Minör Bir Edebiyat Nedir? Félix Guattari / Gilles Deleuze

images
SUB PRESS’e teşekkürlerimizle..
Türkçesi: Barış Tanyeri

Şimdiye dek yalnızca içerikler ve formları üzerinde durduk: eğik baş-düzeltilmiş baş, kaçışın üçgen-çizgileri. Ve ifade düzleminde eğik başın fotoğrafla, dik başın da sesle ilişkilendirildiği doğrudur. Ama form ve deformasyon ya da ifade kendi başlarına değerlendirilmedikleri sürece içerik seviyesinde dahi gerçek bir çıkış yolu olduğu söylenemez. Yalnızca ifade bize metodu verir. İfade problemi Kafka tarafından somut ve evrensel bir biçimde değil, minör olarak değerlendirilen edebiyatlarla ilişkili bir biçimde sunulur; örneğin Varşova ve Prag’ın Yahudi edebiyatı. Minör bir edebiyat minör bir dilden gelmez; daha ziyade majör bir dilin içinde bir azınlığın oluşturduğu bir şeydir. Ama her koşulda minör edebiyatın ilk karakteristiği onun içinde dilin yüksek derece bir bölgesinden edilme ile etkilenmesidir. Bu anlamda Kafka Prag Yahudileri’nin yazılarına erişimi engelleyen ve edebiyatlarını imkansız bir şeye çeviren kördüğümdür –yazmamanın imkansızlığı, Almanca yazmanın imkansızlığı, başka türlü yazmanın imkansızlığı.1 Yazmamanın imkansızlığı, çünkü belirsiz ya da baskı altındaki ulusal bilinç edebiyat aracılığıyla var olur (“Edebi mücadelenin asıl müstenidatı mümkün olan en yüksek seviyelerdedir.”) Almanca dışında bir dilde yazmanın imkansızlığı Prag Yahudileri için primitif Çek bölgeselliğinden indirgenemez bir mesafe hissine eşdeğerdir. Ve Almanca yazmanın imkansızlığı kitlelerden kesilerek alınmış, “kağıt dili” ya da yapay bir dil gibi bir dili konuşan baskıcı bir azınlık olan bizzat Alman toplumunun bölgesinden edilmesidir; bu, bu azınlığın hem bir parçası olan hem de “beşiğinden Alman bir çocuk çalmış çingeneler” gibi ondan ayrı tutulan Yahudiler için özellikle geçerlidir. Kısacası, Prag Almancası bölgesinden edilmiş, garip ve minör kullanımları olan bir dildir. (Bu, başka bir bağlamda bugün Amerika’da siyahların İngilizce diliyle yapabildikleri şeyle karşılaştırılabilir.)

Minör edebiyatların ikinci karakteristiği, içlerindeki her şeyin politik olmasıdır. Buna karşın majör edebiyatlarda bireysel kaygı (ailevi, evlilik ile ilgili vesaire) diğer bireysel kaygılarla birleşir, sosyal ortam yalnızca bir çevre ya da arka plan görevi görür; bu o denli geçerlidir ki bu Ödipal entrikaların hiçbiri spesifik olarak vazgeçilmez ya da mutlak gerekli olmasa da büyük bir alanda bir olurlar. Minör edebiyat tamamen farklıdır; sıkışık alanı her bir bireysel entrikanın derhal politikaya bağlanmasını zorlar. Bireysel kaygı böylece daha gerekli, vazgeçilmez ve büyük bir hale gelir çünkü içinde tamamen başka bir hikaye titreşmektedir. Bu açıdan aile üçgeni değerlerini belirleyen diğer üçgenlere bağlanır –ticari, ekonomik, bürokratik, kanuni. Kafka minör edebiyatın hedeflerinden birinin “baba ve oğlu karşı karşıya getiren ihtilafın saflaştırılması ve çelişkinin tartışmaya açılma olasılığı,” olduğunu söylediğinde bunun Ödipal bir hayal değil, politik bir program meselesi olduğunu görebiliyoruz. “Bir şey bazen sakince değerlendirilse bile benzer şeylerle bağlantılı olduğu sınıra her zaman ulaşılmıyor. Kişi sınıra en çabuk politikada ulaşıyor, hatta o orada değilken bile onu görmeye çalışıyor, ve genellikle bu kısıtlayıcı sınırı her yerde görüyor… Büyük bir edebiyatta alt tarafta gerçekleşen, yapının vazgeçilmez olmayan mahzenini oluşturan bir şey, burada gün ışığı altında gerçekleşiyor, orada birkaç kişinin çok az ilgisini çeken şey burada herkesi bir ölüm kalım meselesiymişçesine çekiyor.”2

Minör edebiyatın üçüncü karakteristiği, içindeki her şeyin kolektif bir değer kazanmasıdır. Minör bir edebiyatta yetenek çok bulunmadığı için bireyleşmiş bir ifadenin herhangi bir “ustaya” ait olma ve kolektif bir ifadeden ayrı olma ihtimali bulunmaz. Yeteneğin nadirliği yararlıdır ve ustalar edebiyatı dışında bir şeyin kavranmasına yardım eder; her bir yazarın birer birey olarak söylediği şeyler zaten ortak bir eylem belirler, ve diğerleri aynı fikirde olmasalar bile söylediği ya da yaptığı şeyler illaki politik olmak zorunda değildir. Politik alan bütün ifadelere (énoncé) bulaşmıştır. Ama her şeyden öte kolektif ya da ulusal bilinç “genellikle dışsal hayatta pasif ve sürekli çökme sürecinde” olduğundan ötürü edebiyat kendini sık sık kolektif, hatta devrimci ifade rolü ve işlevini üstlenmiş bir şekilde bulur. Kuşkuculuğa rağmen aktif bir dayanışma üreten edebiyattır; ve yazar sınırlar içinde ya da narin topluluğunun tamamen dışındaysa bu durum yazarın başka bir olası topluluk ifade etmesinin ve başka bir bilinç ve hassasiyet yaratmasının önünü açar; tıpkı “Soruşturmalar”ın köpeğinin yalnızken başka bir bilim istemesi gibi. Edebi makine böylece devrimci bir oluşan-makinenin aktarıcısı olur ve bunun sebebi ideolojik sebepler değil, yalnızca edebi makinenin bu ortamda başka yerde bulunmayan kolektif bir ifadenin şartlarını yerine getirmeye azmetmiş olmasındandır: edebiyat halkın kaygısıdır.3Kafka problemi tam olarak bu açıdan görür. Mesaj, sebebi olan ifade eden bir özneye dönmez, tıpkı etkisi olan ifade öznesine dönmeyeceği gibi. Şüphesiz ki Kafka bir süre için iki öznenin bu geleneksel kategorilerine göre düşünmüştür, yazar ve kahraman, anlatıcı ve karakter, hayalci ve hayal edilen.4 Ama kısa bir süre sonra anlatıcı rolünü reddeder, Goethe’ye olan hayranlığına rağmen bir yazar ya da usta edebiyatını reddedeceği gibi. Fare Josephine “halkının büyük kahramanlar kalabalığının” kolektif beyanına kaynaşabilmek için bireysel şarkı söyleme eylemini reddeder. Bireyleşmiş hayvandan sürüye ya da kolektif çoğunluğa –yedi müzisyen köpek. “Bir Köpeğin Araştırmaları”nda yalnız araştırmacının ifadeleri, kolektif olma durumu artık geçerli olmasa ya da henüz ortaya konulmamış olsa da köpek türünün kolektif beyanından oluşan bir meclise yöneliktir. Bir özne yoktur; yalnızca beyanın kolektif meclisleri vardır, ve edebiyat bu eylemleri dışarıdan empoze edilmedikçe ve gelecek şeytani güçler olarak var oldukça ya da inşa edilecek devrimsel güçlerse ifade eder. Kafka’nın yalnızlığı onu bugün tarihte olan her şeye açar. K harfi artık bir anlatıcı ya da karakteri değil, makineye benzeyen bir meclisi, kolektif hale gelen bir aracıyı temsil eder, çünkü içindeki yalnızlıkta bir birey kilitlidir (yalnızca bir özneyle ilişkili olarak bireysel bir şey kolektiften ayrılıp kendi hayatını yaşayabilir).

Minör edebiyatın üç karakteristiği dilin bölgesinden edilmesi, bireyin politik aracısızlıkla ilişkilendirilmesi ve beyanın kolektif meclisidir. Minörün spesifik edebiyatları değil, büyük (ya da belli başlı) edebiyatın özünde olan her edebiyatın devrimsel koşullarını belirlediğini söyleyebiliriz. Büyük bir edebiyatın olduğu bir ülkede doğacak kadar şanssız olanlar bile tıpkı bir Çek Yahudi’nin Almanca, ya da bir Özbek’in Rusça yazması gibi o dilde yazmalıdır. Çukur kazan bir köpek, delik açan bir fare gibi yazmak. Bunu yapmak için kendi az gelişmişlik noktasını, kendi lehçesini, kendi üçüncü dünyasını, kendi çölünü bulmalıdır. “Marjinal edebiyat nedir?” ve “Popüler edebiyat nedir, proleter edebiyat nedir?” gibi sorular üzerine çok tartışıldı. Daha objektif bir kavramla işe başlanırsa kriterlerin zor olduğu ortadadır –yani minör bir edebiyatla başlanırsa. Yalnızca majör dilin minör pratiği içten sağlanırsa popüler edebiyat, marjinal edebiyat vesaire tanımlanabilir.5 Yalnızca bu şekilde edebiyat kolektif bir ifade makinesi haline gelebilir ve içerikleriyle başa çıkıp geliştirebilir. Kafka minör bir edebiyatın materyaliyle uğraşmada çok daha muktedir olduğunun üzerinde durur.6 Peki neden söz makinesi ve aslında bu nedir? Bunun dilin bir çok bölgeden edilmesiyle ilişkili olduğunu biliyoruz; kırsal çevreyle birlikte Çek dilini bırakan Yahudilerin durumu budur, ama aynı zamanda Alman dilinin “kağıt dili” olması da buna tekabül eder. İşi daha da ileri götürebiliriz; bu ifadenin bölgesinden edilmesi hareketini daha da ileri taşıyabiliriz. Ama bunu yapmanın yalnızca iki yolu var. Biri bu Almancayı suni olarak zenginleştirmek, bütün sembolizm, ayakta uyuma, ezoterik anlam, saklı bildirgeç kaynaklarını şişirmektir. Bu Prag okulundaki MaxBrod da dahil olmak üzere GustavMeyrink ve pek çok başka ismin de yaptığı şeydir.7 Ama bu çaba arketip, Kabala ve simya zemininden hareketle umutsuz bir sembolik yeniden bölge kazandırma çabasıdır ve halktan kopuşu şiddetlendirip politik sonucunu yalnızca Siyonizm ya da “Siyon hayali,” gibi şeylerde bulur. Kafka diğer yolu seçecektir, ya da daha doğrusu diğer yolu icat edecektir. Prag’ın Almancasını fakirliğiyle olduğu gibi kabul edecektir. Topyekun süssüzlük elde edene dek sürekli olarak bölgeden edilme yönüne ilerleyecektir. Dil çorak olduğundan dolayı onu yeni bir yoğunlukla titreştirecektir. Dilin sembolik ve hatta önemli ya da basitçe bildirgeç içeren kullanımlarının tamamen yoğun kullanımına karşı duracaktır. Mükemmel ve formu olmayan bir ifadeye, materyal olarak yoğun bir ifadeye varacaktır. (Bu iki yol nazarında aynı alternatifleri başka koşullar altında Joyce ve Beckett’da da bulamıyor muyuz? İrlandalılar olarak ikisi de minör bir edebiyatın ılıman koşullarında yaşadılar. Bu tür minör edebiyatın şanı da budur –bütün edebiyat adına devrimci bir güç olmak. Joyce’da İngilizce ve bütün dillerin faydalı hale getirilmesi. Beckett’da İngilizce ve Fransızca’nın kullanılması. Ama Joyce sürekli neşe ve fazla-şevk ile çalışır ve her tür dünya çapındaki yeniden bölge edinmeyi olanaklı kılar. Beckett ise kuruluk ve süssüzlük, tercih edilmiş bir yoksulluk ile bölgeden edilmeyi öyle bir noktaya kadar iter ki yoğunluklar dışında başka bir şey kalmaz.)

Bugün dünyada kaç kişi kendilerine ait olmayan bir dilde yaşıyorlar? Ya da artık kendi dillerini değil, hizmet etmek zorunda oldukları majör dili yarım yamalak biliyorlar? Göçmenlerin, özellikle de göçmen çocukların, azınlıkların, minör edebiyatın problemi bu, ama aynı zamanda hepimizin problemi: minör bir edebiyatı dilinden nasıl kesip dile meydan okumasını ve süssüz, devrimci bir yola girmesini nasıl sağlarsınız?

İster zengin ister fakir olsun her dil ağzın, dilin ve dişlerin bölgesinden edilmesini beraberinde getirir. Ağız, dil ve dişler primitif bölgelerini yemekte bulurlar. Ağız, dil ve dişler kendilerini seslerin değişimine vererek bölgelerinden ederler. Yani yemek ve konuşmak arasında belli bir ayrışım vardır, ve hatta bütün görünümlere rağmen yemek ve yazmak arasında da bu bulunur. Şüphesiz ki kişinin yemek yerken yazması yemek yerken konuşmasından daha kolaydır, ama yazmak sözcükleri yemekle yarışmaya muktedir şeylere çevirmenin ötesine geçer. İçerik ve ifade arasındaki ayrışım. Konuşmak, ve özellikle yazı yazmak oruç tutmaktır. Kafka yemeğe takıntılıdır, yani mükemmel yemek formuna, başka bir deyişle hayvan ya da et –ağız ve dişler ve büyük, sağlıksız, ya da altın kaplı dişlere takıntı.8 Kafka’nın Felice ile ilgili problemlerinden biri budur. Oruç tutma Kafka’nın yazılarında sürekli karşımıza çıkan bir temadır. Onun yazdıkları uzun bir oruç tutma tarihidir. Kasaplar tarafından incelenen Açlık Ustası etlerini çiğ yiyen hayvanların yanında kariyerine son verir, ve ziyaretçileri irrite eden bir alternatifle baş başa bırakır. Köpekler, inceleme yapan köpeğin ağzını yemekle doldurarak soru sormasını durdurmaya çalışırlar, ve burada da irrite eden bir alternatif vardır: “Beni kovup sorularımı dinlemeyi reddetmek onlar için iyiydi. Ama hayır, onlar bunu yapmak istemediler; sorularımı dinlemek istemiyorlardı, ama bunun sebebi bu soruları sorduğum için beni kovmak istemediler.” İnceleme yapan köpek iki ilim arasında karasız kalır, biri yemek –Dünya’nın ve eğik başın ilimi (“Dünya bu yemeği nasıl üretiyor?”- ve hava ve dikleşmiş başın ilmi olan müzik ilmi. En baştaki yedi müzikal köpek ve sondaki şarkı söyleyen köpek bunu gösterir. Ama ikisi arasında ortak bir şey vardır, zira yemek yukarıdan gelebilir ve yemek ilmi yalnızca oruç tutma üzerinden gelişebilir, tıpkı müziğin garip bir şekilde sessiz olması gibi.

Dil, bölgeden etmesini anlamda yeniden bölge kazandırmayla telafi eder. Duyulardan birinin bir organı olmaktan çıkarak Anlam’ın bir aracı haline gelir. Ve seslerin belirlenmesini (sözcüğün bildirdiği şey ya da şeylerin hali) gerçekleştiren doğru anlam, görüntü ve metaforların (sözcüklerin belli koşullar ya da durumlarda sözcüklerin bildirdiği şeyler) sahteliklerini gösteren de mecazi anlamdır. Yani anlama yalnızca spiritüel olarak değil, fiziksel olarak da yeniden bölge kazandırılır. Benzer şekilde dil yalnızca anlamla ve ifadenin direkt ya da metaforik olarak bildirilen şeyle ilişkili olan öznesiyle ilişki halinde olan bir beyan öznesinin ayrımı ve tamamlayıcılığı üzerinden var olur. Dilin bu tür sıradan kullanımına yaygın ya da temsili denebilir –dilin yeniden bölge kazandıran işlevi (yani “Soruşturmalar”ın sondaki şarkı söyleyen köpek kahramanı orucunu bırakmaya zorlar, bir tür yeniden-Ödipal hale getirme).

Şimdi bir şey vuku bulur: Çekçe ve İbranice karışımı akıcı bir dil olan Çekoslovakya’daki Almanca dilinin durumu Kafka’ya icat olasılığını sunar. Hal böyle olduğundan dolayı (“hal böyle, hal böyle,” Kafka’nın sevdiği bir formül, gerçek bildiren bir durum), anlamı terk edip üstü kapalı bir şey olarak gösterir; anlamın yalnızca iskeletini tutar, ya da bir kağıt kesiğini.

Değiştirilmiş ses, anlamda yeniden bölge kazanacak bölgesinden edilmiş bir gürültü olduğu için tamamen ve geri çevrilemez şekilde bölgesinden edilecek olan şimdi yeni sesin kendisidir. Bu yeni bölgeden etmede bulunan ses ya da sözcük her ne kadar içinden gelse de artık ne bir dil anlamının parçası, ne de her ne kadar öyle görünse bile organize bir müzik ya da şarkıdır. Gregor’un nağmelerine ve sözcükleri nasıl bulandırdığına, farenin çaldığı ıslığa, maymunun öksürmesine, çalmayan piyaniste, şarkı söylemeyen ve şarkı söylemeyişiyle şarkısını oluşturan şarkıcıya, müzik yaymadıklarından ötürü bedenlerinin diplerinde müzisyen olan müzisyen köpeklere dikkat çektik. Organize müzik her ortamda bir fesih çizgisine haiz –tıpkı bir anlam dilinin bir kaçış çizgisine sahip olması gibi- ve böylece kendi adına konuşan ve forma sokulmasına gerek olmayan yaşayan ve ifade eden bir materyali özgürleştiriyor.9 Bu anlamdan koparılan, anlamı fetheden, anlamın aktif nötrleştirilmesini sağlayan dil değerini yalnızca ve yalnızca bir sözcüğün aksanında, çekiminde buluyor: “İşe yaramaz kafamı bir anlığına unuttuğum küçük bir sözcüğün sesli harfinde, orada burada yaşıyorum yalnızca.”10 Çocuklar anlamını yalnızca belli belirsiz hissettikleri bir sözcüğü kendi etrafında titreşmesi için tekrarlama egzersizinde oldukça becerikliler (Kale’nin başında okul çocukları o kadar hızlı konuşuyorlar ki söyledikleri anlaşılmıyor). Kafka çocukken babasının deyimlerinden birini bir anlamsızlık çizgisinden kaçması için nasıl sürekli olarak tekrar ettiğini anlatıyor: “ayın sonu, ayın sonu”11 Kendi içinde bir anlamı olmayan özel isimler bu tür bir egzersiz için özellikle uygun. Milena, i harfi vurgulandığında “Bohemia’da başıboş bir Yunan ya da Romalı, Çekler tarafından şiddete uğramış, aksanı elinden alınmış,” gibi bir anlam çağrıştırmaya başlıyor önce, daha sonra daha hassas bir yakınsama ile “kollarına alıp dünyanın dışına götürdüğün bir kadın, ateşten kaçırdığın,” gibi bir anlam. Buradaki aksan sürekli bir düşme olasılığını, ya da tam tersine “yükünle birlikte yaptığın şanslı sıçrama”yı çağrıştırıyor.12

Görece ve yüksek derecede nüanslı olsa da bize göre Milena isminin iki çağrışımı arasında belirli bir fark var: kişi hala kendini yaygın, hayali türden figüratif bir sahneye bağlı olarak görüyor; ikincisi ise çok daha yoğun, ismin kendi içinde bulunan bir yoğunluk eşiğindeki düşüşü ya da sıçrayışı gösteriyor. Anlam aktif bir şekilde nötrleştiğinde burada olan şey vuku buluyor. Wagenbach’ın dediği gibi, “Dünya efendidir; direkt olarak görüntüyü doğurur.” Ama bu prosedürü nasıl tanımlayabiliriz? Anlamdan geriye yalnızca kaçış çizgilerini yönlendirecek kadar parça kaldı. Artık özel bir isimle bir şeyi tanımlama ya da figüratif bir anlam aracılığıyla metafor tayini gibi bir şey yok. Ama görüntüler gibi şey de artık bir dizi yoğun hal, bir merdiven, ya da kişinin herhangi bir anlamda yüksekten alçağa ya da alçaktan yükseğe kendi etrafında döndürebileceği bir yoğunluklar devresi dışında bir şey oluşturamıyor. Görüntü bizzat bu dönme hali; vuku bulma haline geldi –insanın köpek-olması ve köpeğin insan-olması, insanın maymun-olması ya da böcek-olması, ya da tam tersi. Artık örneğin köpek sözcüğünün bir hayvanı bildirdiği ve metaforik olarak başka şeyleri kast ettiği (mesele “köpek gibi” derken) sıradan, zengin bir dil durumu yok.13Günlükler, 1921: “Metaforlar edebiyat hakkında umutsuzluğa kapılmamın sebeplerinden biri.” Kafka kasten bütün metaforları, sembolizmi, bildirgeçleri ve tanımlamaları yok ediyor. Metamorfoz, metaforun tam tersidir. Figüratif anlamın artık doğru düzgün bir anlamı yok ve diğer şeyler, onların kaçış çizgilerini izleyen bölgelerinden edilmiş ses ve sözcüklerin hücumuna uğramış yoğunluklardan başka bir şey değiller. Artık mesele bir hayvan ve bir insan arasındaki davranış benzerliği sorunu değil; basit bir sözcük oyunu hiç değil. Artık insan ya da hayvan yok, zira bir akış birleşiminde, tersine çevrilebilir bir yoğunluklar devamlılığında ikisi de birbirini bölgelerinden ediyorlar. Mesele farkın maksimumunu bir yoğunluk farkı olarak içinde bulunduran bir vuku-bulma, bir bariyerin aşılması, bir yükselme ya da düşme, bir eğme ya da kalkma, bir sözcüğün vurgusu. Bir hayvan insan “gibi” konuşmuyor, dilden bildirgeç eksikliği olan tonaliteleri çekiyor; kelimelerin kendileri de hayvanlar “gibi” değil, kendi çaplarında tırmanan, havlayan ve gezen, doğru düzgün linguistik hayvanlar, böcekler ya da fareler.14 Dizileri titreştirmek, sözcüğü beklenmedik içsel yoğunluklara açmak –kısaca dilin bildirmeyen, yoğun bir kullanıma konulması. Dahası, artık beyan öznesi ya da ifade öznesi diye bir şey de yok. Artık bu beyan öznesi bir insan “gibi” kalan bir köpek olan öznenin ifadesi değil; ifade öznesi insan olmaya devam eden, böcek “gibi” olan bir beyan öznesi değil. Çoklu ya da kolektif meclisin özünde ortak bir vuku-bulmayı oluşturan bir haller devresi var.

Prag’daki Almanca dilinin durumu –soluk bir kelime haznesi, yanlış sözdizimi- böyle bir kullanıma nasıl katkıda bulunuyor? Genel olarak ne kadar çeşitli olurlarsa olsunlar “bir dilin içsel tansiyonlarını” ifade eden linguistik unsurlara intansif ya da tensör deriz. Dilbilimci VidalSephihaintansifi bu anlamda “bir kavramın sınırına ya da ötesine hareket etmeyi sağlayan herhangi bir dilbilimsel araç” olarak görür ve dilin hareketinin aşırı uçlara, geri çevrilebilir bir öte ya da öncesine yönelmiş olma durumunun altını çizer.15Sephiha her tür anlama gelebilecek, her tür usta-sözcüğü, fiilleri veya ilgeçler olabilecek bu tür unsurların çeşitliliğine dikkat çeker; İbranicedeki gibi isimden önce gelen ya da tamamen eylem fiilleri; bağlaçlar, ünlemler, zarflar; ve acı bildiren terimler.16 Sözcüklerin içinde bulunan aksanlara, uyumsuz işlevlerine de değinilebilir. Ve minör bir edebiyatın dili bu tensör ya da intansifleri özellikle geliştiriyor gibi durur. Wagenbach Çekçeden etkilenmiş Prag Almancasını analiz ederken bu Almanca formunun karakteristiği olarak yanlış ilgeç kullanımını gösterir; isimden önce gelenin yanlış kullanımı; uysal fiillerin kullanımı (“koymak, oturmak, yerleştirmek, götürmek” gibi anlamlarda kullanılabilen ve dolayısıyla intansif olan Giben gibi); zarfların çokluğu ve art arda gelmesi; acı-dolu çağrışımların kullanımı; aksanın sözcüğe içkin bir tansiyon olarak kullanımı; ve sesli ve sessiz harflerin içsel bir uyumsuzluğun parçası olarak dağıtımı. Wagenbach şu nokta üzerinde ısrar ediyor: bütün bu dil yoksulluğu noktaları Kafka’da mevcut, ama yeni bir süssüzlük, yeni bir ifade etme, yeni bir esneklik, yeni bir yoğunluk amacı taşıyan yaratıcı bir kullanıma koyma tarafından ele geçirilmiş durumdalar.17 “Yazdığım neredeyse bütün sözcükler yanındakilere değiyor, sessiz harflerin yorgun bir şekilde birbirlerine sürttüklerini, ve sesli harflerin varyete şovundaki Zenciler gibi şarkı söylediklerini duyabiliyorum.”18Dil, aşırı uçlarına ya da sınırlarına doğru yönelmek için temsili olmaktan çıkıyor. Acı çağrışımı, tıpkı Gregor’la acı veren nağmeler olan sözcükler, ya da Franz’ın “tek ve geri çevrilemez” haykırışındaki gibi bu metamorfoza eşlik ediyor. Godard’ın filmlerinde Fransızcanın konuşma dili olarak kullanıma koyulmasını aklınıza getirin. Orada da bütün deyimlerin temelini oluşturan stereotipsel zarflar ve bağlaçların bir toplanması var –Fransızcayı Fransızcanın içinde minör bir dil yapan garip bir yoksulluk; sözcüğü direkt olarak görüntüye bağlayan yaratıcı bir süreç; dizilerin sonunda “yeter, yeter, yeter,” sınırının yoğunluğuyla ilişkili olarak yükselen bir teknik, ve kameranın yerinden ayrılmadan yükselip etrafta süzülerek görüntüyü titreştiren çekim tekniğiyle üst üste gelen genel bir yoğunlaştırma.

Belki de görüntülerin karşılaştırmalı incelemesi, farklı diller arasında aynı grupta olan dilin işlevi araştırmalarından daha az ilginç olabilir –iki-dillilik, hatta çok-dillilikte. Yalnızca farklı dillerdeki işlevlerin araştırması sosyal faktörleri, güç ilişkilerini ve farklı güç merkezlerini açıklayabileceği için “bilgilendirici” mitten bir düzen aktarıcısı, bir güç yaptırımı ya da buna bir karşı koyma olarak hiyerarşik ve mecburi bir dil sistemini değerlendirmek için kaçınır. Ferguson ve Gumperz’in araştırmalarını kullanan HenriGobard dört dilli bir model öne sürmüştür: kırsal ya da kökeni kır olan topluluklardaki yerel, anneye ait dil; araç olan, şehirde kullanılan, idari, hatta dünya çapında bir dil, iş dünyası, ticari değişim, bürokratik aktarım vesaire dili, yani ilk tür bölgeden etme dili; ima yollu dil, anlam ve kültür dili, kültürel bir yeniden bölge kazandırma gerektiren bir dil; kültürlerin ufkunda bulunan, spiritüel ya da dinsel yeniden bölge kazandırmaya yakalanmış mitik bir dil. Bu dillerin zaman-mekansal kategorileri birbirlerinden çok farklıdır; yerel dil buradadır; araç olarak kullanılan dil her yerdedir; ima yollu dil oradadır; mitik dil ötededir. Ama her şeyden öte bu dillerin dağılımı bir gruptan diğerine, ve aynı grup içinde bir çağdan diğerine farklılık gösterir (Avrupa’da uzun bir zaman boyunca Latince önce ima yollu, sonra mitik bir dil hale gelmeden önce yerel bir dildi; İngilizce bugünün dünyasında dünya çapında araç olarak kullanılan dil haline geldi).19 Bir dil hakkında geçerli olan şey diğeri için söylenemez, ve söylenebilecek ve söylenemeyecek şeylerin bütünü her bir dille ve bu dillerin birbirleri ile olan ilişkileri ile değişir.20 Dahası, bütün bu faktörler materyale göre belirsiz uçlara ve değişken sınırlara sahip olabilir. Bir dil bir materyal için belli bir işlevi görür ve başka bir dil başka bir materyal için belirli bir işlev görür. Bir dilin her bir işlevi buna karşılık bölünür ve beraberinde çoklu güç merkezleri taşır. Diller bulantısı, ve kesinlikle bir diller sistemi değil. Mass Fransızca telaffuz edildiğinde ağlayan entegrasyon yanlılarının öfkesini anlayabiliriz, zira Latin’in mitik işlevinin elinden alındığını düşünmektedirler. Ama klasik akımcılar zamanın daha da arkasındadırlar ve ağlarlar çünkü Latince’nin elinde ima yollu kültürel fonksiyonu bile alınmıştır. Bu dilin uyguladığı ve şimdi yerini başka formların almış olduğu dinsel ve eğitimsel güç formlarına üzülürler. Gruplar arasında geçişin daha ciddi örnekleri de mevcuttur. Bölgeciliğin dirilişi, lehçe ya da ağızın yeniden bölge edinmesi, yerel bir dil –bu dünya çapında ya da uluslar ötesi teknokrasiye nasıl yarar sağlıyor? Bu, çağdaş bir anlam vermeye çalıştığı arkaizmlerle dolu olan devrimci hareketlere nasıl katkıda bulunuyor? Servan-Schreiber’denBreton ozanına ve Kanada şarkıcısına. Ve sınırlar aslında böyle bölünmüyor, zira Kanadalı şarkıcı da yeniden bölge kazandırmanın en tepkisel, en Ödipal formunu kazandırabilir, oh mama, oh doğduğum topraklar, kulübem, olé, olé. Buna bir bulanıklık, karmaşık tarih, politik bir durum adını verebiliriz, ama dilbilimciler bunu bilmiyor, bilmek istemiyorlar, zira “apolitik”ler, yalnızca birer bilim adamı. Chomsky bile bilimsel apolitikliğini Vietnam savaşına karşı cesurca mücadele ederek telafi etti.

Hapsburg imparatorluğuna geri dönelim. İmparatorluğun düşüşü ve çöküşü krizi şiddetlendiriyor, her yerde bölgeden etme hareketlerinin oluşmasına sebep oluyor, ve her tür kompleks yeniden bölge kazandırmaları davet ediyor –arkaik, mitik ya da sembolik. Rastgele bir şekilde Kafka’nın çağdaşlarından alıntılar yapabiliriz: Einstein ve evrenin temsilini bölgesinden etmesi (Einstein Prag’da ders veriyor, ve fizikçi Philipp Frank Kafka’nın da bulunduğu o salonda konferanslar veriyor); Avusturyalı dodekafoncular ve müzikal temsili bölgesinden etmeleri (Wozzeck’de Marie’nin ya da Lulu’nun ölümündeki çığlık, ya da bize göre aşağı yukarı Kafka gibi belli bir müzikal yolu izleyerek yankılanan si); ekspresyonist sinema ve görüntüyü çifte bölgeden etme ve yeniden bölge kazandırma hareketi (Çek kökenli Robert Wiene; Viyana doğumlu FritzLang; Paul Wegener ve Prag’dan temalar kullanması). Tabii ki Viyana psikanalizi ve Prag okul dilbiliminden de bahsetmeliyiz.21 “Dört dile” nazaran Prag Yahudilerinin spesifik konumu nedir? Kırsal bir ortamdan gelen bu Yahudilerin yerel dili Çekçedir, ama Çekçe unutulur ve baskı görür; İbraniceye gelince, genellikle küçük görülür ya da şüpheyle yaklaşılır –Kafka’nın söylediğine göre korkutur. Almanca kasabaların yerel dili, devletin bürokratik dili, değişimin ticari dilidir (ama son zamanlarda bu amaçla İngilizcenin kullanılması zaruri hale gelmiştir). Almanca dilinin –bu sefer Goethe’nin Almancasından bahsediyoruz- kültürel ve ima yollu bir işlevi vardır (daha az olsa da Fransızcanın da olduğu gibi). Mitik bir dil olan İbranice Siyonizm’in başlamasıyla ilişkilidir ve hala aktif bir hayal niteliğini taşır. Bu dillerin her biri için bölgesellik, bölgeden etme ve yeniden bölge kazandırma derecelerini değerlendirmeliyiz. Kafka’nın kendi durumu: Prag’daki Çekçe anlayan ve konuşan sayılı Yahudi yazardan biri (ve Çekçenin Milena ile olan ilişkisinde önemli bir rolü olacak). Almanca çifte rolünü oynar: hem yerel, hem de kültürel dil, ve Goethe her zaman ufuktadır (Kafka ayrıca Fransızca, İtalyanca ve büyük ihtimalle biraz da İngilizce biliyordur). Bir müddet zaman geçene kadar İbranice öğrenmez. Kafka’nın İbraniceyle olan ilişkisini karmaşık hale getiren şey; Yahudiler için Almanca dilini yeniden işleyen göçebe bir bölgeden etme hareketine kıyasla daha az linguistik bölgesellik içerir olarak görmektedir. İbraniceyi sevmesinin sebebi ise dinsel bir topluluğun dili olması değil, popüler bir tiyatronun dili olmasıdır (daha sonra IsakLowy’nin gezgin tiyatrosunun hamisi ve menajeri olur). 22 Kafka’nın bir kamu buluşmasında İbraniceyi nispeten düşmanca davranışlarda bulunan bir Yahudi burjuva kitlesine sunması ise takdire şayandır: İbranice konuşanlar küçük görülmekten öte korkulan kişilerdir, “belirli bir tutucu hoşnutsuzlukla karışık korku”; grameri olmayan ve kaçan, hareketli, yayılan, ve “güç ilişkilerini” içselleştiren göçebelere dönüşmüş sözcüklerle doludur. Orta-Yüksek Almanca’ya nakledilen bir dildir ve Almanca diline öyle işler ki Almanca’ya yok edilmeden çevrilemez; İbranice yalnızca kalpte “hissedilerek” anlaşılabilir. Kısacası, minör kullanımların sizi alıp götüreceği bir dildir: “Sonra İbranicenin gerçek birliğini hissedeceğiniz bir zaman gelecek, o kadar güçlü olacak ki sizi korkutacak, ama İbraniceden değil, kendinizden korkuyor olacaksınız. Mümkün olduğunca bu özgüvenin tadını çıkarın!”23

Kafka Çekçe ile bir yeniden bölge edinme peşinde değil. Prag okulunun yapmaya çalıştığı gibi Almancayı her tür düşsel, sembolik ya da mitik kaçışlarıyla birlikte (İbranice haline getirenleri dahil) hiper-kültürel bir kullanıma sokmayı da istemiyor. Sözel, popüler bir İbranice’nin de peşinde değil. İbranicenin kendisine açtığı yolu kullanarak onu eşsiz ve ıssız bir yazın formuna dönüştürme gayretinde. Prag Almancası belli derecelerde bölgesinden edilmiş olduğu için o bunu daha ileri, daha yoğun bir hale getiriyor ama yeni bir süssüzlük, yeni ve beklenmedik bir değişiklik, acımasız bir düzeltme ve başın düzleştirilmesi yönüne sokuyor. Şizo kibarlığı, su sarhoşluğu.24 Almanca dilini bir kaçış çizgisinden kaçıracak. Yoksunluktan beslenecek; Prag Almancasının saklamaya çalıştığı bütün az gelişmişlik niteliklerini ondan koparacak; aşırı derecede ayık ve keskin bir çığlık atmasını sağlayacak. Köpeğin havlamasını, maymunun öksürmesini ve böceğin hışırtısını ondan alacak. Sözdizimini bu kurumuş Almancanın keskin sözdizimini kucaklayan bir haykırışa döndürecek. Onu kültür ya da mit tarafından kurtarılamayacak bir bölgeden etmeye doğru itecek. Bu, yavaş, yapış yapış ve pıhtılaşmış olsa da mutlak bir bölgeden etme olacak. Dili yavaşça ve adım adım çöle götürmek. Sözdizimini haykırmak için kullanmak, haykırışa biz sözdizimi vermek.

Minör dışında majör ya da devrimci olan hiçbir şey yok. Bütün ustaların dillerinden nefret etmek. Kafka’nın hizmetçi ve işçilere duyduğu hayranlık (aynı şey Proust ve hizmetçiler ve dilleri için de geçerli). Onun daha da çok ilgisini çeken şey kendi dilini –eşsiz, majör ya da en azından bir zamanlar majör olduğunu varsayarak- minör bir kullanıma çevirme ihtimali. Kendi dili içinde bir tür yabancı olmak; Kafka’nınUsta Yüzücü’sünün durumu işte bu.25 Eşsiz olsa bile dil bir karışım, şizofrenik bir bulamaç, dilin çok farklı işlevlerinin ve farklı güç merkezlerinin oyun sergilediği bir palyaço kostümü, söylenebilen ve söylenemeyen şeyleri bulandıran bir şeydir; bir işlev diğerine karşı uygulanacak, bölgesellik ve görece bölgeden etmenin bütün dereceleri ortaya serilecek. Majör olsa bile bir dil, onu ne kadar yavaş ya da dikkatlice olursa olsun mutlak bölgeden etme oluşturabilecek yaratıcı kaçış çizgileri üzerinden kaçıracak intansif kullanıma konulmaya açıktır. Yalnızca sözcüksel olmayan (zira safi sözcük pek anlam ifade etmez) süssüz sözdizimsel bütün bu mucitlik, yalnızca bir köpek gibi yazmak için (ama bir köpek yazı yazamaz –kesinlikle, kesinlikle). Artaud’nun Fransızcayla yaptığı da budur –haykırışlar, nefes tutmalar; Celine’in Fransızcayla yaptıkları, başka bir çizgiden, ama en üst derece şaşırtıcı. Celine’insözdizimsel evimi Voyage’danDeath on theCreditPlan’e, sonra Death on theCreditPlan’denGuignol’sBand’e gidiyor. (Bundan sonra Celine’in kendi talihsizlikleri dışında anlatacak bir şeyi kalmadı; başka bir deyişle, artık yazmaya ihtiyacı yoktu, yalnızca para kazanmaya ihtiyacı vardı. Ve dilin kaçış çizgileri hep böyle sonlanır: sessizlik, bölünen, sonsuz, ya da daha kötüsü. Ama o ana kadar ne delice bir yaratım, ne yazı makinesi ama! Celine Voyage’ı için o kadar övgü aldı ki dilin yoğunluktan başka bir şey olmadığı Death on theCreditPlan’de ve fevkalade Guignol’sBand’de işi daha da ileri götürdü. Bir tür “minör müzik” konuşuyordu. Kafka da bir minör müzik, ama farklı bir türü. Yine de her daim bölgesinden edilmiş seslerden, tepetaklak yürüyüp uzaklaşan bir dilden oluşuyor.) Bunlar gerçek minör yazarlar. Dile, müziğe, yazıya kaçış. Pop dediğimiz şey –pop müzik, pop felsefesi, pop yazısı- Worterflucht. Kişinin kendi dilinin çok-dilliliğini kullanmak, minör ya da intansif bir kullanıma koymak, bu dilin baskı görmüş niteliğinin yanında baskı gösteren niteliğe karşı durmak, kültür-olmayan ya da az gelişmişlik noktaları bulmak, bir dilin kaçabileceği dilbilimsel Üçüncü Dünya bölgeleri, şeylere giren bir hayvan, bir meclisin oyuna dahil olması. Pek çok tür ve edebi hareketin, çok küçük olanların dahi tek bir hayali var: dilde majör bir işleve sahip olmak, kendilerini bir tür devlet dili, resmi bir dil olarak sunmak (örneğin bugünkü bildirgecin, metaforun ve sözcük oyununun efendisi olmak isteyen psikanaliz). Karşı hayali yaratın: minör haline-gelen şeyi nasıl yaratacağınızı öğrenin. (Uzun zamandır resmi, ima yollu bir tür olan felsefe için umut var mı? Anti-felsefenin bir güç dili olmaya çalıştığı bu andan yararlanalım.)

DİPNOTLAR:

  1. Bakınız: Brod’a mektup, Kafka, Mektuplar, Haziran 1921, 289, ve Wagenbach, Franz Kafka, s. 84’deki yorumlar.
  2. Kafka, Günlükler, 25 Aralık 1911, 194.
  3. Ibid., 193: “Edebiyat insanların değil edebiyat tarihinin kaygısıdır.”
  4. Bakınız: “Taşrada Düğün Hazırlıkları,” Kafka, Bütün Hikayeler: “Ve ‘Ben’ yerine ‘kişi’ dediğin sürece içinde bir şey yoktur” (s. 53). Ve birkaç sayfa sonra iki özne mevzusu açılır: “Köye bizzat gitmeme gerek yok. Giyinik bedenimi gönderirim,” anlatıcı bir böcek gibi yataktayken (s. 55). Şüphesiz ki Gregor’un “Metamorfoz”daki böceğe dönüşümünün kökenlerinden biri budur (Kafka aynı şekilde Felice ile buluşmaya gitmeyip yatakta kalır). Ama “Metamorfoz”da hayvan bütün vuku-bulmanın değerini üstlenir ve bir beyan öznesinin durgunluğuna sahip değildir.
  5. Bakınız: MichelRagon: Histoire de la littératureprolétarienne en France (Paris: AlbinMichel, 1974) kriter zorluğu ve “ikincil bölge edebiyatı” kavramı kullanma gereği üzerine.
  6. Kafka, Günlükler, 25 Aralık 1911, 193: “Küçük bir ulusun hafızası büyük bir ulusunkinden daha küçük değildir ve var olan materyali daha kapsamlı bir şekilde sindirebilir.”
  7. Wagenbach’ınFranz Kafka’sında mükemmel bir bölüm, “Yüzyılın sonunda Prag”, Çekoslovakya ve Prag okulundaki Almancanın durumu üzerine.
  8. Kafka’da diş temasının sürekliliği. Bir dede-kasap; kasapta açıkgözlülük eğitimi; Felice’in çenesi; Felice’le birlikte Marienbad’da kalmadığı sürece et yemeyi reddetmesi. Bakınız: Michael Cournot’un makalesi, “Toiqui as de si grandesdents,” NouvelObservateur, Nisan 17, 1972. Bu, Kafka üzerine yazılmış en güzel metinlerden biri. LewisCarroll’da da yemek yemek ve konuşmak arasında benzer bir zıtlık, ve karşılaştırılabilir bir mantıksızlığa kaçış bulunabilir.
  9. Franz Kafka, Dava, tercüme Willa ve EdwinMuir (New York: SchockenBooks, 1956): “Onunla konuştuklarını fark etti, ama ne söylediklerini anlayamıyordu, bütün ortamı dolduran, içinde bir siren gibi tiz, değişmeyen bir notanın şakıdığı gürültü dışında bir şey duyamıyordu.”
  10. Kafka, Günlükler, 20 Ağustos 1911, 61-62.
  11. Kafka, Günlükler: “Bir anlam kazanmadan, ‘ayın sonu’ deyişi benim için korkunç bir sırra haizdi” özellikle de her ay tekrarlandığı için –Kafka bizzat bu ifadenin anlamdan yoksun olarak kalmasının sorumlusunun tembellik ve “zayıflamış merak” olduğunu söylüyor. Wagenbach bunu güçsüzlük ya da eksiklik çağrıştıran negatif bir açıklama olarak yorumluyor. Kafka’nın tutku nesnelerini sunmak ya da saklamak için bu tarz negatif şeyler söylediği bilinen bir gerçektir.
  12. Kafka, Milena’ya Mektuplar, 58. Kafka’nın kendi icat ettikleriyle başlayan, özel isimlere duyduğu hayranlık: bakınız: Kafka, Günlükler, 11 Şubat 1913 (yeri gelmişken,Hüküm’deki isimler)
  13. Her şeyi metaforların etrafında düzenleyen Kafka yorumcularının en kötü yorumlarının bu olduğunu söyleyebiliriz: Marthe Robert bize Yahudilerin köpekler “gibi” olduğunu hatırlatıyor, ya da başka bir örnek vermek gerekirse, “sanatçı açlıktan ölen biri muamelesi gördüğü için Kafka onu bir açlık ustası yapıyor; ya da parazit muamelesi gördüğü için Kafka onu koca bir böceğe dönüştürüyor” (Oeuvrescomplétes, Cercledulivreprecieux, 5:311). Bize göre bu, edebi makinenin basit bir kavramsallaştırması –Robbe-Grillet Kafka’daki bütün metaforların yıkımı üzerinde durmuştur.
  14. Örneğin bakınız: Kafka, Mektuplar’dakiPollak’a mektup, Mektuplar, 4 Şubat 1902, 1-2.
  15. Bakınız: H. VidalSephiha, “Introduction a l’étude de l’intensif,” Languages 18 (Haziran 1970): 104-20. Tensör terimini, bunu yoğunluğu libidoyla ilişkilendirmek için kullanan J. –F. Lyotard’dan aldık.
  16. Sephiha, “Giriş,” 107 (“Negatif bir acı, kötülük, korku, şiddet kavramı taşıyan herhangi bir deyişin sınır-değeri kadarını muhafaza etmek için kavramı başından savabileceğini aklımızda canlandırabiliriz –yani intansif değerini”: örneğin Orta-Yüksek Almanca bir sözcükten gelen Almanca sehr sözcüğü, Ser = “acı veren”.)
  17. Wagenbach, Franz Kafka, 78-88 (özellikle 78, 81, 88).
  18. Kafka, Günlükler, 15 Aralık 191, 33.
  19. HenriGobard, “De la vehicularité de la langueanglaise,” Languesmodernes (Ocak 1972) (ve L’Alienationlinguistique: analysetetraglossique, [Paris: Flammarion, 1976]).
  20. MichelFoucault bir dilde belirli bir anda söylenebilecek ve söylenemeyecek (yapılabilecek olsa bile) şey arasındaki dağılımın önemi üzerine ısrar ediyor. George Devereux (H. Gobard’ın alıntıladığı) yerel dillerinde çok rahat bir şekilde seks üzerine konuşan ama aracı dilleri İngilizce’de bunu yapamayan genç Mohave yerlilerinin durumunu inceliyor; bunun sebebi yalnızca İngiliz öğretmeninin baskıcı işlevi değil, aynı zamanda dil problemi (bakınız: Essaisd’ethnopsychiatriegénérale [Paris: Gallimard, 1970], 125-26).
  21. Prag Dairesi ve dilbilimdeki rolü için bakınız: Change, 3. (1969) ve 10. (1972) sayılar. (Prag Dairesinin 1925’de oluştuğu doğru. Ama 1920’de Jakobson Prag’a gittiğinde Mathesius tarafından başı çekilen, ve Alman üniversite sisteminde öğretmenlik yapan AntonMarty ile ilişkili bir Çek hareketi zaten mevcuttu. 1902-1905 arasında Kafka Brentano’nun öğrencisi olan Marty’nin verdiği dersleri dinledi ve Brentoncu buluşmalara katıldı.)
  22. Kafka’nın Lowy ve İbranice tiyatro bağlantıları için bakınız: Brod, Franz Kafka, 110-16 ve Wagenbach, Franz Kafka, 163-67. Bu pantomim tiyatrosunda pek çok eğik ve dikleşmiş baş olmalı.
  23. “An Introductory Talk on theYiddish Language,” tercüme ErnstKaiser ve EithneWilkins, Franz Kafka, DearestFather (New York: SchockenBooks, 1954), 381-86.
  24. Bir dergi editörü Kafka’nın nesrinin “kendine dikkat eden bir çocuğun temizlik havasını” içerdiğini söyleyecektir (bakınız: Wagenbach, Franz Kafka, 82).
  25. “Usta Yüzücü” şüphesiz ki Kafka’nın en Beckett-vari metinlerinden biridir: “Kendi ülkemde olduğumu ve bütün çabalarıma rağmen konuştuğunuz dili anlamadığımı itiraf etmeliyim.”

LaibachBayrak70x100cm

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s