastırılmış olan stil ve dönemlere geri dönüş yaparak stilistik be politik otoriteyi araştırır.

NSK-stratejisi özellikle, sistemlerin ve rejimlerin, “kapalı ters yüz”ünü (Zizek’in tabiriyle), görünür, duyulur ve hissedilir hale getirmeyi amaçlar. Bunlar, bir sistemin toplumdaki resmine ters düşen mantıksız ve rahatsız edici özelliklerdir ve resmin işlemesini ve ayakta durmasını zorlaştıran unsurlardır. Yugoslavya, kendini yönetmesiyle birlikte odaklanmış vaziyette modern ve progresif değerlerin geleneğine meyletti: omünal katılım, teknokrat iyişeştirme, sanatsal modernizm ve insancıl sosyalizm. Laibach, Tito’nun, Kardelj’in konuşmalarını ve diğer resmi söylemleri taklıt ederken ve açıkça totalitarizm ve bireyselsizleştirmeye açık dururken, grup, toplum içinde bastırılmış, ancak sistem içinde aynı güçte totaliter ve irrasyonel dürtüleri kullandı. Benzer bir şekilde, pop kültürü alanında, özellikle de Queen veya Rolling Stones parçalarında yapılan düzeltmeler, kitle eğlencesi olarak görülen Rock ve faşizan mobilizasyon arasındaki bağlantıları ortaya koymak için yapılan denemelerdi. Bastırılmış özellikleri ortaya çıkararak, Laibach, hem sistemi hem de saklanmış değerleri sorgulayan parazit ek gibi birşey oluşturmuş oldu.

Bu müdahaleler ister istemez bombastik veya acımasızca olabiliyor, ancak aşırı kavramsal bir inceliği harici bırakmıyor. Gerçekten de incelik veya zekadan yoksun bir çok eylem, salt provokasyon şeklinde sönüp yok olur. NSK çalışmalarında acımasızlık gibi tekrar-mistifikasyon unsuru da mistifikasyonsuzlaştırma kadar asıldır. Clarke ve Kafka’ya yapılan gönderme NSK’yı tanımlar ve aynı zamanda NSK stratejisinin analojisidir. Daha sonra hem taktik anlatılacak hem de konuyu provoke eden sürekli “üremeye” devam eden ve potansiyel sayısız yaklaşım olanakları anlatılacak. Sonuç, bu tarz etkileşim silsilelerinden ve mümkün olduğunca detaylı oluşturulmuş sorgulamalardan gelişerek oluşacak.

 

GELECEĞE DÖNÜŞ (PROGNOZ)

Diana Lordanova, Balkanlardaki gelişmelere ilişkin batıdaki ve yöresel beklentilerin nasıl kendini dolduran kehanetlere dönüştüğünü ve geçmişin nasıl sadece şimdinin ışığında yeniden yorumlandığını analiz etti. Sözel kehanetlerden bahsetmek elbette ki konuyu kabaca indirger. Burada sözü geçen çalışmalar gelecek olayların ilk işaretlerini daha önceden yakalamıştı, fakat bu işaretleri kehanet olarak adlandırmak anlatmak istenileni basitleştirir.

Burada yine Deleuze/Guattari’nin Kafka analizi yardımcı olabilir. Yazarlar, Kafka’nın “söz makinesinin” kahince özelliklere sahip olduğunu söylerler: “Kapitalist Amerika, bürokratik Rusya, Nazi-Almanyası –aslında geleceğin tüm şeytani güçlerinin hepsi– Kafka’nın kapısına parça parça ve sürekli vuruşlarla çarpıyorlar.”

Diğer sözlerle: Kafka’nın bürokratik süreci sorgulaması yakın geleceğin gelişmesi açısından semptomatikti zaten.

Benzer analitik-öngörü niteliğindeki elemanlar NSK’da da karşımıza çıkıyor. Özellikle de “yavaşlatılmış ateşlemeye” oldukça sık rastlanır: İlk çıktığında şaşırtan veya yerinde değilmiş gibi görünen oluşumlar, daha sonra gelişen olaylarla anlam kazanıyor. Mesela böylece Laibach’ın Gold is God (1996)’daki sözleri 11 Eylül 2011 tarihinden sonra yeni ve esrarengiz bir anlam kazanır : “Gökyüzünde apaçık cehennemi göreceksin, Karanlığı göreceksin, İyiyi ve şeytanı göreceksin, Şehir duvarlarının yıkıldığını gökdelenlerin çöktüğünü göreceksin.”

Poetik sezgi ve sistematik siyaset ve kültür analizinden oluşan garip birleşim, bu etkileri yeniden gün ışığına çıkarır, böylece birçok çalışma daha sonradan anların tekrar hatırlanmasına sebep olur. Daha önce bilinmeyen bir kaynağın veya öngörülemeyen bir olayın kimliğinin teşhisiyle, gözlemci, artık yeni bir ışıkla aydınlanan kökene ulaşır. NSK çalışmalarının ve projenin tamamının göndermeleri/anlamları sürekli olarak üremeye devam ediyor. Özellikle Laibach’ın ürettiklerinin etkisi hala devam ediyor, üstelik de bir uzun yıllardır.

Gerçekten de bu esrarengiz niteliklerinin sebebi tüm grupların, zamanı yargılama tarzı ve şeklinde yatıyor. Çalışmaların derinliği sadece belli kültürel ve politik kurumların, aktörlerinin ve güçlerinin sorgulanmasıyla değil, aynı zamanda olayların ve akımların hemen ulaşılamayan izlerinin ve gölgelerinin sorgulanmasıyla belirlenir.

“Geleceğin şeytani güçleri”ni sezen Deleuze/Guattari’nin Kafka’sından farklı olarak, NSK çalışmaları, sadece geleceğin salt sürekli varoluşunu içermez. NSK’nın motifleri de dahil olmak üzere, geçmişi anarak geleceği önceden bildirir –gelecek olarak geçmiş. Çalışmaların prognozları baskın kültürel ve politik öykülerden dolayı geçmişe ait olan, kabusumsu arkaik elemanlar olarak geri döner. Ancak bu elemanlar NSK’nın gösterdiği gibi, zaten geleceği temsil eder, ve bu yüzden de arkaikten çok kahince bir nitelik taşır. Zizek, 1993 yılında çıkan Laibach belgesel filmi Bravo/Ein Film aus Slowenien (Bravo/Bir Slovenya Filmi)’de, savaştan parçalanmış Balkan ülkeleri Avrupa’nın geçmişini değil, geleceğini temsil ettiğini ifade eder.

GİRİŞ/ÇIKIŞ (YAKLAŞIMLAR)

Bu başlığın başında geçen Deleuze/Guattari yaklaşımları sadece çok yönlü monolitin konseptini değil, aynı zamanda NSK gibi kompleks bir fenomene yapılabilecek tüm yaklaşımları anlatması gerekir. Elbette tüm analizi bir Deleuze/Guattari çerçevesinde yapmak mümkün ve kısmen verimli olabilir, ancak bu yolun sistematik şekli birçok kapıyı açacağı gibi aynı zamanda birçok kapıyı kapatabilir de. Bunun yerine, daha sonra sözünü ettiğimiz yaklaşımın izlerinin bileşenleri veya örnekleri sadece konu ile ilintili oldukları yerlerde kullanılacak, olmadıkları yerde ise kullanılmayacak. Aynı şey diğer teoriler için de geçerli. Bazı yaklaşımlar, Zizek veya Attali’de olduğu gibi sık sık burada tartışılan konuya uygun olsa da, tek yaklaşım olarak önderliği ele geçirmeyecekler. Havada salınan otonom mantıklı bir figür hem arkadaşlar hem düşmanlar için rahatsız edicidir, ancak konu için yeterlidir. Zizek’in NSK’nın travmatik kategorisizleştirmesi konusundaki vurgusu, NSK’nın kendi, kendi kendine yetinen bir kategori olarak sunulabilmesi konusunda aslında teroik bir temel sunar. Ancak bu kendi kendine yetinen kategori tanımlaması, bu birimlerden uzak durulması gerektiği anlamına gelmiyor asla, tam tersine, çok anlamlılıkların daha da vurgulanması gerekir. Elbette bu çalışma zizekvari bir analiz olmayaccak, postmodern veya tarihi analiz olmayacağı gibi, diğer akımları ve öğretileri de takip etmeyecek. Sadece gerektiği yerde farklı disiplinleri ve yazarları uğraştıracak. Bu çoklu ve farklı gösterim, NSK’nın monolitik çokyönlülüğüne yaklaşmanın tek yoludur.

LAIBACHLAŞIM

 

LAIBACH: İSİM TARTIŞMASI VE GRUBUN POLİTİK STATÜSÜ

 

“Bir isim, karışık kavramsal bir simgenin yüzeyindeki bir fikrin somutlaştırılmasıdır. LAIBACH ismi ilk olarak 1144 yılında Ljubljana’nın ilk ismi olarak ortaya çıkmıştı, >nehir<deki (dere) (Bach) ve >kır<ın (Laibach) şehri. Avusturya-Macar krallığı döneminde isim, bu sefer mevcut Sloven versiyona alternatif olarak, tekrar gündeme geldi. İkinci Dünya savaşında Almanya, şehir üzerinde hakimiyeti sağladığında,  İtalya’nın kapitülasyonu esnasında, 1943 yılında >LAIBACH< yeniden ortaya çıktı. Bu, tam da Nazilerin ve Belogardistilerin (Beyaz Gardlar) Drittes Reich’in zaferine inanmayan Ljubljana vatandaşlarını tutuklayıp, işkence çekirdikleri ve öldürdükleri zamandı. 1980 yılında LAIBACH ismi genç kültürel grubun kurulmasıyla dördüncü kez doğmuştu -ki bu da politika ve ideolojinin etkisiyle oluşan politikleştirilmiş –sistematik ideolojik– bir sanatın kurulması için belirli imkanlar öne sürüyordu. Bu anlamda, isim, üreticilik yoluyla kölelik şeklinde öne çıkarılan, totaliterizm ve yabancılaşmanın birlikte etkileşiminin dehşetini özetliyor.”

1980 yılında “Laibach” isminin tekrar ortaya çıkışı, aynı isimli grubun oluşmasının ve çalışmalarının sembolik yönlerinin göster belirtisiydi. 1982-1987 yılları arasında Slovenya da büyük bir tartışmanın merkezinde yer aldı -ve aynı zamanda 1983-1987 yılları arasında aynı isim altında gösteri yapma yasağına sebep oldu. Bu çekişme bir yandan yeni sosyal ve kültürel hareketlerin yoğun tartışmalarının bir parçası, diğer yandan da ideolojik statükonun avukatı olmuştu. Ljubljana’nın sembolik “Laibachlaşım”ı ve tartışmaların tamamı, 1980 yılından beri Ljubljana’yı zorlayan, Slovenya’nın içinde ve dışında jeopolitik ve ideolojik değişimleri yansıtıyordu.

 

YABANCILAŞMA VE KALICILAŞMA

 

Fredric Jameson 1972 yılında Rus formalist Viktor Shklovskij’nin yabancılaşma kavramını “bizim, varoluşsal tazeliği ve vahşetiyle dolu dünyaya tekrar doğabilmemizi sağlayan,  hissizleşen ve mekanikleşen davranış alışkanlıklarının ilerlemesinden oluşan bilinçli deneyimlerin tekrar oluşturulmasının yolu” olarak özetler.

Bir isim hem ideolojik dil ve toplumsal malzemeden yapılanmış hammaddenin kristalleşmesi olarak, hem de “yabancılaşma”nın (veya Laibach’ın sözleriyle “Maskeyidüşürme ve yenidenkapitülasyon”) estetiğinin görünür hale geldiği ilk yer olarak algılanabilir. “Laibach” rahatsız edici bir ismin gücünü resimliyor. Bazı isimler seslerinden dolayı bile agresif yansırlar: kendilerine özgü çınlarlar ve belli çıkarımlar bir yana tehditkar olarak algılanırlar. İsim, tam da uluslararası dinleyici kitlesine sahip tüm grupların, Kraftwerk hariç, isimlerini ingilizceden aldıkları bir zamanda geri döndü. Almanca isimler, diğer ülkelerde hem tarihi hem de fonetik sebeplerden dolayı huzursuzluk hissi uyandırdıklarından, özellikle tatsızdır. Yugoslavlarda ve özellikle de Slovenyalılarda, “Laibach”, birçoklarında daha henüz yaşanan Alman işgali zamanlarından hala varolan tehditkar anılar uyandırıyordu. Diğer NSK-gruplarının ismi ve Neue Slowenische Kunst[Yeni Slovenya Sanatı]’un ismi gibi, “Laibach”, grubun belirli tavırlarını temsil ediyor (örn. Almanca ile olan çağırışımlar gibi) ve aynı zamanda henüz askıdaki gelişmelerin tasarımı olarak işliyordu. Benzer bir şekilde, Laibach’ın, mesafeli ve samimiyetsiz imajını örnek aldığı Kraftwerk ismi, çalışmalarının kilit amaçlarından bir tanesini önceden kullanmıştı: Teknik ve endüstriyel süreçlerin toplum ve birey üzerindeki etkisi. “Neuer Kollektivismus” (Yeni kolektivizm) ismi grubun kolektif anonimliğini çağırıştırı ve kolektivizmin ruhunu ve vaadini temsil eder. Scipion Nasica, gösteri/oyun ve otorite arasındaki tarih yüklü ilişkiyi anlatmıştı. Laibach’ta olduğu gibi, ismin etkisi –her ne kadar daha az kışkırtıcı olsa da– daha grubun çalışmaları idrak edilemedn yayılıp böylece ortamının sözde liberal-hümanistik normlarını zorlamıştı.

 

ALMANLAŞMANIN TARİHİ ANLAMI OLARAK “LAIBACH”

“Laibach” Yugoslavya’nın her yerinde gerginliğe sebep olmuştu, ancak tüm cumhuriyetlerin işgal ve isim değişikliğine maruz kalma konularında tecrübeli olmalarına rağmen, grup isminin eleştiri merkezi Slovenya’da yer alıyordu. Diğer cumhuriyetlerde Laibach, öncelikle, sadece Slovenya’ya has travmalar olmayan, Alman, faşist veya totaliter unsurların tekrar kullanımı ve unutulduğuna inanılan savaş anılarının tekrar canlandırılması olarak görülüyordu. “Laibach” diğer Yugoslavların anlayacağı biçimde Almanlaşmayı sembolize ediyordu, ancak Slovenya’da en kuvvetli uğultuya sebep olmuştu. Bunu, Slovenyalıların Laibach’a karşı öncelikli olarak bölgesel sebeplerden kaynaklı toplumsal direnişi takip etti ve böylece Yugoslavya’daki Slovenya’nın kendine dönüklüğü ile ilgili büyüyen izlenimi doğruladı. Eski Sloven partizan gruplarının mektup kampanyalarında bile, sözde sisteme hakaretleri veya birçok yerde savaşı anmayı eleştirmelerinden çok, “Slovenlik” hakkında sorular ve Sloven bilinç üzerinde duruluyordu: “Almanlaştırılmış isimler, bizim tarihimizde Sloven ulus bilincinin bastırılması sembolleriydi ve bu nedenle Slovenliğin etrafımızda yaşatabilmesi için savaşçılarımızın karşısında barış savaşını sürdürdüğü soykırıma aittir.”

Diğer (Ex-)Yugoslavlara göre Slovenyalılar için Almanlaştırma travması acı dolu ve çelişkili bir konu olarak kalmıştı. 1941 yılında nasyonal sosyalistler tarafından işgal edilen bölgeler Slavların oturduğu ve doğrudan Reich’a dahil edilen tek bölgelerdi. Slovenler, nasyonalsosyalistlere “sadece” boyun eğmek yerine, onları sistematik bir şekilde özümsemeye çalışan tek milletti. Almanlaştırma ruhu, savaş jenerasyonunun hafızasında netameli bir iz bıraktı. Sözde almanlaştırılmış karşı kültür Slovenyalıların bir almanlaştırılmaktan kurtarılmış ve yugoslavlaştırılmış savaş sonrası kimliğini kışkırtıyordu.

“Ljubljana/Laibach” düalizmi hakkındaki gerilimler “Gdansk/Danzig”, “Kaliningrad/Königsberg” ve Orta- ve Doğu Avrupa’daki diğer birçok şehir ve bölgelerde de yaşanıyor. Avrupa’nın savaş sonrası için oluşturmuş düzeni inkar eden tahliye edilmiş Almanları temsil eden organizasyonlar ve nasyonalistler bu isimler hala, Laibach gibi aşırı bir grubun desteğine dahi ihtiyaç duymadan, eski şekliyle kullanırlar ve bu tavır da tehditkar olarak algılanır.

1943 yılında Alman işgaliclerin “Laibach” ismini zorlaması, işgal rejiminin bulduğu gaddar bir yeni buluş değil, 1918 yılından beri kullanılmayan ve 800 yıl öncesine varan ismin tekrardan kullanıma sokmasıydı. Monarşi döneminin sonlarına doğru yerleşmiş ve ulusal olmayan Slovenyalılar, Laibach’ı kentin “asıl” ismi olarak görüyordu. 1918 yılında savaş arası dönemindeki ilk Yugoslav devletinde “Ljubljana”nın tekrar kullanılması yine de bir durgu olarak algılanmamıştı. Ancak 1943 ve 1980 yıllarındaki ortaya çıkış bağlamı rahatsız ediciydi: Nasyonal sosyalizm ve işbirlikçilik.

 

“LAIBACH”IN DÖNÜŞÜ

Amaç: kolektif hislerin maksimumunu provoke edip kitlelerin otomatik tepkisini özgür bırakmak.”

“Laibach”ın tekrar kullanılmaya başlanması, birçok yaşı ilerlemiş Slovenyalıya Almanların Slovenyalılar üzerinde baskı uyguladığı yüzyılları hatırlatıyordu ve şüphesiz “kolektif hislerin maksimumunu” provoke ediyordu. Birçok protesto mektubu işgal dönemi ve işbirlikçilerin anılarına dayanıyordu. İsmin geri dönüşü, sanki Ljubljana’nın ismi hala “Laibach”mış gibi ve sonunda yine “onlar” (nasyonal sosyalistler ve işbirlikçiler) normallik cephesinin arkasında gizlenerek kazanmış gibi –kent işgal altında kalmış ve geçmiş 40 yıl hiç yaşanmamış gibi hissettiriyordu. Farklı zaman dilimlerine ait bu yapılanmalar Laibach ve NSK çalışmalarının ana fikrini oluşturuyor ve NSK-devletinin kurulmasına kadar gidiyordu.

Grup, “Laibach” ismini toplum içine sürene kadar, isim aslında bir tabuydu ve sadece işgal dönemi ve direnci anlatımlarında kullanılıyordu. Resmi olarak ismin kullanılması yasaklanmamıştı, ancak zaten çoğunluğun hemfikir olması, 1980 yılından önce böyle bir yasağın getirilmesini gerektirmemişti. İsmin alman nasyonalistler veya antikomünist göçmenler tarafından kullanılması da kolayca görmemezlikten gelinebilirdi. “Laibach”ın geri dönüşü, özellikle de Tito’nun ölümünden kısa bir süre sonra, önceden elbette bilinemezdi. Bu geri dönüşün, ulusal ve uluslararası bilinci zorlayarak oluşturacağı tepkinin derecesi de bir o kadar az tahmin edilebilirdi. Slovenya basınında isim ile ilgili birçok makale yayımlandı, böylece “Laibach” hep gündemde kaldı. 1986/87 yıllarında yazılan birçok mektup ve makale kent isminin tarihi hakkındaki detaylarına iniyor ve böylece çağırışım yaptığı konuları ortaya çıkarıyordu. Laibach, taşıdığı isimle ilgili kompleks ve didaktik tanımlar sunuyordu. Grubun bu ismi seçmesi, grubun doğuştan günahı haline gelmişti ve tüm sivri eleştiriler, diğer herşeyi es geçip, bu isim üzerine yoğunlaşıyordu.

“KAHRAMANLAR KENTİ”NİN AYIBI

İşgal döneminiyle ilgili çağırışmlarının yanında, “Laibach” ismi bir başka tarihi anlamı hatırlatıyordu ve eğer bu yöndeki anlamı medya tarafından incelenseydi, tüm Yugoslavya’nın politik bilincine dokunabilirdi: Savaştan sonra gösterdiği yerel dirençten sonra Yugoslavya’nın ilk “kahramanlar kenti” olarak anılmıştı –ismin tekrar gündeme getirilmesi, kentin saygınlığını yitirmesine sebep olabilirdi. Yugoslav medyasının faşizmin geri dönüşüyle ilgili korku hikayeleri yaymasına rağmen (“faşizm” ile aslında genel anlamda alternatif hareketler olduğu kadar, bazı akademik ve nasyonalist yaklaşımlar kastediliyor) hiç bir yazar bu konuyu gerçekten ele alıp incelemiyordu. Konuyla ilgili tek resmi duyuru 30 Temmuz 1983’te Ljubljana baş sekreteri tarafından yapıldı ve belediyenin 29 Temmuz’da vermiş olduğu karar doğrultusunda, grubun bu isimle herhangi bir gösteri yapmasının yasaklandığı bildirildi. Laibach grubunun Slovenya televizyonunda gösterdiği tutumundan dolayı “derinden etkilenmiş” olunduğu anlaşıldıktan sonra şu açıklama yapıldı: “Bu grup bizim kentimizin ismini aldı, biz bu kenti aynı zamanda >kahramanlar kenti< adıyla anıyoruz ve ismi “Ljubljana”. Bu, ismin su istimal edilmesidir.” “Su istimal etme” Slovenya ve Sloven kimliğine karşı duran bir gerçekti ve Slovenya harici ülkelerde dikkat çekmeyen bir husustu. Buna ek olarak, resmi tarafta, Slovenya’yı, Yugoslavya’nın diğer ülkelerinde kötü imajla sergilemek elbette de istenmiyordu.

Böylece “Laibach” konusu Slovenya’da sıkışmış kaldı, Yugoslavya’nın geri kalan kısmı bu çekişmeyle ilgilenmiyordu. Hukuki bakımdan da bu konu aslında sadece Slovenya’nın konusuydu ve konu ilk aşamada Ljubljana belediyesi tarafından incelenmişti. Ve eğer Laibach ve diğer alternatif oluşumların takibiyle ilgilili daha net yasal sınırlar belirlenmiş olsaydı, JNA’nın (Yugoslav Halk Ordusu) 1988 yılında,  Slovenya’daki “karşıdevrimci” fenomenlere karşı askeri düzlemde tepki vereceklerini açıklaması yapmasından daha önce davranılmış olunurdu.

 

ALTERNATIFLERE KARŞI BASKILAR

Tomaz Mastnak, Slovenya kamu yetkililerinin 80li yıllarda baskıcı yaklaşımların ne entellektüel ne de kültürel anlamda aktif olmayan “sessiz çoğunluğu” harekete geçirdiğini ve böylece porgresif gücü oluşturduklarını söylüyor. Resmi makamlar “sivil”lerin komünlerin ve kentte oturanların gürültüsü, kiri ve itaatsizlikleri ile ilgili bıkkınlığı ve şikayetleri destekliyor ve böylece alternatif aktivitelerin bastırılmlası için haklı gerekçeler görüyordu. Aynı zamanda medya da toplanma yerlerinin ve kulüplerinin düzenli olarak kapatıldığını duyurarak korku kampanyaları yayıyordu. Mastnak, (yanlış) amacın, Ljubljana’nın alternatif kitlesini yok etmek olduğunu düşünüyor. 80li yılların ortasındaki bu hareketler, kolayca bastırılabilecekken genel bilincin bir parçası olmuştu ve başkentin anlamının egemenliğini ele geçirmek için sürdürülmüş sembolik bir savaş dönemini oluşturuyor –her ne kadar zamanla altkültüre yapılan baskılar azalsa da.

Sonuç olarak bu tarz alternatif akımlar sosyal spektrumda daha güvenli ve derin oyuklar açabiliyordu -ki bu da ZSMS’ye (Slovenya Sosyalist Genç Birliği) alternatif kültürün savunucusu rolünü üstlenebilmesine yol açıyordu. Tüm bu baskı denemelerini genel çoğunluk normal karşılıyordu -ki bu durum da Kovac’ın Slovenya toplumunun demokratik olmayan karakteri ile ilgili tezini destekliyor. Otosansür Kovac’a göre o zamanki toplum için normal bir durumdu, buna karşılık, Slovenya’nın bağımsızlığından bu yana gelişen olaylara bakılırsa aslında durgu dönemi olduğu doğrulanan, 1988 yılındaki “Slovenya baharında” demokratik mobilizasyon ise istisna olarak algılanıyordu.

Mastnak, alternatif kültüre gösterilmeye çalışılan baskıyı sivil toplumun aslında kendi potansiyeline gösterdiği tepki olarak karakterize ediyor. Bu durumu “aşağıdan totaliterizm” olarak adlandırıyor. Sözde demokratik alternatiflerin birleşmesiyle meşgul olan NSB (Yeni Sosyal Hareket) ve muhafazakar ulusal Ben-Üstü [Über-Ich], yani parti ve kilise ikilisi, arasında geçen gergin bir çekişmenin en hareketli dönemiydi. Estetik otoritarizmlerine rağmen NSK altkültür kategorisinden sayılıyordu. Sanatçılar açık bir duruş belirtmemelerine rağmen, hangi tarafta olduklarıyla ilgili hiç bir soru işareti yoktu. Belli ki yetkililer, Sloven muhafazakarlığından ötürü, bir yandan toleranslı, kültürel progresif sosyalist idealler, diğer yandan antikozmopolitik, popülist mentalite ile açık ittifak yapmak yanlısı değildi. Muhafazakar halk ruhunun yakınmalarını görmemezlikten gelme, Slovenya yönetiminin sürdürdüğü ikili oyunun bir parçasıydı: Bu şekilde bir yandan alternatiflerin en uç aşırılıkları törpülenip, aynı zamanda alternatif kültür Yugoslavya’nın değişimindeki ilerleme için kullanılıyordu.

Laibach, altkültürün lanetlenmesinden, 1983 yılının Haziran ayında TV-Tednik’te yayınlanan ropörtajın neticesinde gelişen olaylardan anlaşılacağı üzere hem zarar görüyor aynı zamanda da faydalanıyordu. Burada, Jure Pegnov, Sex Pistol ropörtajındaki Bill Grundy’den de hatırlayacağımız gibi, provokatör moderatörü canlandırdı. Laibach grup üyeleri Yugoslav askeri üniformalarıyla çıktılar programa, kollarında siyah haçlı bantlar taşıyorlardı ve Laibach posterleri önünde “Baskı belgeleri”ni okuyorlardı. Pegnov, grubu Alman dilini kullanması ve farklı anlamlar taşıyabilecek resimler yüzünden suçluyordu, hem de tam da Kaernten’daki Sloven azınlığın “her kelime ve resim için savaşması gerekirken”. Ropörtaj konusu daha önceden belirlenmiş olsa da, Pegnov sivil baskılarının mekanizmasını seslendiriyor ve Laibach’a “halkın düşmanları” damgası yapıştırıyarak vatandaşları, grubu durdurmaya ve yok etmeye çağırıyordu. Keskin ifadeleri –bazı kısımlarda teatral olmak üzere– sivil baskıyı oluşturabilecek güçlere çağrıydı : “Doğru anladıysam, televizyonu, bizi zorlamak için kullanıyorsunuz. Güzel, bunu yapacağız. Belki, belki şimdi birileri davranır ve Ljunljana’nın ortasındaki bu korkunç fikirleri ve açıklamaları durdurur.”

BASKI BELGELERİ: LAIBACH’A RESMİ TEPKİ

Laibach’a karşı resmi olarak gösterilen eylem, röportajdan sonra gösterilen tepkiler sonucunda çıktı. Ljubljana’nın meclis üyesi, “yasal temeli olmaksızın” kentin Almanca isminin “yasal temeli olmaksızın” kullanıldığını ve bundan böyle grubun Ljubljana’da bu isimle herhangi bir gösteri yapmasını yasakladı. Daha sonraki zamanda bu isim görünmeyen bir anlam olarak, adı konulamayan, konser posterlerinde ve 1985 yılında çıkan “anonim” albümde beliren siyah bir haç arkasında varlığını sürdürmeye devam etti.

Yasaktan dolayı, çekişme, Laibach ülke dışında turneye çıktığında bile devam ediyordu. 21 Haziran 1984’te Mladina, olayı yansıtan üç anahtar metin ve İngilizce başlık Documents of Oppression (Laibach’ın ilk video projesinin ismini taşıyan –1982) altında bir yorum yayımladı. TV ropörtajına ve ismin kullanılmasına karşı duranlara resmi politik cevap olarak 19 Haziran’da “MK SZDL başkanlığının Laibach grubunun çalışmaları hakkındaki görüşü”nün tamamını kullandı. İlk paragraf, anti-Laibach mektuplarında sıkça rastlanan bir cümleyi içeriyordu “Laibach grubu, bir süredir ismiyle ve destrüktif aktiviteleriyle geniş bir kitlenin ilgisini çekmişti.” Dahasında, özgürce bir diyalog oluşturmayı hedef aldıklarını ve sanatsal ve kültürel yaratıcılığı kısıtlamayı amaçlamadıklarını, yine de “nazi-faşist işgali zamanını hatırlatan tüm provokasyonlara” karşı durduklarını vurguluyorlar.

Laibach’ın müdahaleleri “provokasyon” olarak yansıtılırken, parti sözcüleri ve diğer karşıt görüşlüler, grubu progresif sosyalist gelişimden hariç tutmaya çalışılıyordu, aynı zamanda demokratik diyaloğun resmi esaslarına ve özgür sanatsal oluşumlara sözde bağlılık sergileniyordu. Belge, “kendini yönetebilen sosyalist toplumun, olumsuz sosyal fenomenler karşısında sivri, sert ve uzlaşmaz olması gerektiği”ni vurguluyor. Bu tarz bir eleştirinin “anarşist umutsuzluktan ve bireysizleştirmeden” uzak durması gerekir. Böyle oluşumların “kendini yönetebilen toplumda karakteristik özellik göstermemeleri gerektiği”ni ve bu yüzden de kültürel hayatta yer almamaları gerektiğini de söylemekte. SKUC’nin programındaki “politik-kültürel hassasiyetin yetersizliği” eleştiriliyor ve “bu fenomeni haklı çıkaracak yorumlar” uyarılıyor -ki burada Laibach’ın yüksekokullardaki ve medyadaki destekçileri kastediliyor. Bu yazı bir uyarı olarak algılanması gerekse bile, baskılara destek olarak görülmemesi gerekir. Belge, kendilerini sanatın ve perspektiflere adayan enstitülerin ve grupların özel rollerini kastetmiyordu, zira bunların reddi “anti-hümanist” ve “anti-sosyalist” eğilimleri güçlendirirdi. Belgede kullanılan ton, gençleri yabancılaştırmamak adına, mantıklı düzeyde kullanıldı. Çünkü aynı zamanda, onların isteklerine ve ihtiyaçlarına daha çok özen gösterileceğinden de bahsediliyor. Belgenin sonuna doğru, “anti-kültürel ve ideolojik manipülasyon”un onayı mevcut kültür hizmetlerinin organizasyon yapılandırılması ve kültür programlarının “içeriklerine” yüklenmeleri gerektiği vurgulanıyor. Bu elbette ki kültür programlarının organizasyonu ve finansmanını üstü kapalı şekilde tehdit edilmesiydi.

Tamamı Mladina olarak basılan ikinci belge – “Konu: Halka açık bir gösteri yapabilmek için başvuru” –hem yasanın vefasızca yargılanmasını hem de konunun tartışılmasının şaşırtıcı açıklığını gösteriyor. Hatta (veya tam da bu yüzden) alternatif oluşumlarla yapılan görüşmelerde tüm bürokratik saygınlıklar ve formalitelerin dikkati çekildi. Bu mektup, SKUC’un Laibach’ın 8 Haziran 1984 tarihinde yapacağı gösterinin başvurusuna Ljubljana’nın içişlerinden sorumlu sekreterliğinden gelen cevaptı. Cevapta, önsözün içerdiği yanlışlar ve başvurunun ekindeki imzalar eleştirilmişti. Grubun programının “Sloven dilinde olmadığı” gözlemi yapılmış, ve hatta Almanca içeriyormuş. Laibach’ın yasaklanmasına sebep olarak basitçe “kamusal düzen” göstermeme çabası, yasağın açıklanmasında daha az absürd çarpıtmalara başvurmaya neden oluyordu. “Laibach” isminin kullanılması yasağına gerekçe olarak Sloven dilinin kullanılmaması olarak gösterilmesi ise absürddü. Bu tarz bir tutum Yugoslav ideoloji prensibi olan “kardeşlik ve birlik” ile çelişen şovenist bir tona sahipti. Eğer bu mantık, Laibach haricinde de kullanılsaydı, Sırp-Hırvatça, Makedonca, İngilizce veya Rusça isimli gruplara da müdahale ederdi. Bu tutumun diğer gruplara karşı gösterilmesinin imkansızlığı, Laibach’a karşı yapılan bir istisna olarak kanıtlıyordu kendini; Mladina’yı okuyanların da varacağı bir sonuç. Gösteri başvurusunun reddi, Laibach’a karşı kullandığı şekilci-ritualistik yargılama olan “geniş bir kitleyi huzursuz etmek” özetinin ve yeterli izin olmaksızın “yozlaşmış Almanca isminin” kullanılması söylemlerinin tekrarlanmasıydı. 29 Haziran 1983 yapılan açıklama tekrarlanmıştı ve SKUC’un yetersiz “politik ve kültürel hassasiyetine” değinilmişti. Sonuç olarak, Laibach sanat programının grubun gösteri yapması için hala “yetersiz” olduğu ifade ediliyordu.

Üçüncü “Baskı Belgesi” – “Konu: Ljubljana kentinin isminin kullanılışı” –belediye sekreterinin yaptığı, 30 Haziran 1983 tarihinde Ljubljana sosyopolitik toplantısının 14.sünde yer aldığı konuların beyanıdır. Mektupta, Anti-Laibach faaliyetlerinde boy gösteren bir delegenin söylemleri yer alıyor. Delege, televizyonda gerçekleşen olaydan “derinden etkilenen” bir “savaşçı ve Slovenyalı” olarak konuşuyordu. 29 Haziran’da yapılan toplantıda, ismin kullanışının yasadaki yerini araştırılıp toplantı kararı 20 Temmuz’da açıklandı ve Mladina’ya yazılan mektupta aktarıldı: Kentin isminin kullanılması belediyenin onayından geçmeliydi ve bu durumda herhangi bir onay verilmiş değildi. Mektupta, Laibach grup üyelerinin bu durumdan haberdar olduklarını ve ismi “yasal dayanak” olmaksızın kullanmaya devam ettiklerini ileri sürüyor. Mektup Yugoslavca yazılmış resmi bir selamla sona eriyor “Tovariski pozdrav!”

Ancak ne bu resmi bildiri ne de protesto mektupları aşağılayıcı bir tarza sahip değildi, en azından Laibach’ın sergilediği aşırı hal ve Yugoslavya’nın diğer yerlerindeki “problematik” sanatçılar ve entellektüeller için alınan daha sıkı önlemler göz önüne getirildiğinde, Laibach’a gösterilen bu resmi tepkiler şaşırtıyor. Bu tarz süreçlerde “progresif” güçler, yetkililerin “topladıkları meyvelerle durumu geçiştirmeleri”ne izin vermiyorlardı. Elbette aynı yetkililer sayesinde Slovenya, Yugoslavya içindeki en liberal ve Avrupa’nın en sosyalist ülkesi haline gelmişti, ancak NSB “total” pluralizm/çoğulculuk için baskıya devam ediyordu. 80li yıllarda, bir zamanlar Yugoslavya’yı ve tüm Dünyayı coşturan “Üçüncü Yol”, Slovenya’nın politik ve kültürel aktif olan gençliği tarafından artık yeterince kültürel progresif, toleranslı veya ticari anlamda etkili görülmüyordu. Laibach ve NSB, kültürel ortamı yetkililer kadar kutuplaştırıyorlardı. Böyle yüklü bir ortamda, yönetimden gelen yayınlar ve partizan gruplarının protestoları, baskıya karşı alınan önlemler olarak sunuluyordu; bu sanatçılar Laibach kadar uçlardı ve politiği zorluyorlardı. Poltikacılardan daha az cazip rolleri üstlenen yetkililer, sanatsal konulara karışıp ve bu süreci kestirmeye çalışan antipotlardı. Laibach konusunda uyumlu bir politika sergilemek zor olsa da, sivil-bürokratik önlemler açısından net ve şaşırtıcı bir öncelik ve polis devletsel “sorun çözümlemeleri” yerine açık bir eleştiri mevcuttu. Yine de baskıcı yöntemlere başvurulsaydı –ki Slovenyalı yetkililer bundan kaçmaya çalışıyordu– geriye, kurban vermeden nasıl suçlama yapılabilir sorusu kalırdı. Buna istinaden Chris Bohn, Bravo filminde: “Bir adamı, kafasını kazıtmaktan dolayı asar mıydınız? Tito, Heartfield veya Malewitsch’ten alıntı yapmaktan ötürü?”

 

LAIBACH’A GECİKEN TEPKİLER

İsmin sorgulanması ile ilgili bir sonraki tartışma 1986 yılının Nisan ayında, ismin tanınmasını ve yasallaştırılmasını ve Laibach’ın aktivitelerinin onayını talep eden 12. ZSMS Kongresi’nde alınan karar ile ve aynı zamanlarda NSK’ya verilen Zlata-Ptica kültür ödülünün (Altın Güvercin) verilmesiyle alevlendi. Özellikle kendini provoke edilmiş hisseden, emekli subaylar hem verilen kararın hem de verilen ödülün tekrar incelenmesini istediler, özellikle de Laibach isminden dolayı. Ancak konuyla ilgili yazışmaların en çok 1986 ve 1987 yıllarında gerçekleşmesi de bir o kadar şaşırtıcıdır.

Tartışmanın doruk noktası daha önce beklenebilirdi, hatta grubun kuruluşu olan 1980 yılında bile, ama en azından 1982 yılından sonra kesinlikle. O tarihlerde, savaşı hatırlayan daha çok insan yaşadığı için ve Laibach isminin Tito’nun ölümüne zamansal olarak daha yakın olup daha çok kızgınlığa sebep olabileceğinden dolayı, konu o zamanlarda daha da alevlenebilirdi. Bu zamansal boşluğun sebepleri şunlardı:  Laibach’ın medyadaki varoluşu 1986 yılında daha belirgindi, grup uluslararası başarıya ulaşmıştı ve daha profesyoneldi. NSK dergisi olan Problemi’nin 1985 yılındaki özel sayısına kadar, Laibach ve NSK çalışmaları daha çok ultra-çizgidışı, altkültür terörü olarak sınıflandırılıyordu. 1985 yılından sonra grubun büyüme hırsı –mesela konuşmalarındaki “Slovenya topraklarında yeni Atina” gibi– daha tehditkar bir izlenim veriyordu, çünkü yaygınlaşmak için artık Slovenya’da daha büyük projeler yürütme imkanını elde etmişlerdi ve yeterli estetik otoriteye sahiplerdi.

1986 ve 1987 yıllarındaki isim tartışması süreci, grubun statüsünün rakipleri yoluyla tanınmasını gösteriyor. Güncel çalışmalarını eleştirmek yerine, sürekli olarak isim problem haline getiriliyordu. Eleştirmenler ise, Laibach isminin, grubun edebiyat dergilerinin “saygıdeğer” ortamlarında ve dolaylı olarak devlet destekli enstitülerinde ve etkinlik alanlarında tanınmasını imkansızlaştırdığını ve bu yüzden de çalışmalarının değersiz görülmesine sebep açtığını düşünüyordu. Yugoslavya’nın ilk “Kahramanlar Kenti” lekelenebilir ve Slovenya’nın emekli subaylarını incitebilirdi. Böyle bir durumda, bu tarz oluşumların, gerekli kurumlar tarafından “icabına bakılması” gerekirken, nasıl olur da resmi kuruluşlar tarafından desteklenirdi. Savaş sonrası tabusunun yıkılmasıyla ortaya çıkan şok –sadece grubun isminden dolayı değil, aynı zamanda işgal zamanında Slovenya’nın işbirlikçilerine yöneltilen doğrudan hitaplardan dolayı– başlangıçtaki sessizliği açıklayabilir. Aynı zamanda, protesto mektuplarının, yetkililerin bu fenomeni bastırmak için kullanışlarındaki başarısızlık da sessizliğe sebep gösterilebilir. Bu protestoların yazıldığı zaman, yöneticilerin alternatiflere karşı daha hoşgörülü olmaya çalıştığı bir dönemdi. “Laibach” bu şekilde parti üyelerini ve eski partizanları açıkça yürütülecek bir sürece girmeye zorlamıştı. Gerçek şu ki, gerekçelerini kamu önüne sermeleri ve sanatsal ifade biçimi için hak aramaları zorunlulukları, eski tutucuların, Yugoslavya’da daha önce hiç tahmin edilemeyeceği şekilde, eğilimli olduklarını gösterdi.

Laibach’a gösterilen gecikmeli tepkilerden, bir seri daha sert provokasyona rağmen sessiz kalıp tepki göstermeyen partizanların tutumu aslında daha da ilginç. Partizanların protestosu doruk noktasına doğru ilerlediğinde, Laibach çalışmalarında direnişin sembollerini ve motiflerini daha çok kullanmaya başlamıştı. Manipülasyonun bir parçası olarak, “üniforma” olarak Slovenyalı partizanlara daha sempatik gelen Tirol bölgesinin yöresel giysilerini de (binici pantolonu ve ceketleri) giydiklerini söylüyordu Laibach.

Laibach karşıtları bu söylemi duymuş muydu elbette ki bilinmiyor, ancak bu durum, Laibach’a –Almanlaştırmanın somutlaştırılması, hatta belki de nasyonal sosyalizmin- karşı gelenler için çekilmez bir hal alırdı. Partizanlara karşı en cesur Laibachyan manipülasyon referansı olarak iki partizan şarkısı olan Vojna Poema (Savaş Şiiri) ve Jezero (Göl) sayılabilir. Vojna Poema, savaş ızdırabını ele alan bir parçayı oluşturuyor ve muhtemelen bir radyo programı esnasında kaydedildi. Hüzünlü piyano ve bariton sesi, Laibach’ın militan neo-klasik stiliyle mükemmelce birleşmişti. Parçayı tanımayanlar, parçanın orjinal bir Laibach parçası olduğuna inanırdı. Parça hem yeniden yapılandırılıyor hem de diğer seslerle birleştiriliyor, detone piyonalardan ve araba kornalarından oluşan tatlı komik ses parçaları orjinal parçanın ağırlığını kesiyor. Jezero en hüzünlü partizan şarkılarından bir tanesini ele alıyor, Pociva jezero v tihoti (Sessizlikte dinlenen göl). Bir soprano, erkek korosu eşliğinde, şikayet edercesine bir partizan parçası söylüyor. Ancak Laibach versiyonunda, parça, sanki Liszt’in kaleminden çıkan orkestral bir motifte boğulacakmışçasına tehditkar bir hal alıyor. Bu parça diğer ulusal konularla birlikte Krst-Production’ın teatral bağlamının bir bölümüydü.

Laibach, sahne gösterilerinde yıllar boyunca oyma sanatının sergilendiği siyah beyaz animasyon filmlere, Almanların vahşetine ve partizanların direnişine yer verdi arka ekranda. Emekli subaylar gerçekten de sadece kültürlerinin Almanlaştırılmasından daha fazla konuyla ilgilenmek zorunda kalacaktı. “Kahramanlar kenti”nde “Laibach” adında bir grup, partizan savaşının en kutsal resimlerini gösterirken, diğer yandan Slovenya ulusunun özünü sergilemek istiyordu. Bu provokatif tutumla nasıl baş edeceğini veya uğraşmak istemeyen partizan toplulukları sadece grubun ismine odaklanmayı tercih etti. Aslında Tito-Partizan-ikonografisi, grubun isminden, daha ciddi bir politik sapkınlığı oluşturuyordu, ancak bu konuya yüklenmek muhtemelen daha utanç veya acı vericiydi ve bu yüzden konuya değinilmiyordu bile. Kısacası, ismin sorgulanması, gruba herhangi başka bir eleştiri ile yaklaşmayı tamamen engelliyordu. İsimden hariç eleştirileri genelde, isim konusunu daha önemsiz gören Slovenya dışındaki eleştirmenler getiriyordu.

Slovenya’daki durum, göründüğü kadar anlaşılır değildi. Partizanlardan kalan miras, ideolojik statükonun büyük anlamlı mitolojik yönünü oluşturuyordu. Bu mitos gerçek başarılarla elde edilmişti ve Laibach’ın bu mitosu sorgulama şekli ve biçimi, bir punkın ruhundan çıkan bir görmemezlikten gelmeden ibaret değildi. Partizanların resimlerini sahiplenme, bir anlamda, onların anlamını kabullenmeyi de temsil ediyordu.

 

“PARTİZANLAR VE FAŞİSTLER”

 

“ LAIBACH ve NSK faaliyetleri, geçmişle, bugünle ve gelecekle yapıcı bağlantılar içeriyor; kitle ve enerji koruma kanunun fanatik zararında köklenmiş vaziyette ve Slovenya programında yer aldığı üzere spiritüel, kültürel ve politik bağımsızlık temelinde yatıyor. Bu yüzden, gelecekte barış içinde çözülebilecek yaratıcı yanlış anlaşmalar olarak algılanabilseler bile, bazı Slovenyalı birimler tarafından bize doğrultulan ismimize ve görünüşümüze yönelik çıkarılan tartışmaların hepsini reddediyoruz. İsmimiz kirli olabilir, ancak biz temiziz.”

Partizan savaşında yer alan Yugoslav jenerasyon çok iyi organize olmuş sosyopolitik bir yapılanmaydı ve özel menfaatlerin ve ayrıcalıkların tadını çıkarıyorlardı. Sahip oldukları ideolojik özel statü onları sosyalizm için sürdürdükleri savaştan hem de yabancı işgal güçlerinden kurtarmış oldu. Bu “kredi” emekli subay gruplanmalarına özgüven veriyordu ve geniş çaplı sosyal ve politik konularda konuşurken güçlü durmalarını sağlıyordu. Görüşlerinin saygıyla dinlenmesini bekliyor ve böylece resmi kademelerin fikirlerini etkilemeyi umuyorlardı. Onlara göre, bu provokasyon o kadar ağırdı ki, gençliği yabancılaştırmak pahasına duruma el koymak gerektiğine inanıyorlardı. Sürecin bu boyutu ilk kez 1982 yılının Ekim ayında Ljubljanski Dnevnik ‘te yayımlanan bir okur mektuptubunda ortaya çıktı. Laibach’tan “anlaşılmayan” dillerde bir kaç alıntı yaptıktan sonra, mektubu yazan kişi, partizan organizasyonlarının da aynı fikirde olduklarını vurgulayıp, bir sonraki sayıda mektuba cevaben emekli subayların da konuyla ilgili bir yazı hazırlamasını talep etti. Partizan grubundan gelen ilk mektup, televizyonda yayınlanan ropörtajdan sonra 1983 yılının Temmuz ayında geldi. Mektupta “özgürlük savaşının tarihi ruhunu ve ideallerini korumayı amaçlayan emekli subaylar adına” tüm ilgili kişilerin gerekli önlemler alınması gerektiğini vurgululanıyordu. 20 Ekim’de Domzale’den “emekli subaylar ve vatandaşlar”dan başka bir mektup geldi. Daha sonra konu iyice büyüdü, ta ki 1986’daki ZSMS-Kongersine alınan karar kadar. Az önceki Laibach alıntısından başka bir açıklama yapmayarak böyle bir polemikte yer almadı grup. Emekli subayların ilk mektupu 1986 yılının Nisan ayında “Kaertner’li partizanların protestosu” başlığı ile yayınlandı. Mektubu yazanlar, ZSMS kararından, Laibach’tan olduğu kadar provoke edilmiş hissetmişlerdi. Partizanlar, Laibach’ın tanınmasının Slovenya kültür ortamının atmış olduğu büyük bir adım olduğunun ve böylece faaliyetlerine gösterilen sınırlandırmaların kaldırılacağının bilincindeydiler.

1986 yılında yazılan mektuptaki en sağlam suçlama ise, Laibach’ın sadece alternatif ortamın provokatif grubu değil aynı zamanda Almanlaştırma hususunda tehditkar bir temsilcisi olduğunun ileri sürülmesidir. Mektupta: “Bu ismi kullanarak, diğer yerlerin Almanlaştırılmasına da sebep olabilirler – Assling, Trifail, Ch,ll, […] gibi kendilerine başka isim bulmayacaklarını ve Slovenya topraklarında Alman dilini kullanmaya zorlamayacaklarını kim garanti edebilir ki?” Almanlaştırma karşısındaki korkuyu tekrar canlandırmak.. Mektubu yazanın bakış açısında göre, Almanlaştırma tehdidi, Laibach’a karşı muhalif olma konusunda yeterli bir sebep oluşturuyordu.

Çok iyi organize edilmiş bu mektup kampanyaları Laibach’ın da dediği gibi “sistematik ideolojik saldırı” olarak adlandırılabilirdi. Mektupların çoğu genelde aynı gerekçeleri gösterip aynı suçlayıcı satırları içeriyordu. Aslında mektuplar grup ismi ile dolu bu süreci görselleştiriyordu.

1987 yılında, Laibach gösterilerine konulan yasağın kaldırılmasıyla, kampanya hızlandırıldı. SKPS (Slovenya’nın Kaertner’li partizanlar birliği) 21 Şubat’ta Delo’da yayımlanan “Almanlaştırılmış isim soykırımdır” başlığı altında bir mektup hazırladılar. Partizanlar tüm süreçte korktuğu Laibach’ın tanınması artık gerçekleşmişti. Aynı mektup 25 Şubat’ta Ljubljanski Dnevnik’te “Slovenya’nın kalbinde almanlaştırılmış isim” bölümünde ve 27 Şubat’ta ise und Komunist’te “Cevapsız protestolar” bölümünde yayımlandı. Bunlardan sonuncusu kampanyanın başka önemli bir açısına dikkat çekiyordu: Partizanların ve diğer emekli subayların ve bazı kültür sözcülerinin taleplerine bir kaç cevap verilmiş olsa bile, sorumlu olan sosyopolitik grupların ve organizasyonlardan herhangi bir cevap gelmiyordu. Tek remi tepki, yetkililerin sürekli tekrarladığı ismin uygun olmaması ve bu yüzden Laibach’ın kültürel faaliyet gösteren bir grup olarak kaydedilmeyeceği hususunu içeriyordu. Elbette ki SKPS, yazdığı mektupta bunun için minnettar olduklarını ifade ediyordu, ancak diğer yandan yetkililerin daha etkili ve yeterli tepki vermemelerinden dolayı da şikâyetçi olduklarını belirtiyordu bu yüzden de mektup kampanyasının zorunlu olduğunu savunuyordu. Laibach’a karşı organize bir saldırı propagandasının oluşturulmaması, partizan gruplarının bu konuda kendilerini sorumlu hissetmelerine yol açtı. Geliştirdikleri propagandada Laibach’ın yöntemiyle şaşırtıcı benzerlikler taşıyordu: Her iki taraf da tekrarın gücüne inanıyordu ve söylemlerinin rijitliğini ve şekilciliğini güzelleştirmekten kaçınıyorlardı. Bu esnada sayıları artan liberal Slovenayalı yetkililer, etkilenmiş ve hareketi pasifçe onaylayan, kendilerini partizanların yanında veya altında duracak “doğal” destekçiler olarak görmekten aciz veya isteksiz, tarafı oynuyordu.

Devlet tarafından devletin birimleri olmaksızın tartışmalar anlamsızdı. Laibach, kendine hassas bir totaliterizmin diktatörce özgürlüklerine dayanan ve anlaşmasız bir retorik yaratmıştı. Karşı çıkanlara sadece kendini yöneten plüralizmin normlarına dayanan anlaşmalara bırakmak kalıyordu. 1987 yılının ilk mektubu sanatçıların ve gençlerin saldırısını önlemek için alaycı bir dili tercih etmemişti: “Şunu vurgulamak isteriz ki, amacımız NSK’nın veya Laibach’ın müzikal veya teatral değerini yorumlamak değil. Yazımız sadece Almanca ismi ve Nazi sembolleri ile ilgilidir.” Benzer bir dil, bir yıl önce Partizanların yazdığı protesto mektubunda da kullanılmıştı: “Laibach’ın beş üyesinin kullandığı uluslararası etkiyle susmamıza izin verdik. Laibach grubunun sanatsal ve estetik uğraşılarına karışmıyoruz. Yine de Kaertner partizanları olarak, özgür Slovenya ulusunun kendi kimliğimizi ve ulusumuzu geliştirebilmek ve bağımsız kültürel bir hayat yaşayabilmemiz uğruna verilen kurbanlardan dolayı grubun bu isim altında kaydedilmesine karşı direneceğimize karar verdik.”

CEVAPSIZ ARAMA:

PARTİZANLARIN BAŞARISIZ İTİRAZI

Daha yeni jenerasyonun Laibach’a karşı tepkilerde boy göstermemesi, aslında ideolojik bir “aktarma hatası” olduğunu gösteriyor. Gençlik ve alternatif kültür sözcülerinin İkinci Dünya Savaşındaki olaylardan ve Slovenyalıların Avusturya ve İtalya’da yaşadığı sorunlardan haberdar olmalarına rağmen, bu faktörlerin Slovenya’daki kültür tercihleri veya kültür politiği adına varolmalarına izin vermiyorlardı. Almanlaştırma döneminin etkilerinden nasibini almamış kültür yapılanmaları henüz ikinci Yugoslavya ile aynı yaştaydı ve buna rağmen yeni jenerasyondan oluşan kültür aktivistleri, Laibach ve NSK’nın kullandığı almanlaştırılmış estetiğinin Slovenya kimliğine karşı geliştirilen bir tehdit olarak değil yaratıcı bir yenilenmenin kaynağı olarak görecek kapasitedeydi. Yugoslavya’nın belirlediği kültürel güvenlik, Slovenya kültürüne sözde yabancı ve savaştan beri karşı çıkılan germenizizmi yeniden konu etmesine izin veriyordu. Tam da bu nokta Jose Osterman tarafından da dile getirilmişti: Laibach’ın çalışmaları zevksiz ve istenmeyen unsurlar içerse de, grup, Slovenya sanatında nadiren rastlanan uluslararası başarı elde etmişti; Laibach Slovenya kültürü veya kimliği için herhangi bir tehdit değildi. “Germen olan” 80li yılların gençliği tarafından otomatikman tehdit olarak algılanmaktan çıkarılıp, Slovenya bağlamına daha az yabancı olan haliyle yeniden kodlanmıştı. Slovenya azınlıklarının argümanı çok da yerinde ve konuyla alakalı görülmedi, ancak daha az şekilci bir üslupla kesinlikle daha çok ilgi çekebilirdi. Kullanılan dil, gençlik tarafından sınırlı ideolojik statükoya entegre edilmiş bir eleman olarak görülüyordu. Buna karşılık, artık onay almış pozisyonundaki Laibach hak arayan taraf olarak cevap verebilirdi; grup, gerektiği kadar anlaşılmaz, yöresel ve keyfekeder davranmakta özgürdü.

NSB ve alternatif medyanın tüm bu toleransın tadını çıkardığı ve aynı zamanda daha çok destek görmeye başladığı ortam ve durum, emekli subayların kendi ideolojik haklarını savunmaya zorladı. Aynı Laibach’ın devlet yapısını terör yeri olarak belirlediği gibi, şimdi bu yeri NSB ve bağımsız teorisyenler almıştı ve daha eski jenerasyonların saygınlığına ihtiyaçları vardı. Çekişme sınırı bağımsızlığa geçişten önceki ve sonraki jenerasyonlar arasında yer alıyordu. Bu ara, 80’li yılların gençliği 70’li yılların başlarındaki temizlikten ve temizlik faaliyetlerinden sonra öğrenci protestolarını yürüten jenerasyona ait olan zorlanmış politik muhafazakarlardan yeterince uzaklaşmıştı. Partizanların jenerasyonu için bağımsızlıkla gelen yenilikler, toplumun progresifliğini yansıtıyordu. “Demokratikleşme” ve “Özerklik” gibi terimler, geç Yugoslavya sosyalizminin tipik sembolleriydi. Yalnızca NSB bile, bağımsızlığın retoriğini sadece batı liberal konularda savunmalarında değil diğer alanlarda da kullanmaya başladıktan sonra rahatsız edici bir güce dönüşmüştü.

Resmi bağımsızlık söylemi, Slovenya gençliğinin kültürel özelliklerin kabulü ve korunması konusundaki taleplerini öne sürüşlerinde kullandıkları dili oldukça anımsatıyordu. UNESCO 1972 yılında devletlerin kültür politikalarını tanıttıkları “Yugoslavya’daki kültür politiği” adı altında bir monografi yayımladı. Belge, Yugoslavya kültürü ile ilgili gayet liberal bir değerlendirme sunuyor:

 

“Tüm alanlardaki gelişme, kültürel alan dahil olmak üzere, devlet yönetimine ters düşmektedir. […] Bu politikanın amacı olan kültürün sosyalleşmesi, daha önce idari bütçeleme sisteminde yer alan hiö dış hem iç ilişkilerin dönüşümünü talep etmektedir. Tüm alanlardaki kamusal görevlerin “devletsizleştirilmesi” ve kültür yapılanmaları ve toplum arasındaki ilişkilerin demokratikleştirilmesi kadar kendi oluşumundaki ilişkilerin de demokratikleştirilmesi ile ilgili çok kapsamlı bir program içermektedir. Bu durum, yaratıcı güçlerin kendi aralarında özgürce rekabet imkanını, seçme kuralının uygulanmasını, bürokratik öznelciliğe dayalı ve onunla birlikte gelen kısıtlı değerlendirmelerden kurtuluşu, ve aynı zamanda toplumun kültürel ve sosyal gelişimindeki sorumluluğun bilincini sağlayan demokratik bir kültür klimasının oluşumunu ve gelişimini beraberinde getirir.”

 

Bu açıklama gerçi ne radikal Yugoslav sanatçıların tecrübeleri ne de Partizan jenerasyonunun manevi değerleriyle uyuşmuyordu. Ancak böylece Partizanlar, sert bir girişim bekledikleri sistemin değerlerini incitmemek için, kullandıkları dilde oynamalar/törpülemeler yapmaya zorlanıyordu. Yakınmaları, sanki sistemin tolerans gösterdiği kültürel özgürlüğünü tehdit ediyormuş havası yaratma tehlikesiyle yüzleşiyordu. Laibach gibi yıkıcı bir fenomen ile yüzleşmelerinde bile, protesto mektuplarını yazanlar, Laibach’ın kreatif çalışmalarına karışmadıklarını veya onları yargılamadıklarını sürekli olarak vurgulamaya çalışıyordu. Aksi takdirde, tutumları tam da Majstrovic’ın eleştirdiği ve Yugoslavya’daki kültür politikasının vazgeçeceğini vaad ettiği “öznelcilik” ve “kısıtlama”yı daha da desteklemiş olurdu. Emekli subaylar, topluca ve kamusal gerçekleşecek estetik bir yargılamanın yayımlanmasının, geriye yönelik bir adım olarak algılanabileceğinin bilincindeydi -ki bu durum da alternatif sektörü daha da yabancılaştırır ve tartışmayı daha da güçlendirirdi. Her ne kadar bağımsızlığın idealleri ile yaptıkları açıklamaları dobra ve samimi olsa da, Partizanlar, baskıcı bir tutum sergilemekten kaçmak için herşeyi denediler. Tüm çabalara rağmen, en temkinli tonla yazılmış mektupları bile, kültürel özerkliğe şiddetli bir karışmayı sunuyordu.

 

PARTİZANLARIN POLARİZASYONU VE SOSYAL MARJİNALLEŞMESİ

Laibach’ın tepkisi karşıtlarının karşısında haklılıklarını göstermeye yönelikti. Laibach, partizanların kendilerinin olduğunu düşündükleri, slovenliğin savunucusu rolünü üstlenmişti. Laibach’ın girişimlerindeki paradokslardan bir tanesi de, Slovenya ulusu için savaşan grup karşıtlarının söylemlerinin bir anda Laibach parodisine dönüşmüş gibi olmasıydı. Reddetmeyi hedefleyen punklardan farklı olarak, Laibach,  sözel ifade biçiminde sansür kodlarını o kadar çok kullanıyorlardı ki artık bu kodları karşıtları karşısında rahatlıkla kullanabilir duruma gelmişlerdi. Laibach, 1982 yılının Eylül ayında Ljubljana’da gerçekleşen Novi-Rock festivalinde sahneye çıktığında, konser introsu olarak protesto mektuplarından bir tanesi okunmaya başlandı: “Mümkün mü? Ljubljana’da, ilk Kahramanlar Kentinde, genç bir grubun, şu yerle ilgili anılar uyandırmasına izin verilmesi mümkün mü?  Laibach!”

Konserdeki Anti-Laibach söylemi olan “sampling”in, Laibach’ın provokasyon ve kendilerine karşı yöneltilen söylem ile nasıl bağlantı kurduğunu gösteriyor. Bu tutumla ideolojik bir baskı mekanizmasının duruşuna ulaşarak, diğerlerinin de onayını alıyordu.  Daha da ileriye gidilirse –ve Laibach’a karşı gelen görüşleri zorlayarak– grubun sahip olduğu bilinçten kaynaklanan bu durum taktiksel bir düşünce sürecine girdi veya çelişkili bir tutum sergilemeye sebep oldu. Bir aşamaya kadar rejimler yapısal anlamda, onlar tarafından ortaya çıkan muhalefetler tarafından belirlenir ve açıkça “rejim muhalif” olan bir tutum sergilemek statükotu güçlendirebilir. Laibach, sınırlı veya ters etki yaratabilecek sonuçlarla hareket eden bu tarz bipolar bir tutumun ne anlama geldiğini biliyordu.

Slovenyalı yetkililerin Laibach’ı yargılaması, hiç bir zaman kamusal kızgınlık, rahatız edici anıların canlanması ve çalışmalarındaki “anarşist umutsuzluk”tan öteye gitmedi. Mektubu yazanlar, bolca, alınan önlemlerin yetersiz olduğu eleştirisine de değindiler. Mektuptaki protestolar sadece isim konusuna ve grubun genel estetiğine değil, tüm alternatif kültüre, yani “öteki Slovenyalı”ya da değiniyordu.

Laibach, genel anlamda aşırı bir toleransın oluşumunda faydalı olacağına inanan alternatif ve genç kültür enstitüleri tarafından destek görüyordu. Alternatif kültürün politik karar merciileri başlangıç döneminden itibaren Laibach’a yöneltilen baskıcı kinin kendilerine de yönelebileceğini biliyordu. “Sıradaki”lerin kendileri olabileceklerini biliyorlardı -ki bu da Laibach’ın isim hakkı olsun veya eşcinsellerin hakları olsun direnişlerde boy göstermelerini iyice güçlendiriyordu. Erjavec ve Grzinic’in konuyla ilgili açıklaması şu şekildedir: “LAIBACH’ın Slovenya kültürüne getirdiği yöntem, mevcut “doğal” değerlerin ve rütüellerin doğalsızlaştırılması olarak adlandırılabilir. Eşitlik ve ötelik arasında oluşturdukları radikal tezatın Slovenya halkı LAIBACH için ya da LAIBACH’a karşı bir tavır alarak polarize olmuştu. Tepkilerinin doğası Slovenya toplumunun çoğullaştırma derecesini beliginleştiriyordu.”

SKUC-Forum başkanı Pavle Gantar 21 Haziran 1986 tarihinde, Partizanların Nisan ve Mayıs ayında Delo’da yayımlanan mektubuna cevap verdi. Slovenya kimliği için sürdürülen çelişkili tartışmadan kaçmak yerine, aksine, konuyu iyice ele alıp Slovenya’nın özgür kültürel ifadesini savunmak için kullandı: Tüm bu karşı görüşlerin savunucuları geçen yüzyıl boyunca (hatta daha uzun bir süredir) ulusal bilincin daha sorunsuz geliştiğini gösterebildikleri takdirde, Laibach’ın sözde ulusal savaşı incitmeye yönelik faaliyetler üzerinden karakterize edilmiş bu argümanların ve savunmaların geçersiz olduğunu söylemektedir. Bu açıklama, Slovenya kültürünün 19. Yüzyılın ikinci yarısında tehlike altında olduğunu ancak Laibach gibi bir fenomenle baş edebilecek kadar yeterince oturduğunu ifade etmektedir. Gantar, Kaertner Slovenyalıların sorunlarını elbette kabul ederken, diğer yandan Slovenya’daki baskı gören başka bir alan için kötüye kullanılmasını da trajedi olarak tanımlamaktadır. “Bu yüzden, özellikle de bizden daha farklı düşünenleri, demokratik bir bilince yönelmelerini ve kimliklerinin de parçası olan grubun ismini tanımalarını davet ediyoruz.  […] Toplumun da bize öğrettiği gibi, bir isim verilebilir ancak geri alınamaz.”

Özellikle de son cümle, Avusturya ve İtalya’daki Slovenyalıların hala Slovenlikten uzaklaştırma girişimlerinin devam etmesini ima etmesi açısından, dikkat çekicidir. Gantar ve diğerlerinin Laibach’ın tanınması için verdikleri mücadele, grubun sadece Laibach adı altında sahne almasının hakkının elde edilmesine yönelik değil, aynı zamanda grubun varoluşunu ve Slovenya toplumunda provokatif oluşumların sağlanması içindi de.

 

SONUÇLAR

İsim tartışması çoktandır söndü ve Ljubljana “Laibach” ile hem işgal dönemi zamanı hem de sanat konularıyla ilintili olarak geri dönüşü olmaksızın eridi. Ljubljana’yı, Laibach isminden dolayı ziyaret eden turist sayısı gün geçtikçe artıyor. 90’lı yıllarda turistik standlarda ulusal idol olan şair Preseren heykelciklerinin yanında Laibach kartpostalları satılıyordu. 2010 baharında Tivoli şatosunda gerçekleşen Laibach sanat sergisi için şatonun cephesine devasa siyah bir haç yansıtıldı. Böylece Laibachlaşımı temsil eden en büyük görsel şekil oluşturulmuş oldu. Tuhaf gelebilir ancak Ljubljana, gölgesi olan Laibach sayesinde daha da ünlenmişti.

Kentin sembolik edinimi, Laibach’ın sürekli politik etkisini değil, aynı zamanda Laibach’ın yaşadığı jeopolitik ve ideolojik yönün kaymasını da gösterir. Yugoslav cumhuriyet başkentinden yola çıkıp, laibachlaşmış merkezden post-Yugo-Slav ülke başkentine ( ve NSK-devletinin evi) dönüşüm, Laibach’ın 80’li yıllarda öngördüğü jeopolitik bir yer değiştirmedir. 80’li yıllardaki karışıklıklar, 90’lı yılların kültürel ve jeopolitik kaymalarını ve değişimlerini önceden gösterebildiyse de, Slovenya’nın Orta Avrupa’ya yaslanmış olması, Laibach’ın spesifik politik bir amacı olduğu anlamına gelmez –hiç bir Laibach aksiyonu paradoxsuz değildir. Şu da söylenmeli ki, Laibach ve diğer NSK grupları eski Yugoslavya ve diğer doğu blok ülkeleri ile iletişimini sürdürmektedir. 80’li yıllarda, Slovenya toplumunun bir kısmı, Slovenya kimliğindeki ve kültüründeki Alman taraflarını unutmaya çalışırken veya onları yalanlarken, 90’lı yıllarda bu çabalara analog olarak Yugoslavya ile olan bağlantıları da reddetmeye çalışıyordu. Laibach her iki döneme de karışıp “gölgesiz”, tarihi temizlenmiş ve iyileştirilmiş ulusal kendi kendine anlatımları bozdu.

 

 

LAIBACH

1980 yılında Yugoslavya lideri Mareşal Josip Broz Tito (1892-1980) 30 yılı aşkın istikrarlı yönetiminden sonra hayatını kaybetti. Hemen ardından aynı yıl içerisinde 1 Haziran tarihinde Ljubljana dışında kalan küçük bir kömür madenci kasabası olan Trbovlje’de Laibach grubu kuruldu. Laibach ismi, son olarak İkinci Dünya Savaşı esnasında Ljubljana, Alman işgali altındayken kullanılmıştı. Eylül ayında, Laibach’ın Trbovlje İşçiler Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan ilk konseri ve sergisi “Red Districts” yasaklanarak iptal edildi. Etkinlik, kentin o zamanki politik yapılanmasındaki çarpıcı çelişkileri vurgulamak amacıyla düzenlenecekti ancak yetkililer en başta kullanılan semboller olmak üzere etkinliğe karşı çıktılar. Laibach’ın ilk defa medyada görünmesi, Mladina dergisinde çıkan makale ile gerçekleşti.

1981

Askeriye büyükçe etkinliklere engel olmasına rağmen Haziran 1981’de Belgrad Öğrenci Kültür Merkezi’nde Laibach’ın çalışmalarını konu alan bir sergi açıldı. Gösterimde resimler, grafik çalışmaları, makaleler ve Laibach’ın daha önceden teybe kaydedilmiş müziklerinin sunumu yer alıyordu. Kasım ayında Slovenya ve Sırp medyaları, bir grup Slovenyalı gencin NS sembolleriyle yakalandığından bahsediyordu. Bunun üzerine, nasyonal sosyalist oluşumlara karşı polis ve medya kampanyaları düzenlendi.

1982

12 Ocak 1982’de Ljubljana’da FV 112/15 Club’ta yer alan bir sergi esnasında ilk defa konser verdi. Bunu 2 Nisan’da Zagreb’te Lapidarij Club’ta verdikleri konser takip etti. Hemen ardından 18 Mayıs’ta Belgrad’ta verdikten sonra 10 Eylül’de New Rock festivalinde sahne aldılar. Bu üç etkinlik, Ljubljana-Zagreb-Belgrad CD albümlerinin ana malzemesini oluşturuyor aynı zamanda. Laibach’ın alt grubu Dreihundert Tausend Verschiedene Krawalle 28 Nisan’da Ljubljana Öğrenci Kültür Merkezi’nde düzenlenen resim ve grafik sanatları sergisi esnasında sahne aldı. Laibach, önceleri kayıtlarını küçük çaplı ekipmanlarla yapıyordu. İlk defa 12 Temmuz’da dört parçalarını stüdyoda kaydettiler. Bu parçalar Smrt za smrt, Drzava (Ljubljana-Zagreb-Beograd albümünden bir parça), Jaruzelsky ve Zmagoslavje volje’ydi. 23 Kasım’da Laibach – Uzun bıçakların gecesi (Night of the long knives)– isimli başka bir sergi düzenledi. Bu sergiye Laibach’ın diğer alt grubu olan Germania’nın kayıtları da dahildi. Tomaz Hostnik Laibach ile en son 11 Aralık’ta Zagreb’teki Mosa Pijade Salonunda sahne aldı.  Konser, Zagreb polisi ve ordu subayları tarafından soruşturuldu. Daha sonra 21 Aralık’ta Tomaz kendini asmış olarak bulundu. Cenazesi 23 Aralık’ta kaldırıldı. December 23rd 1982. Tomaz’ın grup üzerindeki etkisi bugün halen devam eder.

1983

Sert militarist bir imaj sergileyen Laibach, 1983 yılında imajını kazınmış kafalar, askeri giysiler vs ile yeni bir boyuta taşıdı.  6 Mart 1983, Zagreb’te Poriseni Mediji Galeri’de bir sergi düzenlemek üzere geri döndü. Galerinin yönetimi, Laibach’ın bazı sergi parçalarının kaldırılmasını isteyip Laibach bu talebi reddettiğinde, sergiyi kapattı. Bir sonraki ayda Laibach, İngiliz grup Last Few Days ile birlikte bir kaset çıkardı. Bu iki grup başka bir İngiliz grup olan 23 Skidoo ile birlikte 23 Nisan’da Zagreb’teki Müzik Bienali’nde gece boyu süren bir konser verdiler, ta ki sabah saat 5’te polis gelip konseri sonlandırana kadar. Konseri denetleyen bir askeri subay, Laibach’ın film kolajlarını ve sembollerin kullanımını uygun görmedi. Festival organizatörü de Laibach’ı resmen kınadı ve, aslında oluşabilecek herhangi bir zarardan kaçarak,  bir sonraki festivalde rock müziğinin yer almayacağını ilan etti. Konserde bulunan bir kişi Laibach konseri esnasında göz korkutucu unsuru olan el fenerlerinin karanlıktaki izleyiciye tutulmasını tarif etti.  Toplama kamplarından görüntüler ve filmler, bağıran Nazi subayları, havlayan bekçi köpekleri ve diğer fazla gürültülü sesler, muhtemelen sirenler; bu sesler yarım saatten fazla sürünce, kalabalığın büyük bir kısmı biraz şaşırdı ve tedirgin oldu. Mayıs ayında, Laibach RTV Ljubljana çıkması planlanan ilk albüm Nebro Zari (Gökyüzü alevleniyor) için sözleşme imzaladılar, ancak bir sonraki etkinlik, RTV Ljubljana’nın sözleşmeyi feshetmesi kararında büyük bir rol oynadı.   Grup, 23 Haziran’da, ağırlıklı olarak ana haber bülteni ve siyasi program yayını yapan Sloven kanal TV Tednik’te ilk defa ekranlara çıktı. Spiker Jure Pengov ile röportaj yaptılar. Grup elemanlarının üzerinde Nazi subaylarının giysilerine benzerleri, kollarında ise Malevich hacı vardı.  Arkalarında ise üzerine Laibach basılmış Nürnberg toplamaları bulunuyordu. Laibach “Documents of Oppression” ile ilgili sayıp döküyordu. Röportajın sonunda Pengov, grup üyelerini insanların düşmanı olarak damgaladı ve vatandaşlara dönerek, bu grubu artık durdurup yok etmeleri gerektiğini söyledi. Röportaj genel anlamda provokasyondan öteye geçemeyip diğer yandan Laibach’ın kendini toplum önünde savunması için de fırsat verilmiyordu. Bunu toplumda görünme ve Laibach isminin kullanılması ile ilgili idari/siyasi yasaklar takip etti, özellikle Slovenya’da. Şubat 1987’ye kadar grup kendi ismi altında Ljubljana’da konser veremedi. Yetkililer, bürokrası anlamında da iyice sert önlemler başladığından dolayı, grup Avrupa’ya çıkmak için yurtiçinde oldukça büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı.  Last Few Days grubu ile birlikte 8 ülke, 16 şehir olmak üzere 17 konserden oluşan Occupied Europe Tour 1983 turunu düzenlediler. Tur aslında Belgrad ve Ljubljana’da gercekleşecek olan 2 konserle başlayacaktı, ancak ikisi de iptal edildikten sonra ilk konser 1 Kasım’da Viyana’da Arena Club’ta gerçekleşti ve sonuncu konser 23 Aralık’ta Londra’da Diorama’da verildi. Çekoslavakya’daki iki konser ise ülkeye girişlerinin engellenmesiyle iptal edildi. Tur özellikle Polonya’da coşkulu bir şekilde karşılandı. Grup oradayken, dayanışma gruplarının birlikteliği yaşandı ve Laibach kültür ataşkesiyle Yugoslav konsolosluğuna çağırıldı, Polonyalı tur organizatörleri onları Auschwitz’e davet etti, Varşova konserinin ardından izleyicilerin de katıldığı bir basın toplantısı düzenlendi, Laibach’ın komünist bir grup olduğundan emin bir şekilde onları çevrelediler. Amsterdam’da N.L. Centrum’daki konser Staal Tape tarafından 1984 yılında Through the Occupied Netherlands adı altında yayınlandı. Bu teyp aynı zamanda 30 Kasım’da kaydedilmiş bir ses tablası kaydını da içeriyor.

1984

NSK’nın kurulduğu yıldır. Turne  esnasında Laibach, Belçikalı şirket L.A.Y.L.A.H. ile Laibach’ın ilk albümünü yayınlamak üzere bir sözleşme imzaladı. Boji/Sila/Brat Moj 1984 yılının Şubat ayında çıktı. Trax International adında İtalyan plak şirketi, kendi ülkelerine yeni ulusal marşı bestelemiş dünyanın her yerinden gelen grupların bulunduğu toplama bir kaset yayınladı. Laibach, marşın ismi Hej Slovani olmasına rağmen, Yugoslavya’yı temsil ediyordu. Mart ayında Laibach, Cherry Red Records’un doğu batı kısmındaki plak şirketi ile sözleşme imzaladı. Sözleşme imzalanmadan önce, plak şirketi patronu Iain McNay’e, grubun politik manifestosunu açıklayan 11 sayfalık bir metin okutuldu. Mayıs ayında Laibach’ın ikinci albümü Panorama çıktı. Grup sadece bir tane resmi konser verdi (6 Haziran, Belgrad SKC) ve bir yığın da sergi düzenledi. Temmuz ayında Start isimli Zagreb dergisi, “alternatif sahnede faşizm” başlığı altında bir makale yayımladı.

Grup, Tomaz Hostnik’in anısına bir konser vermek için çok istekliydi, ancak Slovenya’nın siyasi yetkilileri Ljubljana şehrini,  grubun toplum içinde görünmesinin engellenmesi için daha öncesinden resmen uyarmıştı.  Grup, Tomaz’ın anısına düzenleyecekleri konseri 2. ölüm yıl döneminde vermeye karar verdi, fakat bu konseri Laibach ismine uzantı olmaksızın düzenlemeleri gerekiyordu. Gece boyunca üzerinde Laibach’ı simgeleyen siyah haç ve Malci Belic Hall ismini simgeleyen M.B. harflerinin bulunduğu posterler asıldı Ljubljana çevresinde. Radyodan yapılan anonslar, grubun ismini duyurmaya engel oldular, zaten dinleyiciler, arka fondan gelen kısa seslerden hangi gruptan bahsedildiğini tahmin edebiliyordu. Bu iş olmuştu ve kısa konser tamamıyla bir başarıydı. 1986’da Side Effects’ten çıkan M.B. December 21 1984 isimli CD albümünde bu kısa konserden kaydedilmiş 4 parça ve The Occupied Europe Tour 1985 isimli plaktan bir kaç eser yer alıyor.

Laibach, Irwin ve Scipion Nasice bir araya gelerek Neue Slowenische Kunst’u kurdular (Yeni Slovenya Sanatı). Bu gruplar daha önce tanışıyordu ve bazıları da arkadaştı. Kolektif enerjiyi kullanmak ğzere bir araya gelmeye karar verdiler kısa bir süre içerisinde. NSK’nın posterler, kitap kapakları, plak kapları gibi diğer tasarım konularına karşılık verebilecek başka gruplar oluştu, Noviz Kolektivizem  (Yeni kolektivizim) gibi.  NSK yapılanması üzerinden, Yugoslavya’nın yüzeyine çıkan nasyonalist tutkuya hitap etmeye başladılar. NSK o zamandan bugüne dek büyüdü ve önemini korudu. Bu ise 1984 yılında tahmin edilmesi oldukça zor bir şey olurdu herhalde.

1985

18 Şubat 1985’te Laibach Berlin Atonal Festivali’nde sahne aldı. Milan yüzünü ve ellerini altın renkle boyadı -ki bu da sahne ışıklandırması ile birlikte oldukça gösterişli bir görünüm oluşturuyordu. Bu konserden kaydedilen iki parça ile birlikte 26 Nisan’da Zagreb’te Kulusic Salonunda verilen konserden kaydedilen 3 parça daha CD albümü M.B. December 21 1984’te yer alıyor. Ertesi gün 27 Nisan’da Laibach’ın ilk albümü Yugoslavya’da Sloven plak şirketi Ropot tarafından çıktı. Albümün şimdiki ismi Laibach, ancak albüm çıktığında, ismin yayınlamamasından dolayı, albümün hangi gruba ait olduğu albüm kapağındaki tipik Laibach tasarımından anlamak gerekiyordu. Bir sonraki ay içinde çift LP Rekapitulacija 1980-1984 bir Alman plak şirketi olan Walter Ulbricht Schallfolien tarafından yayınlandı. 15 Haziran’da Laibach Neue Konservativ festivalinde yer aldı. Konser kaydedildi ve festivalden sonra yarı resmi bir şekilde yayınlandı. Kaydedilmiş bazı parçalar aynı zamanda Occupied Europe Tour 1985 plağında da yer alıyor. Bir hafta sonra Laibach Hollanda’daki kısa konser Occupied Europe Tour 1985 turunu başlattı. Tur esnasında bir konser Posthorn’da kilisede kaydedildi ve daha sonra Staal Tape tarafından Ein Schauspieler adı altında yayınlandı.  Bir başka konser ise ertesi gün Hertogenbosch’ta Hell Hall’da kaydedildi ve V2 tarafından Life in Hell ismiyle yayınlandı. Tur, Bloombury festivalinde 2 konser daha vermek üzere Londra’da devam etti. Diorama 1983’ten beri Londra’daki ilk konserler barajın altındaydı. Hatta izleyicilerden bir kaç tanesi sahneye mermi de atmıştı gruba tepki olarak. Ancak bu sefer Londra izleyicisi konsere daha hazırlıklıydı ve kayıtlar Occupied Europe Tour 1985 LP’si için bile kullanılabildi. 1983’ten sonra Laibach, giderek İngiliz ve Avrupa müzik basınının ilgisini çekiyordu, fakat Laibach öncelikle herhangi bir röportajdan kaçınıyordu. Basın ise bilgiyi Laibach ile iletişimde olan kişilerden toplamak zorunda kalıyordu, 23 Skidoo ve Last Few Days grup elemanları gibi.  En sonunda Laibach röportaj yapmayı kabul etti ancak sadece anket şeklinde olanları, soruları ise müzik dergisi okuyanlarını uçuracak şekilde Lacan edasıyla cevaplıyorlardı. Bazı gazeteciler Laibach ve NSK’dan o kadar etkilendi ki, bazı projelerde yer aldılar. İngiliz gazeteci yazar Biba Kopf Laibach/NSK filmlerinde yer aldı; ayrıca 1994 yılında Mute Records’tan çıkan Trans Slovenia Express CD’sinin albüm kabı giriş yazısını yazdı. Diğer bir İngiliz gazeteci Chris Bohn ise daha da öteye giderek Jesus Christ Superstars albümü çalışmalarında yerini aldı. Aynı zamanda Laibach filmi Bravo’nun senaryosunu da yazdı.  Kasım ayında Uber Dem Deutschland – Die Erste Bombardierung German turuna başladılar Münih Arena Hall’de. Bu turun tam da ortasında Cherry Red Records Die Liebe’yi çıkardı. Laibach Almanya turunu 6 Aralık’da Köln’de sonlandırarak Zagreb’e Das Ist Kunst konseri için devam ettiler, ancak konser, yönetimin programa fazlaca sansür koyması sebebiyle iptal edildi.  Ertesi gün, ayın 9’unda Belgrad’da başka bir performans gerçekleşti ancak Laibach posterlerine izin verilmedi.

1986

6 Şubat’ta Theatre of Scipion Nasice, Krst Pod Triglavom (Triglav altında vaftiz) gösterisinin galasını yaptı. NSK’nın en büyük projelerinden bir tanesi oldu. Projede 250den fazla kişi çalıştı ve devlet destekli kültür merkezleri tarafından finanse edilip sahnelendi. Yaklaşık 25 000 kişi tarafından izlendi. Londra Uluslararası Tiyatro Festivali (LIFT) gösteriyi Londra’ya getirmeyi amaçlıyordu ancak Scipion Nasice 1987 yılında dağılacaklarını söyleyerek -ki o ara Red Pilot’u kurma çalışmaları içerisindeydiler) bu teklifi reddetti.  Vaftiz, son Sloven pagan lider ile işgalci Alman katolikler arasında geçen savaştır. Diyalog yerine Laibach’ın müziği kullanıldı. Diğer NSK üyeleri set, oyunculuk ve reji konularında katkıda bulundular. Vaftiz galasından 2 gün sonra Cherry Red Records’tan Nova Akropola çıktı. Bir sonraki albüm için Laibach Mute Records ile sözleşme imzaladı. 15 Mart’ta Laibach Bordeaux’daki D.M.A.2. festivalinde yer aldı, konser kayıtları ise Le Reseau’dan çıkan Divergences isimli kasette yer aldı. Laibach’ın yanı sıra, Hunting Lodge Gerechtigkeits Liga ve Lustmord’un da eşlik ettiği tematik toplama albüm olan Vhutemas Archetypi’yi hazırladı Greame Revell of SPK. Novi Kolektivizem tasarımın büyük bir bölümünü yönetti. O aralar, Laibach ve Greame birçok küçük projeler içinde yer aldı. Greame, Life is Life’in B-side’ı olan Germania isimli parçasının hazırlanmasında yardımcı oldu. Aynı zamanda Occupied Europe Tour 1985 LP’sinde yer alan Londra konseri kayıtlarının çalışmalarını tamamladı, bu plak ise Side Effects Records tarafından 16 Nisan’da çıktı. Yeni Soven sanatına katkılarından dolayı ve çalışmaların takdiri adına Slovenya Sosyalist Gençlik Birliği, NSK’ya Golden Bird Prize ödülünü verdi. 5 Haziran’da Laibach, ilk İngiltere turuna çıktı. 9 Haziran’da Londra’nın dışında kalan Manchester’da Boardwalk Club’ta verilen ilk konserde yaklaşık yarım saat boyunca dinleyiciyi Alman koro müziğine boğdular, daha sonrasında ise sahneye ahşap kıyıcısını kullandılar. Kısa turun sonunda, John Peel Laibach’ı bir John Peel Session kaydını gerçekleştirmek üzere radyoda çağırdı. Burada ise Krst, Fertile Land ve Life is Life kaydedildi -ki bu kayıt bir sonraki yıl çıkacak olan Single’dan çok daha farklı olmuştu. Laibach’ın profili büyük ölçüde ilerlemişti ve Yugoslavya’dan çıkan en başarılı grup haline gelmişti, bu da Laibach’ı daha iyi önerilerle arayanların sayısını arttırmıştı.

İngiliz dansçı Michael Clark, dansını daha dehşet hale getirecek daha agresif bir müzik arıyordu. Laibach bu arayışı mükemmel bir şekilde karşılayabiliyordu. Laibach’ın müziği, Clark’ın dans grubunu daha güçlü bir şekilde sergilemesini sağlayabilecekti. Eylül ayında Laibach, Michael Clark and Company ile birlikte No Fire Escape in Hell’de 15 performans gerçekleştirdi.  Laibach, Opus Dei albümü üzerinde çalışmak üzere Ljubljana’ya geri döndü, kayıtlara Kasım ayında, mix çalışmalarına ise bir sonraki ay başlandı.

1987

Mute Records 20 Ocak tarihinde Geburt Einer Nation albümünü yayınladı. Albümde Queen’in One Vision’ını tamamen Alman askeri marşının vahşetini yansıtan bir parçaya dönüştürdükleri bir cover çalışması ve sanki Triumph of the Will’den (bir NS propaganda filmidir) çıkmış gibi bir promosyon klibi yer alıyor. Laibach’ın yeni üniforması Drittes Reich stiline oldukça benziyordu artık.  Şimdiye kadar Laibach Batı’da komünist ve hatta Stalinist olarak bilinirken, birden Nazi görünümü sergiliyordu. Bir sonraki albüm olan Opus Dei bir sonraki ay çıktı.  Albümün iç kabında bulunun büyük svastikadan dolayı daha önceki albümlerine kıyasla çok daha fazla tepki topladı, ta ki daha sonra daha zeki bir gözlemci bu işaretin bir svastika değil de, ünlü Alman anti-nazi fotomontaj sanatçısı John Haeartfield’in bir çalışması olduğunu açıklayana kadar. Laibach’ın üniforması artık geleneksel Sloven avcı giysisine benzemişti. Alman üniformasına olan benzeriği de, Slovenya’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na dahil olduğu dönemi hatırlatıyordu. Laibach, Batı ülkelerinde çıkış sağlarken, diğer yandan Yugoslavya’da tam da ters yönde tepkilerle karşılaşıyordu. Aslında tüm otoriteler şu anda Laibach’ı tamamen silebilirlerdi, ancak gruba nasıl tepki vermeleri gerektiğini bir türlü çözememişlerdi. Çünkü Laibach kendisini devletin yeti konusundaki çabasının da önüne geçen totaliter bir organizma olarak ortaya koyuyordu, çalışmaları nasyonal sosyalist ve sosyalist realist elemanlarının karışımından oluşuyordu. Grup hakkında öyle ya da böyle herhangi bir yorum yapmak oldukça zordu ve Laibach bir paradoks ustasıydı. Slovenya, Yugoslavya’nın en liberal ülkesi olduğu düşünülmesine rağmen, grup üzerine en çok giden olmuştu. Fakat Yugoslavya’daki merkezi olmayan sistem, gruba başka bir ülkede başarılı olması için şans tanımıştı. Yugoslavya’nın bazı bölümlerinde -Bosna Hersek gibi- grup kesinlikle yasaklanmıştı. Nihayet Slovenya’da Laibach’ın yaşadığı siyasi zorluklar sona eriyordu. Bu çözülme 1986’da, Youth League grubu desteklemesiyle ve Laibach’ın 5 Nisan’da Gorica’ya yakın Hum’da Bloody Ground-Fertile Soil konserini vermesine izin verilmesiyle başladı. Bu ise, Laibach’ın 1983’ten beri Slovenya’da verdiği ilk konserdi. 17 Şubat 1987 tarihinde Ljubljana Pionirski Dom’da ilk resmi konserlerini verdiler. 16 Mart’ta Viyana’da United States of Europe turuna başladılar, Nisan’da ise İngiltereye geçip burada da 4 konser verdiler.  İngiltere’de bulundukları zaman içinde başka bir Peel Session’a daha katıldılar ve 3 parça kaydettiler: Leben-Tod, Trans-national ve Ti Ki Izzivas. 1 Mayıs’ta ikinci Yugoslav plağı olan Slovenska Akropola çıkmış oldu, plak kabında Laibach yazıyordu ve 1920 yıllarında Joze Plecnik tarafından tasarlanmış olan Slovenya meclisinin krokisi yer alıyordu. Yugoslavya’nın Gençlik Günü 25 Mayıs’ta kutlanıyor, bu tarih aynı zamanda son başbakan Tito’nun da doğum günüdür. Daha öncesinde, Novi Kolektivizem kutlamanın posterini hazırlamak üzere yarışmaya katılmıştı. Çalışmanın esası Richard Klein’ın 50’li yılların başlarındaki Naziler için yapılmış  “The Third Reich” çalışmasına dayanıyordu.  Nazi posterinde elinde meşalesiyle marş şeklinde yürüyen üstü çıplak ari bir genç vardı. Arkasındaki nazi bayrağı, Yugoslav bayrağı ile değiştirilmişti, meşaleyi flu halde görünen Sloven meclisine ve kartal da barış sembolü olan beyaz bir güvercine dönüştürülüp başka ufak değişikliklerle posteri tamamlamışlardı, ama aslında Nazi posterinin aynısıydı. Poster yarışmaya sunuldu ve birinci sırayı aldı. Poster gazetede yer alınca, okuyuculardan bir tanesi, tüm bu benzerliklere değindi ve yetkililer büyük bir utançla ödülü hemen ikinci sırada yer alana verdiler. NSK’nın çalışmaları genellikle faşizmi, komünizmi ve dini aynı totalitarizmin farklı yansımalarıyla ortaya koyuyordu. Sloven yetkilileri poster hakkında fazla yorum yapmadılar ancak Novi Kolektivizem üyelerinin tutuklanması hakkındaki talepleri reddetti. 6 Mayıs’ta Laibach,  No Fire Escape in Hell’da Michael Clark and Company ile sekiz performans gerçekleştirmek üzere İngiltere’ye gitti. Tüm NSK Amsterdam’daki Cultural Metropolis of Europe festivaline davet edildi Temmuz ayında 1987’de, burada Laibach Paradisco Hall’da konser verdi. Opus Dei’in ikinci Single’ı olan Life is Life çıktı 21 Temmuz’da.  Geburt Einer Nation kadar sert olmasa da, Laibach’ın bir Nazi grubu olduğunu düşünen bazı neo faşistler için favori albüm olmuştu. Bir kaç yıl boyunca konserlerde, bu parçanın bazı kısımlarında, izleyiciler arasında oluşan ufak kitleler Nazi selamını vermişti. Tanıtıcı videoda da görüntüler sanki 30’lu yılların Almanya’sından alınmış gibiydi. Hatta Geburt Einer Nation ile birlikte, bu Life is Life klibi de Amerika’da yasaklanmıştı.  Laibach’ın Amerika’da turneye çıkması yasaklanmıştı, bunun sebebi ise, bazı yetkililerin Laibach’ın komünist olduğu şüphesinde olmalarıydı. Eylül ayında Laibach, Michael Clark and Company ile Los Angeles Festivalinde sahne almak üzere Amerika’ya giriş yaptı.  Laibach bu esnada bir bölümü Amerika’da diğer bölümü ise Almanya’da Macbeth için sahne alabilmek üzere ikiye bölünmüştü.  Deutsches Schauspielhaus’ta Shakespeare oyununun müzikalinde yer almak için görevlendirilmişlerdi.  Los Angeles’taki gösteriden sonra, Michael Clark sahnesini Belgrad’a bir festivale taşıdı ancak Laibach’sız sahne almak zorundaydı, zira Laibach sansürlüydü bu ülkede.  12 Kasım’da, 1983 yılında Laibach’ın çıkış albümünü iptal eden Ljubljana ZKP RTV, Opus Dei albümünü çıkardı. 2 gün sonra ise, iki bağımsız plak şirketi olan Walter Ulbricht ve Sub Rosa, LP Krst Pod Triglavom’u yayınladılar.  Fransa’da gittikleri Trans Musical Festival’deki ön konserleri esnasında verdikleri konferansta Yahudi lobisini, videolarını Amerika’da göstermemekle eleştirerek suçladılar. Laibach, seneyi Almanya’da 20 Aralık’ta Stuttgart’ta başlayıp 27 Aralık’ta Bielefeld’de biten ufak bir turneyle sonlandırdılar.

1988

Laibach bir sonraki albümleri olan Let It Be ve Sympathy For the Devil Laibach projesi için çalışmalara başlar. N.L. Centrum/Play It Again Sam tarafından 4 Mart tarihinde yayınlanan tematik toplama çalışması için iki parça ile (Ein Schauspieler albümünde de bulunan) katkıda bulundular. Tekrar Mart ayında Divergences Festivali’nde (Bordeaux) sahne aldılar. 4 Haziran’da Wiener Festwoche Festivali’ne katıldılar. Nihayet, 24 ve 25 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek N.Y. Sanat Festivali’nde Amerika’daki ilk solo konserleri için izin alırlar. Festival New York’ta, The Kitchen’da gerçekleşir. Konserin sonunda, izleyicinin tepkisini almak üzere bir kaç röportaj gerçekleştirildi. İzleyicilerden bir tanesi gayet kızgınca, Laibach’ın sanat sömürücüleri olduğu yönünde açıklama getirdiği açıklandı, bu görüntüler ve tepkiler Bravo isimli filmde de görülebilir. Ağustos ayında, BBC’de yayınlanan Rough Guide to Europe programının Ljubljana tanıtımında, Laibach ve NSK’ya kapsamlı bir yer ayrıldı.  Geburt Einer Nation klibi gösterilirken, Laibach’ın İngiltere’de büyük bir Ulusal Ordu tarafından takip edildiğine değinildi, ancak yayın yasal tepkilerle tehdit edildikten sonra, bu yorum yayının tekrarında kaldırıldı. Yayın aslında İngiliz izleyicilere, Yugoslavya’nın nasıl parçalandığı ile ilgili biraz olsun bir fikir vermiş oldu, yayında Mladina yazarları konusu ile ilgili de bir rapor içeriyordu. Mladina dergisi 1943’te kurulmuştu ve Slovenya’daki Genç Komünist Organizasyon’u tarafından hazırlanıyordu. Savaştan sonra, Slovenya Sosyalist Gençlik Birliği olarak varlığını devam ettirdi. Tito’nun ölümünden kısa bir süre sonra, rejimi gittikçe daha da eleştirerek muhaliflerin sesi yerine geçmişlerdi. 1988’de askerin dokunulmazlığına laf ederek biraz ileri gitmiş oldular, özetle savunma bakanı ve ordu komutanları, bu birliğin kaldırılmasına karar verdiler. Mladina dergisinin üç yazarı, bunlardan bir tanesi derginin yayın editörüydü, ordu sırlarını çalmaktan yargılandılar.  Temyiz mahkemesi bu kararı uygun bulsa da, yasal eksikliklerden dolayı tutuklama kararı veremedi. 16 Eylül’de Ljubljana’da Equrna Gallery’de NSK’nın görsel sergisinin içeren Observatory Red Pilot gösterisinde yer aldı Laibach. Bir sonraki hafta ise Sympathy For Devil I ve II yayınlandı.  Let It Be albümünde yer almayan ve bu başlığın 6 farklı versiyonunu içeren iki maxi single çıktı 24 Ekim tarihinde.  Laibach, Yugoslavya’nın parçalanmasının olası vahşi bir bölünmeye dönüşme sürecini yansıtmak üzere Beatles’ın son albümünü kullandı.  Albüm ile aynı ismi taşıyan parça hariç, Beatles albümünün tamamı, fazla değişiklik yapmadan militan Wagneryan bir hale dönüştürüldü.  Parçalar geleneksel Alman parçalarına benzemiş ve Alman marşlarına benzetilmişti. Tüm albümde istisna olarak single olarak çıkan Across the Universe, Germania grubu ve Trbovlje’den Opus Dei korosu tarafından söylenmiş olup yumuşak ve tatlı tarzıyla diğer totaliter tarzındaki parçalar karşısında güçlü bir kontrast oluşturmaktadır. Albüm 10 Aralık’ta çıktı. İki gün sonra Londra’da Sympathy For The Devil turuna başladılar Town and Country Club’ta ve turu 21 Aralık’ta Aachen’da sonlandırdılar.

1989

Düsseldorf, New York ve Chicago şehirlerinde Irwin sergileri düzenlendi. Laibach, ülkeye giriş iznini aldıktan sonra, Şubat ayında Amerika’daki Sympathy for the Devil turuna başladı. Kosovo’nun bağımsızlığının sona ermesine yakın 21 Şubat’ta grevler ve protestolar başladı. 27 Şubat’ta Cankarjev’de Kosovo’da grev yapanlar için, Slovenya’daki siyasetçilerin de içinde olduğu dayanışma açıklaması yapıldı. Belgrad TV’nin bu açıklamayı canlı yayında vermesi, Sırpların kızgınlığına sebep oldu. Ertesi gün, Belgrad’da yüzbinlerce kişi bir araya gelip Kosovo’da acilen önlem alınmasını talep ettiler. 1 Mart’ta Slobodan Milosevic’in tutuklamalara başvuracaklarını söylediği açıklamadan sonra, kalabalık rahatladı: “Hiç birşey Sırp yönetimini ve Sırp halkını, davranmak istediği gibi davranmasını engelleyemez.” Aynı gün Irwin’in Düsseldorf’taki sergisi açılıyor. Aynı yerde 3 Mart’ta ve Bonn’da 27 Mart’ta konser veriyor. Ayni gün, yani ayın 27sinde Kosovo’lu bir parti lideri olan Azem Vlassi tutuklanıyor. Ertesi gün, yeni Sırp anayasa yürürlüğe giriyor -ki bu da Kosovo’da çatışmalara sebep oldu. 30 Mart’ta Laibach, Ljubljana’da Sympathy for the Devil turuna başladı.

Konseri düzenleyenlere konserin iptali için baskı oluşturulsa da, Laibach 7 ve 8 Nisan’da ilk defa Sarajevo’da konser verdi. 9 Nisan’da Zagreb’teki konserin öncesinde, Sırp yöresel ve ulusal çalgısı olan uzla ile performans sergilendi. 27 ve 28 Nisan’da Laibach SKC Belgrad’da sahne aldı. İki konserin başında da Peter Mlakar Sırp ulusuna yönelik bir konuşma yaptı ve Belgrad’ın bombalanması adındaki NS propaganda filmi gösterildi.

Mayıs ayında Laibach kısa bir Avusturya turuna çıktı: Dem Teufel Zugeneigt (Şeytana yakın). 25 Temmuz’da Sırp heyeti, Kosovo ve Voyvodina’nın bağımsızlığını resmen kaldırıp bu bölgelerin yönetimini ele geçirdi.

1 Eylül’de çıkan Mladina’da, Slovenyalı bir avukat, Slovenya ve Hırvatistanın, Sırbistan’dan neden ayrılması gerektiğini dile getirdi. 27 Eylül’de Slovenya, Yugoslavya içindeki Slovenya bağımsızlığını korumaya yönelik anayasa tedbirleri alıp ek maddeler getirdiler. O zamanki başbakan Janez Drnovsek, Ljubljana’da bulunabilmesi için, New York’ta yapılan bir buluşmaya gitmedi. Bu ara Slovenya’nın ulusal marşı belirlendi.

1 Aralık’ta Slovenya polisi ve ilgili birimler, 40.000 Sırbın katılacağı düşünülen toplantının (Meetings der Wahrheit – Gerçeğin Toplantıları) ardından olabilecek saldırıları önlemek için toplandılar. Yugoslavya’nın diğer bölgelerinden Slovenya’ya gelen trenler arandı. Sırplar bu duruma, Slovenyalı firmalara boykot çağrısında bulunarak cevap verdi. Slovenya ise tepkisini, az gelişmiş bölgelere yapılan maddi destekleri Sırbistan üzerinden değil, mesela doğrudan Kosovo’ya göndererek gösterdi, böylece yeni Sırp anayasasını çiğnemiş oldu. 5 Aralık’ta, Milosevic, “şiddetin ve konservatizmin tüm güçler bu cumhuriyetten uzaklaştırılana kadar” Slovenya ile tüm ticari ilişkilerin kesileceğini açıkladı.

1990

Laibach albümleri arasındaki zaman aralığını kapatmak adına, Mute Records, Macbeth’i yayınladı. Parça, Rudolf Hess ile ilişkilidir. 10.5.1941 parçasının ismi, Hess’in Almanya’dan İskoçya’da Glasgow’a kaçış tarihinden geliyor. Laibach Almanya’dayken, Hess hayatını kaybetti. Albüm kapağında, Hess’in karikatürü bulunmaktadır. Karikatürde paraşütte bir adam ve gülen bir güneş vardır. Hess olayı, İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük gizemlerinden bir tanesidir. Albüm kapağı, Laibach hayranları arasında en popüler kapağı sayıldı ve Mute Records, albüm kapağının çıktısı ile birlikte,  sınırlı sayıda plak çıkardı.  Bu arada, Laibach Paris’te, sonbaharda çıkarılması düşünülen yeni albüm üzerinde çalışıyordu.

Yugoslavya’da Sloven delegasyonu Yugoslavya’nın Komünist Cemiyetinden ayrılıp bağımsız bir demokrasiyi oluşturmak üzere çalışmalara başladı. Cumhuriyetin isminden sosyalist silinmişti, çok partili seçimler başladı; komünist olmayan bir devlet oluşturulup, 27 federal yasa geçerliliğini yitirmişti.

Yaklaşık 50 yıl sonra 3 Ekim’de Doğu ve Batı Almanya tekrar birleşti. Laibach bu vesileyle 3.Oktober isimli parçasını yayınladı Almanya’da. Bu çalışma Kraftwerk denemelerinin de kullanıldığı bir Geburt Einer Nation versiyonu oldu. Yine de yeni bir albüm sunulmadı ve bunun için özel bir açıklama da getirmediler.  Laibach, 6 Ekim’de Maribor ile birlikte vereceği konser ile birlikte, Yugoslavya’daki Cities Tour’a başladı. Bu tur ile Dubrovnik, Sarajevo, Mostar ve Osijek gibi yerlere gittiler; bir konser de Prag’da verildi. 23 Aralık’ta Slovenya’nın bağımsızlığı için seçime gidildi, 3 gün sonra ise Slovenya Meclisi, ülkenin bağımsızlığını açıkladı. Aynı gün, Laibach,  grubun 10.uncu yıldönümünü ’10 years of Laibach – 10 years of Slovene Independence’ isimli konser ile kutladı. Konser Trbovlje’de artık kullanılmayan bir elektrik santralinde verildi.  Konserden önce, dış kapının önünde, buz gibi havaya rağmen, bir bando Laibach’ın 10 senelik memleket yasağının bitişini kutladı.

Bağımsızlık seçimlerinden sonra, Sloven Meclisi legal ayrılış için hazırlıklara başladı, ancak Sırbistan Yugoslav para sistemine saldırıda bulunup yaklaşık iki milyon dolar çalarak cevap verdi. Hırvatistan terdbirli davranarak Yugoslavya’dan ayrılmamanın yollarını arıyordu, ancak Sırp basını gittikçe daha karamsar davranarak, Hırvatistan’ın Ustashea (İkinci Dünya Savaşı döneminde oluşan Hırvat Nazi grubu) günlerini geri dönme yolunda olduğu yönünde haberler yayınlıyordu. Sırp televizyonu sürekli olarak ve bazen de her gün, Hırvat nasyonalistleri hakkında filmler ve programların yanısıra Katoliklerin Hristiyan Ortodoksları üzerinde uyguladıkları işgenceleri yayınlıyordu. Franjo Tudmann’ın 1990 yılında yapılan çok partili seçimleri kazanması üzerine, Hırvat polisindeki mevcut Sırp etniğini azaltma yönünde aldığı karardan sonra, Sırp basınının bu tarz görüntüleri daha da arttırmasına sebep olmuştu. Franjo Tudmann 60lı yılların sonlarında gerçekleşen Hırvat Kitle Hareketinden sonra tutuklandı -ki bu olay Tito rejimi sırasında gerçekleşen en ciddi meydan okuyuş olmuştur.

1991-1992

Birçok Laibach hayranı yeni Paris albümünün çıkışını bekliyordu, ancak albüm Laibach’ın içine tam olarak sinmemişti ve albümü yayınlamaktan vazgeçti; onun yerine ismi Kapital olacak tamamen yeni bir projeye başlandı. Kapital’in yayınlanmasına kadar konserler Sympathy for Devil setiyle devam etti. 1991 yılının ilk konseri 1 Şubat’ta Slovenya’da Kranj’de gerçekleşti, bu konseri 4 gösteriden oluşan ufak bir İtalya turu takip etti Mart ayında. Bir başka konser ise 24 Mayıs’ta Budapeşte’de düzenlenen Hungaro Carrot Festival’inde verildi.

25 Haziran’da Slovenya bağımsızlığını ilan etti. Hırvatistan da Slovenya’yı takip ederek aynı gün bağımsızlığını ilan etti. Ertesi gün Yugoslavya ordusu Slovenya’da savaş başlattı ancak Sırbistan Slovenya’nın yanında duracak gibi değildi. Avrupa birliği tarafından ateşkes antlaşması imzalandı 7 Temmuz’da. Yine de Hırvatistan için durum farklıydı, onların ateşkes tarihinde (2 Ocak 1992) topraklarının üçte birini kaybetmişlerdi..

Slovenya’nın 10 günlük savaş sürecinde Laibach Ljubljana’daki stüdyolarında çalışıyordu ve savaş hakkında resmen bir açıklama yapmadı.  Laibach, bazıları tarafından savaş için suçlanmıştı, hatta Radio Zagreb grubu arayıp sonunda savaşın gelmesiyle memnun olup olmadıklarını sormuştu, çünkü başından beri grubun umduğunun bu olduğunu düşünmüşlerdi.  Brioni Antlaşması’ndan 6 gün sonra Laibach Berlin’deki Big Moon festivalinde sahne aldı, bu onların 1991 yılında verdikleri son konserdi, zira Kapital albümlerine odaklanmak istiyordu grup üyeleri. Yılın sonuna doğru Londra’da kayıt çalışmalarına başladılar, bu esnada da grup üyeleri bir Public Enemy konserinde görüldü. Bu yüzden de Kapital albümünde parçalardan bir tanesinin rap parçası olduğuna şaşmamak gerekir. Albüm 21 Nisan 1992 yılında Wirtschaft Ist Tot (Ekonomi öldü) single’ı ile birlikte çıktı. Doğu Avrupa’nın komünizmden kopmasıyla birlikte Laibach kapitalizme doğru aceleci akıntıya karşı, bazı ideolojik ve manevi değerlerin kaybedilmesi ile ilgili uyarılar yapar. Kapital, Laibach’ın, Karl Marx’ın Das Kapital’ini anımsamak üzere tekrardan ele almış halidir. 2008 yılında Dünya çapında yaşanan geniş kapsamlı kredi krizi darbesi ile birlikte Marx’ın Das Kapital’i birden tekrardan ilgi kazandı birçok Laibach hayranı bu albüm ile finansal kargaşa arasında bağlantı kurabildi. Kapital’deki müzik tarzı, daha önceki albümlerin müzik tarzlarından oldukça farklıydı. Elbette hala militan, ancak soğuk opera havası ve tekno ile birleşmiş tonlarla hafif arkaik ve fütürist sesler oluşturulmuştu. Plak versiyonunda Germania ve Bertrand Burgulat tarafından söylenen Steel Trust isimli ek bir parça bulunuyordu. Albümde birçok misafir vokal yer alıyordu. United States of Ameropa turu 13 Mayıs’ta Norwich’te başladı. Eğer Laibach’ın tekno tarzı bir sürprizse, Laibach’ın sahne aldığı kostümler bir şoktu; baştan aşağıya altın rengiyle kaplanmışlardı. Aşağıdan vuran ışıklarla totaliter heykelleri andırıyorlardı, ancak bu görüntüler ilk değildi. 80’li yılların başında Milan, konserlerde zaman zaman yüzüne bal sürüp altın tozu püskürtüyordu.  Temmuz’da gerçekleştirecekleri Amerika turundan önce, Avrupa’daki turlarına başladılar. 3 Eylül’de Labach, ilk olarak Yunanistan’da, demokrasinin beşiğinde Atina’da amfiteatrda konser verdiler. Bu arada da Amerikalı yönetmen Michael Benson, iki ultra milliyetçi Yunan ile birlikte röportaj yapıp, kayıtlarını Predictions of Fire filmi için hazırlar. Film, 1991 – 1995 yılları arasında NSK’nın Yugoslavya’nın bölünmesindeki rolünü de ele alan kapsamlı bir belgeseldi. Film, NSK çalışmalarına Yugoslavya’daki siyasal karmaşalarının ve Doğu Avrupa’daki bazı gelişmelerin gözünden bakıyordu.

NSK da ayrıyetten kendi çalışmalarını bir kitap şeklinde topladı, çalışmaya basitçe Neue Slowenische Kunst adını verdiler, genel anlamda NSK’nın 1989 yılına kadar olan çalışmalarını sergiliyordu. Kitap, New Collectivism tarafından derlenip 1991 yılında yayımlandı. Kitap, NSK’da yer alan çeşitli grupların çalışmalarını içermektedir. 500’ü aşkın resmiyle, çeşitli makalelerle, şiir, senaryo ve farklı bölümlerle –müzik, resim, tiyatro, felsefe, film, mimarlık, tasarım vs- yapılan röportajlarla, halen, NSK ile ilişkin açık arayla en iyi kitaptır. Laibach’ın eserleri de, seçilmiş röportajları, şiirleri, konuşmaları, kayıt resimlerinin eşlik ettiği bir diskografi ve diğer Laibach çalışmalarının da eklenmesiyle kapsamlı bir şekilde ele alınmış. Kitap NSK organizasyonunu açıklamaktan ziyade, oluşumun çalışmalarını sergileyen bir derlemeyi oluşturuyor. Neue Slowenische Kunst kitabı, NSK ve çalışmaları hakkında bilgi edinmek açısından kesinlikle önerilir, ancak yeni baskısı bulunmadığından, ikinci el kitapçılarında biraz yüksek bir fiyata elde edilebilir. 14 Ekim’de, Laibach, Avrupa ve Amerika turlarını sonlandırdıktan sonra, kendi ülkelerinde Termoelektrarna II’de başlamak üzere tura çıkarlar ve turu 18 Aralık’ta Murska Sobota’da Cinema Centre’da sonlandırılar.

1990’lı yılların başlarında Yugoslavya’daki politik olayların başlaması NSK’nın da kendi devletini kurmasına sebep oldu. Onların devleti, farklı bölgelere, etnik gruplara ve her türlü soruna sebep olan sınırların getirdiği politik kısıtlamalara alternatifler sunan “Zamanında Devlet”ti. Yugo-slavya’nın ütopik rüyasının parçalanmasıyla, NSK yeni bir Ütopya Devleti kurmaya başladı. 1991 yılında Slovenya Cumhuriyetinin bağımsızlığının ilan edilmesine paralel olarak, daha önce “kollektif veya organizasyon” olarak bilinen NSK, artık bir “devlet” yapısına dönüştğklerini açıkladı.

NSK devleti, Irwin tarafından geliştirilen bir fikirdi. İlk başta artistik bir konsept olarak düşünülmüştü fakat sonrasında hızla evrildi. NSK fiziksel bir devlet olmadığından, Dünya’nın herhangi bir yerinde bir elçilik biçiminde somutlaşabilirdi. İlk defa 10 Mayıs ve 10 Haziran 1992 tarihleri arasında NSK, Moskova’da somut anlamda devlet haline geldi. Lensinky Prospect 12 Moskova’da bulunan bir dairede bir NSK elçiliği açıldı. Elçilik daha çok Irwin/NSK tarafından hazırlanmış sanat çalışmalarının sergilenmesi, okumaların düzenlenmesi ve toplumsal tartışmaların gerçekleştirilmesi amaçlı kullanıldı. Tüm bu tartışmalara ve toplantılara teorisyenler, Slovenya’dan, Rusya’dan, Hırvatistan’dan ve Sırbistan’dan artistler de davet edildi. Laibach’ın klipleri ve Noordung oyunu da gösterildi. Irwin, 6 Haziran’da Moskova Kızıl Meydan’da Malevich’in 1915 yılındaki “Black Square on Red Square” isimli çalışmasını anmak adına siyah haç bayrağını sererken, Micheal Benson bu aksiyonun görüntülerini, olanlara da engel olmayan bir polisle röportaj yaparak, video olarak kaydetti. Aksiyonun amacı, Ex-Sovyetler Birliği ve Ex-Yugoslavya arasındaki sosyal bağlamlarının benzerliklerini ortaya koyup farklı sosyal şartlarda farklı sanat deneyimlerini tanımlayan faktörleri göstermekti. Loza Gallery tarafından basılan ‘How the East Sees the East’ isimli kitap, bu olayı çok başarılı bir şekilde açıklar.

1993 yılında Laibach oldukça sessizdi ve sadece bir avuç kadar konser verdi. 7 Haziran’da Mute Records’tan çıkan, 1982 Ljubljana-Zagreb-Beograd konserlerinden de kayıtların bulunduğu bir çalışma yayınlandı. CD, illegal yayınlanan Mehanicni Balet çalışmasına oldukça benziyor: Laibach Live 1982 Yugoslavya’da daha sonra kolayca bulunabiliyordu.  Daha sonra, Laibach NSK’nın Berlin’deki gösterisine dahil oldu. Doğu Alman müdürü Frank Castorf NSK’yı, Volksbühne’de performans sergilemek üzere Doğu Berlin’e davet etti. Volksbühne lokasyon olarak Berlin’in tarihi merkezi olan Rosa Luxemburg Platz’ta yer almaktadır. 8-11 Ekim tarihleri arasında Volksbühne, NSK’nın ‘NSK Devleti Berlin’ adındaki elçiliği olarak tanımlandı. Açılış töreninde tiyatronun anahtarları NSK Devleti’ne devredildi. Bir NSK Devleti plaketi sunuldu ve yerel yetkililer, Volksbühne ve NSK’nın temsilcileri açılış konuşmalarını yaptılar. Basına NSK Devleti’nin Tezlerinin sunulduğu, NSK pasaportuyla ilgili bilgi verildiği ve Volksbühne tiyatro binasının işgali hakkında açıklamaların yapıldığı bir konferans düzenlendi. Bir kaç gün boyunca, NSK sergiler, performanslar, okumalar ve film gösterileri gerçekleştirdi. NSK’nın Teorik ve Pratik Felsefe Bölümü, Slovenya’nın iyi tanınan Lacanyan filozofu Slavoj Zizek’i “Woman, Evil and Europe” adlı 3 saat süreli konferansı vermek üzere davet etti. Slavoj, Ljubljana Üniversitesi Sosyoloji Fakültesinde profesör ve Ljubljana Teorik Psikanaliz Derneği’nin kurucu üyelerindendir. Laibach, NSK Retrovizyon bölümü tarafından hazırlanan grup hakkında bir belgesel filmi olan Bravo’yu sundu. Grup, Kapital albümünü tanıtan“Staat Generator” isimli iki konser verdi. 11’inde de Almanya’nın Chemnitz şehrinde ayrıca bir konser verildi.

1994

Ex-Yugoslavya’da devam eden savaşın etkisi altında, Laibach çok zaman geçmeden, NATO isimli albüm üzerinde çalışmalara başladı. Kayıtlara Ocak 1994’te Ljubljana’da başlandı.

1994 yılının Temmuz ayında NSK varoluşlarını resmen açıkladılar ve başvuran herkese pasaport oluşturmaya başladılar. En başında Irwin tarafından oluşturulan artistik bir duruş olan yapı, daha sonra kendi pasaportuyla, kanunu, kaşeleri olan virtüel bir devlete dönüştü. Aslına herhangi başka bir devlet gibi işliyordu, sadece coğrafik sınırları yoktu.

Bu ara, New Collectivism tarafından hazırlanıp Mute Records tarafından çıkarılan Trans Slovenia Express isimli derleme tamamlandı. Çalışmada, Kraftwerk coverlarını gerçekleştiren Borghesia, Coptic Rain, April Nine ve Videsex gibi Sloben gruplar yer alıyordu. 300,000VK’nın konuk üyesi, ünlü ortaçağ doktoru ve simyacısına hitaben Paracelsus projesini yayınlar.  Çalışma Satanic Techno olarak adlandırılan karamsar deneysel tekno albümü olarak tarif ediliyor. Peter aynı zamanda NSK’nın Teorik ve Pratik Felsefe Bölümünün üyesidir ve Laibach konserlerinde ve NSK’nın etkinliklerinde konuşmalar yapar.

12 Eylül’de Final Countdown single’ı çıktı. Europe’un en ünlü parçası operatik arka vokallerle destekli her zaman olduğu gibi Milan’ın derin grenli sesinin duyulduğu militan tekno dans eserine dönüşmüştü. Single, Juno Reactor’un remixsinin de bulunduğu birkaç farklı remix çalışmasını içeriyor.

NATO albümünün yayınlanmasından kısa bir süre önce, Laibach Almanya Dresden’daki Kunst und Gewalt Festival’ine katıldı. Açık hava konseri Hellerau Sanat Kolonisinin yanında bulunan eski festival tiyatrosunun yanındaki harabei iskele yapısının önünde gerçekleşti.  Neo-Nazilerin oluşturabileceği şiddeti önlemek üzere konseri çevreleyen oldukça fazla Alman çevik kuvvet bulunuyordu. 10 Ekim’de NATO albümü çıktı. Albüm, Laibach’ın Doğu Avrupa’daki NATO oluşumunua tepkisiydi.  Sekiz parça savaş konusuna değiniyordu, tüm parçalar cover parçalarıydı ve In The Army Now gibi parçalardan seçilmişti özellikle. Her zamanki gibi, Laibach, orjinal eserleri tamamen dönüştürüp parçalara bambaşka anlamlar ve görünüşler kazandırmıştı.  Başlangıç parçası Holst’s Mars’tan buğulu klasik tekno halini almuştı. Albümün parçaları savaş hakkında olmasına rağmen, Laibach’ın perküsyon seslerini mükkemel bir şekilde teknoya dönüştürmesi sayesinde satış anlamında en başarılı albümlerden bir tanesi olmuştu. Occupied Europe NATO turu 12 Kasım’da İsviçre’nin Fribourg şehrinde başladı.

1 Aralık’ta İskoçya’daki ilk konserlerini vermek üzere Glasgow’a geldiler. Konser, The Arena isimli ufak bir mekanda gerçekleşti. Laibach’ın alışılmış siyah kumaşlarının yerini NATO laciverti, Laibach motifi olan çarkın yerini ise NATO haçı aldı. İzleyici gösterinin başında bir patlama yaşamışcasına bir gürültüye maruz kaldı, bu gürültü kısa süren bir sessizlikten sonra tekrarlandı, bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, Laibach grubu vokal hariç, ordu biçiminde sahneye doğru yürüdü. Milan, konserin üçüncü parçası olan Final Countdown’da çıktı sahneye.  Milan’ın sahne performansı, grubun diğer üyelerinkinden çok daha farklıydı. Grup üyeleri haşin ve sert komünist militanları gibi dururken, Milan, ufak bir sahnede mümkün olduğunca totaliter bir diktatör gibi tepinip, zaman zaman durararak majestik pozlar veriyordu.  Propaganda tarzı film de sahnenin hemen üzerinden gösteriliyordu, ara sıra da NSK Devleti’nin tanıtımına da yer veriliyordu –diğer yandan konserde pasaport  formları da mevcuttu.

Tur devam etti ve 21 Aralık’ta Laibach Moskova’da, Rusya’daki ilk konserini verdi. Basın toplantısına 350den fazla gazeteci katıldı. İki gün sonraki Beyaz Rusya’daki Minsk konseri, NATO turunun son konseri oldu.

1995

Kısa bir aradan sonra Laibach, Nisan ayının başında çıkan çift single War/In The Army Now ile geri döndü; her iki single’a da tanıtım videoları hazırlandı. 8 Nisan’da, Laibach bağımsızlığını yeni ilan eden Makedonya’ya gitti ve NATO turunun ikinci bölümü başlamasına 1 ay kala başkent Üsküp’te konser verdi. Tur 28 Nisan’da Çekoslavakya’da Brno’da başladı.  İkinci Dünya Savaşınının bitişinin 50.yılı kutlamasında Laibach Varşova’da konser verdi. NATO turunun ikinci bölümü 13 Haziran’da Hırvatistan Zagreb’te sonlandı.

Eylül ayında, Slovenska Akropola CD’si tekrar düzenlenmiş olarak çıktı ve bu sefer bonus olarak Laibach’ın alt grubu olan Strom Und Klang grubundan iki parça eklendi. Alt grup 1992 yıllarında kuruldu ve Sloven Ulusal Tiyatro ve Operası ile kurulan Noordung bale ekibi olan Noordung Prayer Machine için besteler hazırlıyordu. Noordung Cosmokinetic Cabinet ismi, çok etkili The Problems of Space Travel isimli kitabı yayımlayan Sloven bilimadamı Herman Potocnik’ten (1892-1929) gelir, kitabı Herman Noordung ismiyle yayımlar.  20 Nisan 1995 yılında Noordung, 2045 yılına kadar sürdürmek üzere her on yıl sahnelenecek, One Versus One shovuna bir başlangıç yaptı. Bir sonraki shov 2005 yılında aynı gün aynı artistlerle, aynı kostüm ve setle düzenlenecekti. Ancak bir sonraki program gerçekleşmeden, artistlerden bir tanesi hayatını kaybetti. 2005 yılında Dublin’de Supremat isimli başka bir şov gerçekleşti gerçekten de. 20 Nisan 2045 yılında 8’i kadın 8’i erkek olmak üzere 16 artist ölmüş olacak. Son performanstan sonra yönetmen Dragan Zividinov tüm sembolleri Rusya’ya gönderecek.  Oradan, bir raket kullanarak, sembolleri yerçekiminin sıfır olduğu yere, yani yeryüzünden yaklaşık 38.000km ötede olan bir noktaya, göndererek onları uzaya bırakacak.

Slovenya televizyonu Laibach’ın 26 Ekim’de Ljubljana’da Dakota DC 3’te verdiği konseri yayınladı. Buradaki kayıtlar Occupied Europe NATO Tour 1994-95 box setinde kullanıldı. Laibach’ın bir sonraki konsseri Bosna’da Sarajevo’da gerçekleşti.

1914 yazında genç milliyetçi Sırp Gavrilo Princip, Avusturya-Macar tahtına Sarajevo’daki ziyaretleri esnasında bir suikast girişiminde bulundu. Bu olay üzerine, Avrupa uzun ve vahşi ve yıkıcı bir savaşın içine girmiş oldu. İlginç bir şekilde Sarajevo ve Bosna’nın büyük bir kısmı, Birinci Dünya Savaşı sırasında savaş alanı olmamayı başarmıştı. Bu esnada Sırbistan’da ise, erkeklerin yarısı savaşta hayatlarını kaybetmişti. Sırp hükümdar, yeni Yugoslavya devletinin kralı olmuştu. 1991 yılında Slovenya, Hırvatistan ve Yugoslavya’nın geriye kalan kısmı İkinci Dünya Savaşından beri yaşanan en büyük savaşa dahil oldular.   Slovenya savaştan az hasarla sıyrılmayı başarırken, Hırvatistan 2 Ocak 1992 yılında yapılan ateşkes esnasında topraklarının üçte birini kaybetimişti. Slovenya ve Hırvatistan, sırada da Makedonya olmak üzere, bağımsızlıkları için son hazırlıkları tamamlamışken, Bosna hala Sırp çoğunluklu Yugoslavya’nın bir parçası mı olmak yoksa Bosna’lı Sırpların şiddetine maruz kalmanın riskiyle yüzleşmenin kararsızlığını yaşıyordu. 3 Mart 1992 tarihinde düzenlenen referandumda, %70 gibi bir çoğunlukla bağımsızlık yoluna gidilmesi seçildi. 5 Nisan’da Sarajevo’da büyük bir kitleye keskin nişancılar ve Sırp militanları tarafından ateş edildi.  Ertesi gün, Yugoslav savaş birimleri Sırbistandan çıkıp Drina nehrini geçtiler ve Bosna kendini zayıf bir birimle savunmak zorunda kaldı. Adım adım, çoğunlukla Müslümanlar olmak üzere Afganistan’dan Mücahittinler gibi gönüllülerin de katılmasıyla birimlere destek geliyordu. Sırp milliyetçileri kısa sürede Bosna’nın büyük bir kısmını geçip etnik temizleme sürecine başladı. Bir sonraki bahar, Bosnalı Hırvatlar ve Müslümanlar arasında çatışmalar çıktı, ta ki Birleşmiş Milletler Mart 1994’te ateşkes ilan edene kadar. NATO ilk olarak, sonraki ay hava kuvvetleriyle Gorazde’ye saldıran Sırpları durdurmak için işe koyuldu.  1995 yılında işler tresine döndü ve Bosnalı Müslümanlar güç kazandı. Bu arada, Hırvatistan seri yıldırım harekatları düzenleyerek tüm bölgeleri yeniden istila ettiler -ki bu durum Sırpları dört yıl boyunca alıkoydu.  NATO, Sırpların Sarajevo’yu bombardıman altına tutmasının üzerine, bir kaç kez hava akını başlattı. 21 Kasım’da Dayton Amerika’da üç taraf arasında ateşkes antlaşması imzalandı.

20 Kasım’da, NSK, Sarajevo Milli Tiyatro’sunda, NSK Devleti Sarajevo’nun kuruluşunu ilan etti. Savaşın başlangıcından beri Bosna’da düzenlenen en büyük kültürel etkinlik ve NSK grupları için de en önemli olan sergilerini gerçekleştirdiler Obala Sanat Merkezi, Radşo Zid ve Slovenya ve Bosna Hersek Açık Toplum Enstitüleri ile birlikte. Açılış töreninde, Sarajevo’nun sanat ve siyasi çevresinin de dahil olduğu izleyiciye Peter Mlakar bir açılış konuşması yaptı. NSK pasaportlarının oluşturulması için de bir NSK pasaport ofisi kuruldu. Yapımcılığını NSK’nın üstlendiği ve ilgili filmlerin gösterildiği bir oda düzenlendi. Gösterilen filmler arasında Michael Benson’un yönetmenliğini yaptığı yeni film Predictions of Fire da yer alıyordu. Laibach her iki gecede de NATO setinin tamamını çaldı. Parçalar arasında Mars on River Drina da yer alıyordu, bu parça Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir Sırp askeri marşıdır. Son konser, Dayton Barış Antlaşmasının imzalanmasından hemen bir saat sonra gerçekleşti. Laibach’ın daha önceki konserlerinde bazı yetkililer tedirginlik içindeyken, artık tamamen rahat hissediyorlar hatta grubun gösterileri televizyon kanallarında da gösteriliyordu. Genel anlamda NSK Devleti Sarajevo etkinliği, 5000i aşkın kişinin de katılmasıyla çok başarılı geçti, yüzlerce insan geri dönmek zorunda kaldı. Aslında bu etkinlik, savaşın bitişine bir sembol olmuştu.

1996

‘Predictions of Fire’ ilk kez 1996 yılının başlarında Sundance ve Berlin film festivallerinde gösterime girdi. Film dünyanın her yerinden festivallerde gösterildi ve filme alınan tepkiler çok coşkuluydu. Michael Benson’un NSK ile ilk karşılaşması, The New York Times’ta asistan olarak çalışması esnasında gerçekleşti. Gençlik Günü posteriyle ilgili skandal haberi ofise ulaştığında, raporu yabancı bir editöre verdi. Editör bu haberin siyasal mı sanat haberi mi olduğunu sordu.  Bu soru Michael’de merak uyandırmıştı; konunun bazı Neo-Nazi gruplarının çalışmasından daha sofistike olabileceğini görümüştü. Ertesi yıl, 1988in baharında, NSK ile görüşmek üzere Ljubljana’ya gitti. Amerika’ya geri döndüğünde NYU Graduate Film School’a katıldı. NSK hakkında bir film yapmayı düşünüyordu. Film çalışmalarına 1991 yılında başlayıp filmi 1995 yılında tamamladı.

1996 Şubat ayında Laibach kaydı ve War Smash Hits toplaması için hazırlanan L’Homme Arme mixi Sub Rosa tarafından yayınlandı. Bu çalışma aslında 1992 yılının başlarında bir Noordung yapımı olan The Prayer Machine için hazırlanmış parçanın yeniden yapımıydı. Bu arada, Laibach, esas konusu din olan bir sonraki albüm üzerinde çalışmaya başladı. Dine inanmamalarına rağmen, dinin daha önce komünist olan ülkelerdeki etkisini gözlemlemişlerdi. Çalışmalar kısa süre içinde yeni projede başlamıştı; şarkı sözlerine katkıda bulunmak üzere İngiliz gazeteci yazar Chris Bohn yer alıyordu çalışmalarda. Laibach, projeye, daha çok gitar konusunda etkili olacak, Coptic Rain’den Peter Penko’yu dahil etmişti. Her zamanki gibi koro işlerini düzenlemek üzere, daha önce de Mute Records tarafından çıkarılan albümlerde (Kapital hariç) de yer alan Slavko Ausenik Jr da vardı albümde. Laibach 26 ve 27 Nisan’da Viyana’da konser verdi. Albüm, Haziran ayında mix çalışmalarına başlanması için hazır hale gelmişti. Mix işlerini Alan Moulder üstlendi ve çalışmalar Londra’da Wolrdwide International Studios ve Roundhouse Studio’da gerçekleşti. Ağustos’ta Mute Records Occupied Europe NATO Tour 1994-1995 kaydını, Nato turunun canlı perfomans CD’sini ve videosunu yayınladı.  Video genel anlamda Slovenya TV tarafından kaydedilen Ljubljana konserinden görüntüler ve Sarajevo’daki NSK ile ilgili belgesel görüntüleri içeriyordu. Aynı zamanda Slovenya Dışişleri Bakanı ile yapılan bir röportaj da yer alıyordu.

Ekim ayında, aynı ismi taşıyan albümün Jesus Christ Superstars single’ı yayınlandı. Single aynı zamanda God Is God parasının farklı versiyonlarını da içeriyor. Tanıtım videosu God Is God parçası için yapıldı. Grubun yeni üniformaları oldu. Milan artık askeri bir ortodoks rahibine benziyordu. Grubun diğer üyeleri ise yakalarında metal bir rozetle siyah üniformalar giyiyordu; tarz daha çok katolik bir rahibe veya faşist parti üyelerine benziyordu. 23 Ekim’de Jesus Christ Superstars albümü yayınlandı. Albümün tüm parçaları din konusunu ele alıyor. Albüm kapağında ise Milan’ın sayborg peygamberi görüntüsü bulunuyordu. Milenyum’a doğru, Laibach din konusunu ele almak istiyordu, zira tam da yeni binyıl fazlasıyla dini bir olaydı, herşeyden daha da çok.  Bir önceki yıl Papa John Paul II’nin Slovenya’yı ziyaret etmesiyle bir kaç gün içinde yaklaşık yarım milyon insanı bir araya getirmesi de etkili oldu.  Yine de esas konu kilisenin, komünizmin terkettiği ülkelerdeki büyüyen etkisi değildi. Gerçekten de üstünde durulması gereken konu, endüstri ve siyasetçilerin popüler kültür dahil olmak üzere dinin tekniği ve mekanizmasından istifade ettikleriydi.   Herhangi bir dini ikon ve hatta İsa mesihi taklit etmeye teşebbüs eden popstar veya siyasetçilerin sayısı saymakla bitmez. Şirketler ürünlerini genelde dinin farklı açılarını araç olarak kullanarak tanıtırlar; vicdanınızla oynayarak, kurnazca bir kitle histerisi oluşturup böylece hayatınızda sonsuz bir yer edinmiş olurlar ya da bilinmeze karşı duyulan korkuyu kullanırlar. Büyük hayır kurumları yüzsüzce bu şirketlerin kurtarıcı olduklarını açıklıyordu, zira onlar da bu işin bir parçasıydı.

Bu albüm bir önceki iki albümde olduğu gibi tekno stilinde olmayıp, daha çok heavy metal seslerini sunuyordu. Heavy metal gitarlar, kemik kıran sesler çıkaran perküsyon ile birlikte opera korosuyla birleşmiş Milan’ın derin iç burkan sesi yine bilinen militan görünümüyle sunulmuş çalışma, bir bütün olarak, Laibach’ın eski hayranları tarafından hemen sevilemese de, Laibach’ın en başarılı albümü olmuştur.  The Jesus Christ Superstars European Tour 9 Kasım’da Reggi Emilia, İtalya’da başladı. Maalesef İngiltere’de sadece bir konser öngörülmüştü,  o da 14 Kasım Electric Ballroom’da Londra’da gerçekleşti. Konser NATO ile başlayıp, NATO albümünden seçilmiş şarkıların gitarlı versiyonlarına dönüştürülmüş halleriyle devam etti.  Milan, NATO’nun son şarkısı ‘Mars on River Drina’ esnasında kaybolup God Is God albümünün bir parçasıyla geri döndü. Üniformaları, God Is God klibindeki üniformalarla aynıydı. Her zamanki militan duruş konser boyunca devam etti, yoğun gürültü, izleyiciye yansıyan ışıklar, projektörle duvara yanıtılan görüntüler, konserin ana elemanlarıydı ve konsere eşsiz bir etkinlik olma fırsatını veriyordu.  Konser Avrupa’da devam etti ve 7 Aralık’ta Bulle İsviçre’de sona erdi.

Laibach artık medyanın önemli bir aracı haline gelmeye başlayan internette de yaygınlaşıyordu. Resmi internet sayfası öncelikle JCS albümünün tanıtımını yapıyordu, ayrıca daha önceki projeler, sanat çalışmaları ve röportajlar hakkında bilgi de veriyordu. NSK, nskstate.com sayfasını kurmadan önce, daha çok sayıda internet sayfasına yayılmıştı. 2009 yılından itibaren NSK gruplarından ziyade NSK Devleti Projesi üzerine yoğunlaştılar.

1997 yılının başında ‘Also Sprach Johann Paul II’ isimli albüm 300,000VK tarafından yayınlandı Slovenya’da. Proje aslında bir önceki yılın Ağustos ve Kasım ayları arasında kaydedilip tamamlanmıştı. Albüm’ün ismi verilirken, Papa’nın Slovenya’yı ziyaretinden ilham alınmıştı.  Müzik aslında Strauss’un Also Sprach Zarathustra’sının yer aldığı klasik tekno uyarlamasıydı.

7 Mart’ta ilk konseri New York’ta vermek üzere, Jesus Christ Superstars Kuzey Amerika turuna başlandı. Bu tur 26 Mart’ta Vancouver’de verilen son konserle bitti. Nisan ayında Almanya’da başlayacak olan Avrupa turnesine dek 15 konser vermiş oldular. Milan sahneye uzun saçlarıyla çıktı -ki bu 80’li yıllarda pek akla gelecek bir tarz değildi, buna ek olarak sakalı ve ortodoks rahiplerini andıran giysisiyle bir mesih görünümü veriyordu adeta.

Laibach Almanya’dayken, Irwin ve Peter Mlakar iki NSK projesi için İskoçya’nın en büyük kenti olan Glasgow’a gitti. Irwin burada, galasını bir önceki yıl Budapeşte’de yaptıkları “Interior of the Planit” sergisini hazırladı. Sergi Tramway Arts Centre’da gerçekleşti. Ziyaretçilere, tüm dikkatlerini tamamen ve sadece sergiye vermeleri için, bu sergi için özel olarak tasarlanmış bir araç tarafından rehberlik yapıldı. İkinci proje ise, Irwin üyelerinin Teorik ve Pratik Felsefe Bölümü’nden Peter Mlakar ile birlikte, “Virtual World Orchestra” isimli clubart etkinliğinin bir bölümünde yer almaları oldu. Bu etkinlik Old Fruitmarket’te gerçekleşti. Ziyaretçiler NSK pasaportlarının işlemi sürecini beklerken, Peter Mlakar Katoliklerin günah çıkarma hücresini andıracak şekide bir duvar nişine oturdu. Burada, pasaporta başvuranların umutlarını, korkularını, günah çıkarmalarını ve önerilerini dinleyecekti. Daha önceki günah çıkarmalar ise projektörle etkinliğin yapıldığı yerin duvarına yansıtıldı.

15 Mayıs’ta Ljubljana’daki Cankarjev kilisesinde Laibach, daha önceki eserlerin klasik yorumunu canlandırmak üzere Slovenya Filharmonik Orkestrası ile buluştu; örneğin Drzava ve Vade Retro gibi parçalar orkestra tarafından çalındı, Milan Fras ise vokaldi. Konser Slovenya Başbakanı Milan Kucan ve diğer delegeler tarafından ziyaret edildi. Laibach’ın büyüleyici ve eşsiz olan bu gösterisini, hayranları uzun bir zaman boyunca kayıt olarak beklemişti. Ancak o kadar çok engeli vardı ki, en sonunda kayıt olarak yayınlanması onaylanmadı ve böylece Slovenya Filharmonik Orkestrası da grupla herhangi işbirliğine girmedi.  Onay alınamamasının asıl sebebi aslında Peter Mlakar’ın açılış konuşmasını yaptığı kostümüydü. Üzerinde sadece bir üzerine hayvan yağlarının sürüldüğü bir kasap önlüğüyle çıkmıştı. Sürgünden henüz dönen Slovenya’nın başpiskoposu olayı protesto etmek için etkinliği terketmişti. Bir kaç yıl sonra halen gösterinin kaydının DVD’sinin çıkacağı yönünde umutlar vardı, ancak o yönde herhangi bir gelişme olmadı.  Birkaç kayıt youtube’da yayınlanmış olsa da, yayın haklarından dolayı kaldırıldı.

23 Haziran’da CD albümü olan “MB December 1984” yayınlandı Mute’un alt şirketi olan Grey Area tarafından. Albümün büyük bir kısmını 23 Aralık 1984 yılında Tomaz Hostnik anısına düzenlenen özel ve gizli konserden kayıtlar oluşturuyordu. Albüm kapağı, birkaç sahne arkası bilgisi ve resimlerini içererek aslında gizli etkinliğin hikayesini anlatıyor.

Laibach Ekim ayında Kiev’de verilecek iki konser ile birlikte bir Rusya turu düzenledi. Rusya’daki 9 konser, Laibach’ı Rusya’nın Sibirya’daki Novosibirsk gibi uzak doğu bölgeleriyle bulaşturdu. Laibach’ın eski Sovyet Devlet’inde bulunan büyük bir hayran kitlesi bulunmaktadır.

1998  yılında Laibach’ın yeni bir albüm üzerinde çalışıldığı sanıldı, kendi web sayfalarında bu yönde bilgi aktarılmıştı. 1998 yılı çok sessiz geçmişti ve sadece bir kaç konser verilmişti yıl boyunca. Londra’da 10 Temmuz’da Queen Elizabeth Hall’da bir konser verildi. Konser esnasında Peter Mlakar bir konuşma yaptı. Londra’dan sonra sadece iki konser verildi, bir tanesi Sarajevo’da (Bosna) diğeri ise Labin’de (Hırvatistan) gerçekleşti.

Laibach hayranlarının çoğu büyük bir sabırla bir sonraki albümün çıkmasını bekliyordu -ki yeni albüm haberleri grubun internet sayfasında çıkmıştı, hatta ön tat olarak Barbarians isimli yeni bir parça bile sunulmuştu Londra’daki konserde. Buna rağmen, yeni bir albüm çıkmamıştı, herşey sessizdi ve bir sonraki yıl da yeni birşey olmadı. Grubun dağılması yönünde bazı söylentiler bile çıktı. Dağılma sözkonusu olmasa da, grup üyeleri çalışmalara biraz ara vermeye karar verdi ve böylece, 1999 yılı, grup kurulduğundan beri, konser verilmeyen ilk yıl olmuştu. Barbarians parçası daha sonra 2003 yılında çıkacak olan WAT albümünde farklı bir isimle (Now You Will Pay) hayranlarına sunuldu, ve 1998 yılında Londra’da söylenen halinden de oldukça farklıydı. Bu uzun sessizliği bozan tek olay, 1999 yılında Laibach’ın alt grubu olan 300,000VK’nın üzerinde Bill Gates’in resminin bulunduğu albüm kapağı ile Hard Drive’ın yayınlanması oldu.

Grup üyeleri dinlenmek için geriye çekilirken, Milan, Erwin ve Ivan, Saso Podgorsek’in yönettiği bir filmde yer aldılar. Rolleri küçük olmasına rağmen oldukça etkiliydi, hatta bir sahnede Ivan’ın köpeği bile göründü.

1999 yılının yazında Dünya basının ana başlıklarında Nato’nun da dahil olduğu Kosova’daki çatışmalar yer alıyordu.  Bu esnada Sırbistanın altyapısı tamamen zarar görmüş, böylece Yugoslavya askeri bölgeden uzaklaştırılmıştı. Bu çatışmayla birlikte Laibach’ın Nato isimli albümüne tekrar ilgi arttı. Hatta bazı insanlar albümün, olayın ön habercisi olduğunu bile düşünmüştü. Uluslararası komünite son yıllarda Hırvatistan ve Bosna’da yaşanan savaşlardan sonra, Kosova çatışmalarında daha kararlı davranmıştı.

2000

Irwin, Paris, Zagreb ve Üsküp’te sergi açtı ve Prag’ta NSK Garda aksiyonunu gerçekleştirdi. Mayıs ayında Laibach, Slovenya’da gösterime giren The Blair Witch Project’in prömiyerinin ardından Logatec’e yakın ormanlarda “Geisterkonzert” yani Hayaletler konserini verdi. Çalışmalarından dolayı, Trbovlje, Laibach’a şehir ödülünü verdi. Laibach, Trbovlje’yi “Retropolis” isminde bir kente dönüştüreceğine yönelik planlarını açıkladı. Ekim ayında, NSK Recordings’ten çıkan ilk CD Elektrotehnika Slavenika İngiliz dergi The Wire ile verildi. Bu derlemenin başka bir versiyonu 2001 yılında Teknika Label ile çıktı.

2001

1 Haziran’da Laibach Prag’ta konser verdi ve 2 Haziran’da Leipzig’teki Wave Gotik Treffen festivalinde sahne aldı. Grup, 27 Temmuz’da Çekoslavak Cumhuriyetinde, 24 Ağustos’ta Slovenya’da, Eylül’de Viyana’da ve 24 Kasım’da Üsküp’te konser verdi. Irwin sergileri ise Viyana, Bari ve Sarajevo’da devam etti.

2002

Irwin sergileri düzenlendi Regensburg, Roma, Zadar ve Prag şehirlerinde. NSK Garda aksiyonu ise Kosovo’daki Pristina’da gerçekleşti. Laibach Temmuz’da Prag’ta, Ağustos’ta Groica’nın yakınlarında gerçekleşen Open-Air festivalinde, Aralık’ta Zagreb’teki Tvornica Kulture’da konser verdi.

2003

4 Şubat’ta eski Yugoslavya’nın kalan küçük bölgeleri Sırbistan ve Karadağ’ın bölgeleri olarak ilan edildiler. Mart ayında Ljubljana’da Einkauf v City Park ismi altında bir Shopping aksiyonu gerçekleştirildi. Buna karşılık Laibach da şehrin en büyük alışveriş merkezini ziyaret etti İkinci Dünya Savaşı Alman üniformalarıyla. Mayıs ayında efsanevi Neu Konservatiw– Live albümü CD olarak çıktı. Laibach, 24 Temmuz’da, 1980 yılında yasaklanan konserlerini verdikleri Delavski’de, yeni bir sahne konsepti ve sound malzemesi sergilediler. Konserin ardından Kum dağında bir parti verildi. Ağustos ayında Tanz mit Laibach single’ı çıktı. Laibach’ın WAT isimli albümü Eylül ayında çıktı ve açılış kutlaması Tito’nun yaşadığı Vila Bled’de yapıldı. Aynı etkinlikte, Maska yayınları tarafından Pluralni Monolit – Laibach in NSK kitabının tanıtımı yapıldı. Eylül ayının sonunda WAT Avrupa turnesi başladı.

2004

IRWIN-Like to Like sergisi açıldı Mart ayında Manchester’daki Cornerhouse’ta. Mayıs ayı, içeriğinde sempozyum, NSK pasaport bölümü, Peter Mlakar’ın performans konuşması ve bir de Laibach konserinin bulunduğu NSK State Dublin etkinliği ile başladı. 1 Mayıs’ta, Slovenya ile birlikte 10 farklı ülke daha Avrupa Birliği’ne dahil oldu. Irwin, Yunanistan’da Thessaloniki’de bir NSK pasaport yeri daha kurdu. WAT albümünün ikinci single’ı olan Das Spiel ist aus Eylül ayında Mute Records’tan çıktı. Laibach, Avrupa konserlerine başlamadan önce, 1997 yılından beri ilk defa Kuzey Amerika turuna çıktı. Kasım ayında, A Film from Slovenia ismindeki ikinci Laibach DVD’si çıktı.

2005

IRWIN:Like to Like vernisaj 14 Mart’ta Melbourne’da başladı. Nisan – Haziran ayları arasında Laibach, Anthem-2005 turuna çıktı, bunu İskandinavya ve Rusya’daki konserleri takip etti. 25 Temmuz’da Mute, Trans Slovenia Express Vol 2’yi çıkardı. Programın WAT albümünden oluştuğu Avrupa konserleri verildi. Mit Press Button, Ekim ayında Interrogation Machine: Laibach and NSK’yı, 300.000 VK ise 24 Ekim’de Titan CD’sini çıkardı.

2006

Avustralya, Dubrovnik, Budapeşte, Ljubljana ve İstanbul’da IRWIN sergileri açıldı. Mart ayında Laibach Reyjjavik’te konser verdi. Montenegro (Karadağ) 3 Haziran’da, Sırbistan ise 5 Haziran’da ilan etti, böylece Yugoslavya tamamen dağılmış oldu. Haziran ayında IRWIN tarafından hazırlanan East Art Map kitabı yayımlandı, buna istinaden büyük galerilerde açılış esnasında sunumlar yapıldı. Mute, 9 Ekim’de Laibach’ın Anglia single’ını ve ilgili DVD’yi çıkardı, ardından 23 Ekim’de Volk isimli albüm de çıktı. 13 Kasım’da Divided States of America isimli DVD çıktı. Laibach Focus isimli resim sergisi 9 Aralık’ta Den Haag’ta, Birds of a Feather isimli Irwin sergisi Istanbul Akbank Art Center’da gerçekleşti.

2007

Mart ayında resmi olmayan NSK Botschaft (Konsolosluğu) Reykjavik mir sergi eşliğinde açıldı. 28 Nisan’da Laibach-Kunst, Erfurt’taki Kaufhaus des Ostens’ta Monumental Retroavantgarde/Monumentalna Retroavantgarda gösterisi ile dahil oldu. Bu gösteri daha sonra 2009-2011 yılları arasında Berlin’de çeşitli Laibach-sanat sergilerinde devam etti. Bahar boyunca Avrupa’da konser verdi Laibach, yazın eski Yugoslavya’da, Eylül ayında da Moskova ve St. Petersburg’ya konserler verdi. 6 Aralık’ta IRWIN, Üsküp’teki Makedonya Ulusal Galeri’de Was is Kunst Macedonia sergisini açtı.

2008

Şubat ayında Kosovo, bağımsızlığını ilan etti. 2 Şubat’ta IRWIN-State in Time sergisi açıldı Danimarka’da Aarhus’ta. Sergi, Danimarka’daki ilk sergi olmakla birlikte aynı zamanda NSK vatandaşlarının demografik datalarını gösteren/sergileyen NSK pasaport bürosunu da içeriyordu. Sergide, NSKSTATE.COM ile birlikte hazırlanmış, Nijerya’dan gelen NSK vatandaşlığı başvurularını gösteren bir sunum konu edilmişti. East Art Map de gösterildi. Mart ve Nisan ayında Laibach, Volk-Avrupa turnesine çıktı. Bunu Mayıs ayında gerçekleşen Kunst der Fuge’nin Avusturya, İsviçre, Almanya ve Hollanda’daki açılışları takip etti.  Laibach American Volk turnesi Eylül ayının son haftasında başladı ve grup böylece ilk kez Meksika’ya gitti. 27 Ekim’de Laibach, Kunst der Fuge’yi Ljubljana’da Slovenya Filarmoni’de sergiledi. 31 Ekim’de Berlin’de Gregor Podnar galerisinde Irwin’in Monochromes sergisi açıldı.

2009

Laibach, Kunst der Fuge 2009 turuna Avusturya, Londra, Finlandiya, Prag, Belçika, Sırbistan, Hollanda ve Almanya’daki konserlerle devam etti. 26 Mayıs’ta, Lodz Polonya’da Sztuki Müzesinde Laibach’ın Instrumentality of the State Machine objelerinin bulunduğu en büyük sanat sergisi açıldı. Eylül ayında, Laibach, Mute Record Label’dan Juno Reactor ile birlikte Ljubljana’da Kino Siska’da sahne aldı. Bu konser esnasında ilk defa 80’li yıllarda derlenen çalışmaların bulunduğu Laibach Revisited çalışmasından örnekler sunuldu.

2010

Irwin’in Eye of the State sergisi 6 Şubat’ta İsrail’de İsraeli Center for Digital Art’ta açıldı. Açılışı Public Movement adındaki sanat grubu yaptı. Daha sonrasında sergi yerinde NSK pasaport birimi kuruldu. Nisan ayında Rekapitukacja/Rekapitulation kataloğu yayımlandı. 15 Nisan’da Ljubljana’da Gesamtkunst Laibach sergisi, 20 Nisan’da Zürich’te Irwin’in Was ist Kunst adlı sergisi açıldı.

Laibach-Kunst ve Irwin çalışmalarının gösterildiği serginin açılışı gerçekleşti İrlanda’da 1 Mayıs tarihinde. Laibach grup kurucuları 30 Mayıs’ta aynı yerde industrial-performance sergilediler. Laibach’ın kuruluşunun 30. Yıldönümü dolayısıyla Red Disticts, Black Cross Delavski’de Trbovlje’de sergilendi, 1980 yılında Laibach sergisi ilk kez burada gerçekleşecekti ancak isim yasağı geldiğinden dolayı sergi iptal edilmişti. 25 ve 26 Eylül’de Laibach Revisited konserleri gerçekleşti. 30 yıldönümü sebebiyle Laibach, Laibach Revisited turuna çıktı Aralık ayında.

2011

25 Ocak’ta NSK Rendez-Vous Lyon #1 açılışı gerçekleşti. 4 Şubat’ta Laibach’ın polis gözetiminde Slovenya Tiyatrosu’nda sahne aldığı etkinlik olaysız sona erdi. 24 Şubat’ta açılan ve Laibach’ın çalışmalarını sunan Laibach Kunst Perspektiven sanat galerisi, Slovenya’da yapılan en büyük Laibach sanat galerisi oldu. 24 ve 25 Şubat’ta ilk NSK Rendez-Vous Londra açıldı. Her iki günde de film gösterilerine ve ilgili tartışmalara yer verildi. 7 Mayıs’ta Laibach İsviçre’de ufak bir turneye çıktı. 12 Mayıs’ta Barcelona’daki Kunst der Fuge sergisinde Laibach konser verdi. Ljubljana’daki Amerikan Konsolosluğu, Bob Dylan’ın 70. doğumgünü adına Laibach’ın The Ballad of a Thin Man’i söylediği bir sampler çıkardı.

Haziran ayında, NSK Rendez-Vous New York açıldı, sergide filmler gösterildi ve NSK Folk Art gösterildi, aynı zamanda sunumlara ve konuşmalara da yer verildi. Eylül’de 5-LP-Box Gesamtkunstwerk-Dokument 81-86 satışları başladı. Box, canlı performanslardan ve yayınlanmamış kayıtları içeriyor. İçindeki DVD’de 1982-1984 yıllarına ait gösterilmemiş konser kayıtları yer alıyor. Ekim ayında State of Emergence kitabı yayımlandı. Kitabın açılışı için NSK-Rendez-Vous açılışları gerçekleşti Londra, Münih, Nürnberg, Leipzig ve Berlin şehirlerinde. 3 Kasım’da, yine kitabın tanıtımı ile birlikte, SKUC Ljubljana’da üçüncü Folk Art sergisi açıldı.

2012

New York MoMA’da 1-3 Şubat tarihleri arasında NSK pasaport standı ve Rendez-Vous sergileri yer aldı. 1 Mart’ta Irwin’in Was Ist Kunst’u açıldı Brüksel’de. 20 Mart’ta 1987 yılından beri Londra’daki en büyük NSK aksiyonu olan Neue Slowenische Kunst 1984-1992’nin arşivlenmiş sergisi başladı Chelsea Space Galerisinde. Peter Mlakar’ın konuşması eşliğinde ve NSK pasaportlarının dağıtılmasıyla 3 Nisan tarihinde Irwin: Time for a New State / NSK Folk Art sergisi açıldı Londra’da Calvert 22 Galeri’sinde. Sergi kapsamındaki etkinlikler Haziran ayına kadar sürdü, etkinlikler arasında Miran Mohar ve Eda Cufer’in konuşmaları da yer aldı. 26 Mart tarihinde Laibach, maaliyeti Crowfunding tarafından karşılanmış Iron Sky isimli Science-Fiction komedi filminin galasında çaldı ve ardından filmle bağlantılı olan We Come In Peace turuna başladı. Başından beri, Laibach film müziklerinde kullanmak isteniyordu. Film yönetmeni Timo Vuorensola Volk’tan oldukça etkilenmişti. 9 Nisan’da Laibach, filmdeki diyaloglardan alıntılar ve B-Mashina ve America’dan parçalar da içeren soundtrack albümünü çıkardı. Soundtrack’in atmosferi parodist (Hollywood’un klişelerine uyum sergileme açısından) ve karanlık, savaşsal malzemelerden oluşuyor. Film Nisan ayının başında birçok ülkede gösterime girdi ve Almanya’da en büyük başarıyı elde etti. İngiltere’de film tek sefer (o da filmin galasında) gösterilmesine rağmen, yoğun tepkiler sonucunda birkaç gösterime daha yer verildi. Filmin bu kadar az gösterilmesi, filmdeki yoğun anti-Amerika tavrından kaynaklandığı düşünülüyor, Amerika’da ise film sadece tek bir kez New York’ta gösterildi.

14 Nisan’da Londra’da Tate Modern’de bir günlük Neue Slowenische Kunst 1984-1992 sempozyumu düzenlendi, ardından Laibach konseri verildi, bu konserin biletleri tamamen satılmıştı. Marcus Campbell Art Kitabevinde kitabın yazarı Wirtschaft ist Tot 2012: Laibach’S Kapital 20 years on ile ilgili bir sunum yaptı.

3 Eylül’de Mute, An Introduction To … Laibach – Reproduction Prohibited isimli bir derleme çıkardı, bu derleme Warm Leatherette ve Ballad of a Thin Man parçalarının daha önce yayınlanmamış versiyonlarını da içeriyor. Velenje’de (Slovenya) bir maden müzesinde Laibach Kunst – Glück Auf! sergisi açıldı. 19 Ekim’de Laibach tekrar aynı yere gelip, yerin 200m altında bir konser verdi. We Come in Peace turnesi 8 Eylül’de Bratislava’da devam etti. 16 Kasım’da Laibach, Kosovo’daki ilk konserini verdi, aynı yerde Irwin’in Time for a New State sergisi açıldı.  24 Kasım’da Düsseldorf tiyatrosunda Tolstoy’un Karanlığın Gücü oyunu yeniden derlendi. Yeni düzenlemedeki müzik Laibach’a ait ve sahnede Laibach’ın vokalinin resmi gösterildi.

2013

18 Ocak’ta Irwin Was Ist Kunst sergisi açıldı Berlin’de. Laibach, 21 Nisan’da, Tito’nun güya nükleer komando merkezinde gerçekleşen 2. Konjic Bienaline katılacağını açıkladı. 16 Mayıs’ta Leipzig’teki NSK-Akademisi NSK STATE LIPSK’i hayata geçirdi, ve bu vesileyle Leipzig’te bir çok Laibach sunumu, okumaları ve film gösterileri gerçekleşti. Filmlerin arasında “1st NSK Citizens’ Congress Berlin” filminin prömiyeri de yer aldı. Laibach, kendi internet sayfasında, Volkskunst bölümünü açtı. Bu bölüme, 20 Haziran’da Türkiye linki eklendi ve linkte “ISTANBUL’DAKİ DİRENİŞLER ESNASINDAKİ KURBANLARA ADANMIŞTIR. TÜRKİYE’DEKİ DİRENİŞLERİ DESTEKLER” yazıyordu. Beş gün sonra Laibach bu haberi sosyal medyada “Bulgaristan, Brazilya, Yunanistan ve Türkiye’deki direnişlere destek” adı altında yaydı. Eylül ayının sonunda Irwin, Laibach ve diğer Ex-Yugoslavya’lı sanatçılar Graz’taki Was Ist Kunst – Resuming Fragmented Histories sergisinde yer aldılar. 12 Aralık’ta Irwin e-flux (New York’ta) elektronik NSK Konsolosluğunu açtılar. İlk Hong Kong konseri 2014 yılında gerçekleşti.

 

LAIBACH 3 Mart 2014’de Mute Records’dan yayınladığı Spectre albümü –öncesinde çıkardığı “S” EP’si- ile yoğun konser yaşamına devam ediyor.


 laibach NSK'ya giriş arka kapak ortaya

 

 

subpress@yandex.com 

 

[1] Bin Yayla, Norgunk Yayınları tarafından SUB bu kitabı hazırlarken henüz basılmamıştı, çevirisinin bitmek üzere olduğunu bildiğimiz eser şu sıralar yayımlanmayı bekliyor.

[2] Arthur C. Clarke, İthaki Yayınları, 2006 İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s