HOMOSEKSÜEL ARZU Guy Hocquenghem

homoseksuelarzu
“Homoseksüel Arzu” kitabı üzerine

Michael Moon

6:45 Yayımları, 2015, İstanbul

Ne Guy Hocquenghem’in ne de kitabı Homoseksüel Arzu’nun adını, 1978 baskısının hemen ardından çıkan İngilizce çevirisine Maryland’de bir kitapçıda, saçma bir şekilde etiketlenmiş “Seks ve Evlilik” rafında rastlayana kadar duymamıştım. O sıralarda eşcinsel özgürlüğü hakkında yayınlar okuyordum (çoğunlukla Amerikan ve İngiliz dergileri – Boston’dan Fag Rag, San Francisco’dan Gey Gökkuşağı, Londra’dan Haberler ve Gey Solu gibi) ve teori de (çoğunlukla Fransız) okumaya başlamıştım ancak o zamana kadar bu ikisini aynı eserde birleştiren bir çalışma ile karşılaşmamıştım, bu yüzden de post-yapısalcı teorinin eşcinselliğe uyarlandığı bir modele rastladığım için heyecanlıydım. O dönemde bu karmanın başka versiyonları da ortaya çıktı (örneğin Foucault’nun Cinselliğin Tarihi aynı yıl çevrildi), ancak bence, Fransız ya da İngiliz fark etmez, pek çok okuyucu için Homoseksüel Arzu, eşcinsel eylemcilik tarafından güçlü bir şekilde biçim değiştiren teorik söylevin işe yarayan ilk örneği olabilir. Böyle olunca da, Birleşik Devletler ve İngiltere’deki, varsayımlarında esasen görgücü ve tarihselci olan eşcinsel bilim adamları ve araştırmacıların eserlerine güçlü bir karşıt-model olarak hizmet etmiştir. Homoseksüel Arzu’yu okumamın üzerinden bir ya da iki yıl geçmişti ki Hocquenghem’ın New York’ta Lionel Soukaz ile birlikte çektiği filmi Race d ‘Ep’in ilk gösteriminde konuşacağını duydum. İngiliz ve Amerikalı aktivistler arasında HIV/AIDS epikrizine cevap olarak yıllar sonra yaygınlaşacak yöntemle, kültürel üretim ve kültürel ve siyasi analizi aynı anda uygulama yeteneğinden yine etkilenmiştim.

İlk olarak 1972 yılında Fransa’da yayınlanan Homoseksüel Arzu, cinsellik, öznellik, kimlik, arzu, güç, kapitalizm ve devlet hakkında düşünmenin canlandırıcı silsilesini sentezlemeyi amaçlayan eşcinsel teorinin açılış girişimlerinden biridir. Bu başlıklar arasında,  post-Freudyen psikanalitik teorinin muhtemel eşcinsel politikada kullanımı, bu kitabın esas odağıdır. Deleuze ve Guattari’nin Anti-Oedipus’da (Fransız basımı, 1972; İngiliz çevirisi, 1977) Freud’un Oedipal merkeziyetini eleştirileri ve zamanın psikiyatri karşıtı söylevini benimsemeleri, Hocquenghem için bilhassa önemlidir, tıpkı Lacan’ın arzunun devreleri ve penisin önemi üzerine yaptığı çalışmasının Ecrits’de toplanması gibi (Fransız basımı, 1966; İngilizce çeviri, 1977). Louis Althusser’in “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları” (1970) isimli makalesi de (Lenin ve Felsefe kitabında toplanmıştır), bu kitap için vazgeçilmez bir kaynaktır. Jeffrey Weeks’in Homoseksüel Arzu’nun ilk İngilizce baskısı için yazdığı, burada yeniden basılan, 1978 tarihli önsözü, kitabı, 1970’lerde yaygın olan öznellik ve arzu politikasının çeşitli teorileri noktasına konumlandırmada oldukça yararlı olmuştur. Fransız entellektüel ve siyasi yaşamındaki bu birincil kaynakların ötesinde, Wilhelm Reich ve Herbert Marcuse’nin – Paul Robinson’un 1968 tarihli aynı isimli kitabında onlara verdiği isim ile “Freudyan Solu”’nun iki önemli figürü – seks ve politika üzerine çalışmaları da Hocquenghem’in projesinin şekillenmesine yardımcı olmuştur.

Marksist teori ile psikoanalitiği birleştirmek adına, özne-oluşumunun post-yapısalcı teorileri ve yirminci yüzyıl girişimlerinin pek çok türü, bu kitap için çok önemli olsa da, ilgimizi talep eden başka belirleyici kaynaklar ve önemli siyasi ve entellektüel şecereler mevcuttur. İlk ortaya çıkışının üzerinden yirmi yıl geçen Hocquenghem’in bu eserini, yalnızca bir bilimsel inceleme olarak değil aynı zamanda bir manifesto, artık katılma zamanımızın geldiği yoğun siyasi mücadele için güçlü bir tahrik olarak okumak gerekir. Benim için Homoseksüel Arzu’nun en göze çarpan özelliklerinden biri, hem öznenin radikal teorisine yaptığı önemli katkı hem de 1960’ların sonunda 1970’lerin başında New York’ta, Paris’te ve dünyanın başka yerlerinde uluslararası eşcinsel hareketini başlatan aktivizme ve aktivist yazının patlamasına muhteşem müdahalesidir. Hocquenghem’in oldukça tartışmalı olan aktivizmi, Carl Wittman’ın dört bir yana yayılan “Bir Eşcinsel Manifestosu” (1968) gibi etkileyici manifestolarla olduğu gibi, ikinci dalga feminizmin radikal kanadının ilk eylemleri ve yazılarıyla ortaya çıkmıştır. Homoseksüel Arzu ve uluslararası eşcinsel özgürlüğü projesinin ilk söylemleri; kadın özgürlüğü hareketi ve lezbiyen özgürlüğü hareketinin sayelerinde var olduğu – ki bu varoluş Valerie Solanas’ın kötü şöhretli SCUM Manifesto’dan (1968) Shulamith Firestone’un Seksin Diyalektiği’ne (1970) kadar uzanan yazı ile güçlü bir şekilde kendisini ilan etmiştir – gösteriler, grevler, konuşmalar, protestolar ve broşürlerin çağdaş geçmişi ile sağlanmıştır.

Bu farklı hareketlerin içindeki ilişkiler, şüphesiz ki, sıklıkla çalkantılıydı ve aralarındaki ilişki dahil olan herkes için yinelenen siyasi ve sosyal parçalanmaların ve uzlaşmaların uzun soluklu bir deneyimi idi. Özellikle, Stonewall’dan sonra son on yıl içinde ezici bir biçimde, ayrılıkçı yönde ilerleyen lezbiyen ve eşcinsel-erkek aktivizmi önemli bir görev olarak kalmaya devam eder. Ayrıca, kadın ve lezbiyen özgürlüğü hareketleri gibi, Homoseksüel Arzu’nun ve diğer eşcinsel özgürlüğü manifestolarının ortaya çıktığı siyasi ve tarihi kaynaklar, 1960’larda Amerika’da, Karayipler’de, Fransa’da, Afrika’da ve başka yerlerde, insanların ırkçılığa ve kolonileşmeye karşı gösterdikleri mücadelenin örnekleridir. Bu kaynağın birazını Homoseksüel Arzu’yu ilk kez okuyacak olan okuyucuya sunma umudu ile, yalnızca Hocquenghem’in bu ilk eserine değil, bunun ötesinde, Fransa’daki gey-lezbiyen özgürlüğü tarihindeki yerine de bakacağım. Kariyerinin geri kalanına ve projesini ilk kitapta duyurup genişlettiği eserine de kısaca değineceğim.

Charley Shively’in Homoseksüelliğin Ansiklopedisi’nde verdiği biyografik bilgiye göre Hocquenghem, henüz yirmili yaşlarının başında bir öğrenciyken “Mayıs 1968 isyanına kapılan,” reformist Arcadie (Mouvement Homophile de France) grubundan ayrılan bir grup lezbiyenin Mart 1971’de kurduğu FHAR’a (the Front Homosexuel d’Action Revolutionnaire) katılan ilk erkeklerden biridir. Hocquenghem sonrasında anımsadıklarını şu sözlerle anlatır: “Aşağı yukarı otuz kişi, ufak bir odadaydık… Herkes hayat hikayesini, rüyalarını, arzularını, yattıkları insanların kim ve nasıl insanlar olduklarını, neden onlarla yattıklarını anlatıyordu. Ve nasıl yaşadıklarını… bazıları Amerika’da bulunmuş ve Eşcinsel Özgürlük Cephesi’ni görmüştü. Aynı şeyi Fransa’da da gerçekleştirmenin hayalini kuruyorlardı.”

Henüz ismi olmayan grup, “Kadın Özgürlük Hareketi” ile birlikte, 5 Mart’ta kürtaj karşıtı bir mitinge hücum etti. Grup, 10 Mart’ta “vahim homoseksüellik sorununa” hayıflanan bir radyo programını bastıktan sonra, resmi ismine kavuştu. Nisan başında Hocquenghem, grup toplantısında olan insanları, Jean-Paul Sartre tarafından yönetilen Maocu dergi Tout’ta yayınlanmak üzere “yaşadıkları hakkında bir şeyler yazmaya” davet etti.

23 Nisan’da çıkan özel baskıda şu noktalar savunuluyordu:

isteğe bağlı ve ücretsiz kürtaj ve gebelikten korunma

homoseksüeller ve tüm cinsiyetler için hak talebi

azınlıklara arzu ve arzunun gerçekleştirilmesi için özgürlük hakkı

Tahmin edildiği gibi, belediye başkanları ve okul müdürleri bu duruma çok öfkelenirken, polis de dergileri gazete bayilerinden toplatmaya çalıştı. Tout’un özel sayısının etrafta yarattığı sansasyon, FHAR mitinglerine katılımı otuzlardan binlere çıkardı. FHAR üyelerinin yazıları bir kitapta toplandı ve basıldı (Rapport contre la Normalite – 1971), ayrıca Recherches (Mart 1973) dergisinin özel sayısında da yayınlandı. Kendisine “Grande Encyclopedie des Homosexualites”, adını veren ve yalnızca Hocquenghem, Pierre Hahn gibi eşcinsel özgürlüğü yandaşları değil Sartre, Michel Foucault, Gilles Deleuze, ve Jean Genet gibi isimlerin olduğu uzun “katılımcı” listesi ile övünen nüshada Finlandiyalı Tom ile “şizo-sodomi” bir illüstrasyon ve grafiti, ünlü Amerikan çizgi karakteri Afacan Dennis’in arzusu üzerine düşündürücü bir yazı, üç genç Fransız’ın Arap erkekleri ile cinsel münasebetleri hakkında kendi aralarında gerçekleştirdikleri uzun bir tartışma ve “La Puissance ou la jouissance?” (“Güç mü Haz mı?”) başlıklı katlanarak açılıp okunan bir karikatür de vardı. Recherches’in bu özel sayısına da zorla el konuldu ve derginin editörü Felix Guattari, FHAR ve entellektüel soldaki destekçilerinin “genel ahlak kurallarının çiğnemesinden” ötürü 600 frang para cezasına çarptırıldı. Hocquenghem’in kitabı da 1972’de tam da bu aktivist yazının dolup taştığı noktada ortaya çıktı.

Az önce bahsettiğim FHAR karikatürü “La Puissance ou lajouissance?”’e kısacık değinmek istiyorum.  Karikatürde geçen neredeyse tüm sosyal ilişkiler erkekler arasında cereyan ediyor ve karikatüre göre “erkeklerin asıl istediği şeyin” birbirleri ile anal seks yapmak olduğundan dem vuruluyor. Anlaşılmaz bir derstir bu, ancak, yeri gelmişken söyleyelim, karikatür çerçevelidir. Kompozisyonun sağ alt köşesine geldiğinde ise, okuyucu bütün bunların iki çıplak kadının konuşmasından ortaya çıktığını görüyor. En sondaki küçük çerçevede, iki kadının mutlu bir şekilde seviştiği görülüyor. Konuşan kadının söyledikleri, kendisini yalnızca erotik anlamda kabul edemeyen değil aynı zamanda cinsel arzu dışındaki her şey “hakkında” sistematik olarak yanlış yorumlayan erkek davranışının eleştirisi; aynı zamanda baştan çıkarıcı ve etkili bir tuzaktır. Bir şekilde (karikatür ne şekilde olduğunu belirtmez), kendi kendini yanlış tanıma ve sonucunda engellenmiş erotik etkileşim olarak “doğru tanınmış” erkek davranışının bu popüler Reich’ci görüşü, lezbiyen arzuya fırsat veriyor gibi tasvir ediliyor. İlginç bir biçimde, erkekler arasındaki anal arzu, karikarütürün üzerinde en çok durarak  tasvir ettiği şey iken (“bu erkekler aslına ne istiyor” balonlarının parantezilerinde), erkek eş-sosyalliği görüşünü üreten ve aktaran öznellik, diğer kadını baştan çıkaran bir kadın olmak gibi tasvir ediliyor. Bu çizimlerin içinde “özgür eşcinsel erkek” yoktur, erkek erkeğe şiddet ya da kadına karşı şiddet biçimlerinde tıkanmış arzular dışında, yalnızca duydukları eşcinsel arzunun farkında olmayanlar ya da bu yönde harekete geçemeyenler vardır. İki “özgür eşcinsel erkek” etkileşimi tasvirine en yakın şey, sol altta, genç adamı sikerken “aslında kendisini sikmesi için” genç adama ödeme yapmak isteyen, elinde bir tomar para sallayıp sigara içen John’dur.

“Ia Puissance ou Ia Jouissance”

Dikkat çekebilecek bir şekilde, iki erkek arasındaki yaş ve ekonomik statü farkları, “eşcinsel özgürlüğünün” görünürde eşitlikçi ideallerinin önüne geçer, oysa sayfanın altındaki (birbirlerinden fiziksel olarak ayırt edilemeyen) iki kadın için böyle bir şey söz konusu değildir. Güç ve statü farklılıkları ile harekete geçirilmeyen cinsel alışveriş için bir figür arayan eşcinsel erkek, tüm sahneyi hayal eden ve sonrasında arzularını birbirlerine yönlendiren iki kadın ile kimliğini saptamaya davet edilir. Bir kadının diğeri tarafından yönlendirilmesi ve sonra sevişmeleri, ayrı olgular olarak tasvir edilir; erkek görsellerinin hepsi bir kadının ağzından çıkan balonda (ya da “asıl istedikleri ne” görsellerinin balonlarında) kendi halinde bırakılmış gibi tasvir edilir. Sağ alt köşedeki ufak çerçeveler, “özgürlüğüne kavuşmuş” kadınlar, lezbiyenler ve eşcinsel erkekler arasındaki kimlik tespitinin birden fazla noktasının potansiyel alanını oluşturur. 1990’lardaki okuyucular, son yıllardaki queer aktivizmi ile bağlantı kurmaya daha alışkın olabilirler.

Hocquenghem’in kitabının İngilizce çevirisini inceleyenler, eşcinsel arzu modeli için lezbiyenlik imalarını göz önünde bulundurmayı başaramamasından dolayı kitabı sıklıkla eleştirdiler. Feminist ve lezbiyen kaygıları Homoseksüel Arzu için vazgeçilmez bir kaynak dizisi yapan şey, tarihi ve siyasi ilişkilerdir. Bu içeriğe referans olmadan okunduğunda, Hocquenghem’in kitabı yalnızca eşcinsel erkekleri konu alıyor gibi gelebilir; kürtaj ve gebelikten korunma haklarından tutun, ırkçılık karşıtı örgüt kurma ve azınlık haklarına kadar, FHAR’ın aktif olduğu nice toplumsal ve siyasal mevzunun içeriğini idrak etmeyi değerli kılan şeylerden biri de, kitabı ve dönemin diğer benzer kitaplarını okumalarımızın post-ayrılıkçı imkanlarını arttırmasıdır.

Her ne kadar homofobi terimi yazılı olarak oldukça erken ortaya çıkmış gibi görünse de (1972 yılında uluslararası gey-lezbiyen özgürlük hareketinin oluşumunda), aynı yıl Homoseksüel Arzu Fransa’da ilk kez boy gösterdiğinde (George Weinberg’in Toplum ve Sağlıklı Homoseksüel kitabında) terimin kabul görmesi, aktivistler arasında bile, uzun zaman aldı. Bugün 1970’lerdeki eşcinsel özgürlüğü yazılarına dönüp bakan çoğu okur, yalnızca “kadınlara karşı” değil, “lezbiyenlere ve eşcinsel erkeklere karşı baskıcı davranış” anlamına gelen cinsiyetçilik (seksizm-cinsel ayrımcılık) teriminin eşcinsel yazarlar tarafından sık sık kullanılmasına, büyük bir ihtimalle şaşırırlardı. Varsayımsal olarak, eşcinsel erkek okuyucular, eşcinsel erkeklere yöneltilen heteroseksüel erkek “seksizmine” direnmek için,  Stonewall’dan sonraki ilk on yılda yazılan eşcinsel özgürlüğü yazılarında tekrar tekrar kışkırtılmışlardır. “Cinsiyetçilik-ırkçılık-homofobi” gibi terimlere aşina olan kulaklarımıza salt karmaşa olarak gelen şey, cinsiyetçilik teriminin, şüphesiz ki türemiş olduğu, ırkçılık terimine yakınlığı olabilir. Cinsiyetçiliği, homofobi terimi var olduğu halde, homofobik baskıya tercih eden, cinsiyetçilik ve ırkçılık arasındaki incelenmemiş paralelliktir. Amaç, cinsiyet baskısının problemli ancak güçlü paralelliğini ırkçılığa, eşcinsel erkeklerin ve lezbiyenlerin baskısına kadar genişletmektir.

Yalnızca Fransız eşcinsel erkek topluluğunda değil, ötesinde de, ırkçılığa olduğu kadar ırkçı baskı ve direniş ve eşcinsel baskı arasındaki karmaşık ilişkilere özel bir ilgi göstermek, Hocquenghem’in ve siyasi müttefiklerinin başlıca kaygısıydı.

Huey Newton’ın, yoldaşları Kara Panterlere seslendiği, eşcinsellere yapılan baskı ile siyahilere yapılan baskı arasındaki benzerliklere işaret ettiği çalışmasını okuması, Hocquenghem’ın, 1970’lerin başında eşcinsel örgütlenmenin politik önemini kavraması adına katalitik bir kuvvet olmuştur. Hocquenghem, daha sonra, Fransızlar’ın Anti-Arap hislerinin ve homofobinin incelendiği La Beaute de metis’de (1979) keşfedeceği ya da kahramanının Tunuslu bir genç olduğu ilk romanı L’amour en Relief’te (1982) ırk ayrımı yapılan ilişkilerin (sosyal, cinsel, politik) karmaşık temsillerinin önemini kabul etse de feminizm ve lezbiyen aktivizmi gibi, ırkçılığa karşıtı anti-emperyalist direniş ve beyaz ırkın üstünlüğü de Homoseksüel Arzu’nun üstü kapalı içerikleridir. Bu kitabı 1990’larda okuyan biri, Frantz Fanon’un eserinin, Hocquenghem’in kimlik, cinsellik ve antikapitalizmin olmazsa olmaz psikanalitik kuramcılar listesinde olmayışını şaşırtıcı bulabilir. Fanon’un ve onu takip eden diğerlerinin eserlerine ek olarak, Hocquenghem’in bu ilk eseri gibi proje haline sokabileceğimiz en zengin kaynaklar, siyahi lezbiyen ve gey yazarların – Audre Lorde, Kobena Mercer, Essex Hemphill, – yaşadıkları ve bizim de yaşadığımız eşcinsel kurumların içinde ve ötesinde, güç ve arzu ilişkilerinin eleştirisinde hayata geçirilir.

Bu kitabın başlığı olan “homoseksüel arzu” ifadesi, kendi içinde kendi kendini yanlış tanımanın bir türüdür, belki de böyle planlanmıştır; çünkü kitabın değişik türlerdeki ego-psikolojilerinde büyüyen okuyuculardan oluşan bir nesle, tıpkı ilk okuyucularında olduğu gibi, genel kanının aksi gibi tınlayan öğretilerden biri, doğuştan olan bir arzunun amacının bu arzunun “doğasını” belirlemeyeceğidir; basitçe, “arzu arzudur”; aşikar laf kalabalığı “doğru arzu”, tabiatı gereği heteroseksüel olma ve homoseksüel olanın “yanlış” ya da “hatalı” ya da “sapık” olması diye bir şey olmadığını ileri sürme niyetindedir. Kitabın polemikli açılış cümlelerine göre “sorun, eşcinsel arzu değil, daha çok eşcinsellik korkusudur,”. Doğrusu, “eşcinsel arzu” ortada yokken, Hocquenghem meseleleri bir kenara bırakmaya gönüllü değildir; ortaya çıkan kitap, homoseksüelliğin ya da “homoseksüel arzunun” kültürümüze ait olan herkesin üzerinde benzersiz ve olağandışı etkileri olduğu düşüncesi ile ilgili orada bir şey olduğu algısını takip eder. Kitaba koyduğumuz etiket için basit ya da hazır bir yöntemin karşılığı olmaktan çok uzak, kitap ve kitabın etkileri üzerine, yalnızca bir tür tümevarım ile düşünülebilir:

Eğer homoseksüel imge, karışık bir dehşet ve arzu düğümü içeriyorsa, homoseksüel fantazi daha müstehcen ve aynı zamanda daha heyecan vericiyse, aileleri üzmeden, çocukların yoldan çıkmasına sebep olmadan, korku ve arzunun karışık duygularını uyandırmadan kendisini gizlemeyen bir homoseksüel olarak ortada dolaşması imkansızsa, sebep, yirmi birinci yüzyılın batılıları olan bizler için, arzu ve homoseksüellik arasında sıkı bir bağlantının varlığı olmalıdır.

Kitabın ikinci bölümü “Anti-Homoseksüel Paranoya”’da Hocquenghem, kültürümüzün “homoseksüellik” adını verdiği, eşsiz bir biçimde güçlü, nüfuz eden etkiler dizisini, Freudyen paranoya teorisini yeniden okuyarak açıklamaya çalışır. Freud’a göre paranoya, kendi kendisini yanlış idrak eden homoseksül arzuya eşlik eden ruhsal etkidir (“Bu adamı arzulamıyorum – benden nefret ediyor ve bana sıkıntı veriyor”); Hocquenghem’e göre, “tüm toplum”, takıntılı bir şekilde korktuğu homoseksüel arzu ile paranoyak ilişkideki yerini alır, “toplum homoseksüel bayağılaşmaya karşı her seviyede  tüm gücü ile mücadele eder.”

Hocquenghem’in paranoya ve homoseksüellik arasında ilişki olduğu fikrine getirdiği “zıt yoruma” kıyasla, argümanına daha merkezi olan ise, kültürün tüm cinsel kimlik biçimlerini ve ilişkisini oedipalizasyon sürecine maruz bırakma eğilimi ile şekillenen homoseksüellik kavramının üzerindeki baskıya yaptığı detaylı eleştiridir. Homoseksüel Arzu’nun bu bölümünde Hocquenghem’in Anti-Oedipus şüphesi oldukça aşikardır. Deleuze ve Guattari’nin Birleşik Devletler’de baskın bir biçimde heteroseksist kabulü göz önüne alındığında, Hocquenghem’in onların eserlerinden bazılarını oldukça verimli kullanışı, eserlerinden çıkarılabilecek homofobi karşıtı söylem türlerinden bir model olarak, daha fazla değere sahiptir. Pek çok okuyucu için Deleuze ve Guattari’nin queer teorisine olan potansiyel faydaları sorusunu yeniden değerlendirme fırsatı, Homoseksüel Arzu’nun basılmış olarak yeniden ortaya çıkışını kucaklamak için bir nedendir. Okuyucuların çoğu için kitabın en verimli kısmı, queer teorisindeki son çalışmalar tarafından geçersizliği en az kılınan 4. Bölüm; “Kapitalizm, Aile ve Anüs”tür. Hocquenghem için, kapitalist kültürde penisin yapısal olarak aşırı değerlenmesi, anüsün ve anal arzu ve zevkin değerden düşmesine bağlıdır. Kitabın pek çok anahtar kavramı üzerine yaptığı irdelemelerde olduğu gibi, Hocquenghem’in anal arzu vakasını takdimi cinsel teori ve pratiğin geniş bir alanına yayılır. Tıpkı 1970’lerde feministlerin kadınlar için klitoral zevkin vajinal zevkten daha üstün olduğunu iddia ettikleri gibi, Hocquenghem de anal orgazmın penis orgazmından ayrı ve farklı olduğunu ileri sürer. Deleuze ve Guattari’nin izinde, anüsün özelleştirilmesine ve sırrın, utancın ve alçaklığın diyarlarına indirgenmesine karşı çıkarak yazar. Hocquenghem, eleştirisini, anüs ve analı “anal arzuyu gruplaştırarak” kamusallaştırma olasılığı teorisinde genişletir.

Hocquenghem’in anallığı kutlama tavrını, İtalyan çağdaşı, eşcinsel özgürlüğü kuramcısı Mario Mieli’ninki ile karşılaştırmak yararlı olabilir. Mieli, 1977 tarihli kitabı Homoseksüellik ve Özgürlük’te anal zevkten bahsederken, Sade’nin Yatak Odasında Felsefe’de bir bakireye “anal birleşmenin” yoğun zevkini coşkulu bir şekilde tarif eden karakteri Dolmance’tan alıntı yapar:

“Ah…koca bir yarak taşaklarına kadar arkanı doldurduğunda, orada titreyip çarptığında ve sonra sünnet derisine geri çekilip tereddüt ettiğinde ve geri dönüp köküne kadar tekrar içine girdiğinde aldığın zevkin nasıl da leziz olduğunu bilemezsin! Hayır, hayır, bütün dünyada bu zevke rakip olacak başka bir şey olamaz: Filozoflara, kahramanlara özgü bir zevktir bu, tanrıların zevkidir, tabii ki bu ilahi zevkin taraflarıdır yeryüzünde tapmamız gereken tanrılar!”

Dolmance “bu ilahi zevkin tarafları” diyerek ilahlaştırsa da, “diğer kısım”, yani penisin hareketlerini tarif etmek için “arka” kısmı hızlıca atlaması anal seksin hazlarının bir tarifi olan bu paragrafın önemli bir eksikliğidir. Coşkuyla başlayan methiyenin temasıçabucak anüsten penise döner. Anüsün hissedebileceği hazların arasında – büzücü kasın rahatlaması ve kasılması; okşanarak, yalanarak, emilerek, kayganlaşarak, parmak(lar) ile, dildo ya da penis ile içine girilerek- Sade, ve Mieli de, yalnızca sondakiler için terimlere sahip gibi görünüyorlar. Oysa Hocquenghem’in tanımı yalnızca penis bölgesini aşmakla kalmayan ama aynı zamanda kültürümüzdeki özelleştirilmiş homo ve hetero birleşmenin  baskın modlarını sağlama alan penis ve hazne ikililiğinden de uzaklaşan anal arzu kavramını sunar.

Homoseksüel Arzu, Hocquenghem’in ilk kitabıdır. Ölümüne kadar (1988 yılında AIDS’e bağlı bir hastalık sonucu hayatını kaybetti) yirmi yıl boyunca olağanüstü bir biçimde üretken olmaya devam etti. Bahsedilen diğer eserlerinin yanı sıra, yazıdaki başarılarının kısmi listesinde Rene Scherer ile muhteşem işbirliği, çocukluktaki cinsellik gibi oldukça tartışmalı bir konuyu işleyen Co-ire (1976) ve yaşamının son yıllarında yazdığı üç roman; konusunu “sevgili mürit” St. John’dan alan binyılcı ve vahiysel anlatımda bir deneme olan La Colere d’agneau (Kuzunun Gazabı, 1985); tıpkı Hocquenghem’in vücudunun o sıralarda yaşadığı AIDS’e bağlı semptomları tecrübe edişi gibi, bir bedendeki değişiklikleri itinalı tarifi ile fantastik anlatımını birleştirdiği Eve (1987) ve Yeni Dünya’nın istilacılarına eşlik eden İtalyan bir keşişin aklını keşfeden Voyages et aven­ tures extraordinaires du Frere Angelo’dan (Angelo’nun seyahatleri ve olağanüstü maceraları, 1988) bahsetmeden olmaz. Scherer ile bir diğer çalışması L’ame atomique (1986), züppelik, irfaniye ve epikür felsefe öğelerinden oluşan roman felsefesini benimser. Eşcinsel politikası üzerine yazdıklarının çoğu gibi bunlar da çevrilmeyi beklemektedir. Series Q’nun editörleri, Homoseksüel Arzu’nun yeniden basılmasının, İngilizce okuyan okurların bu oldukça değerli esere ulaşmalarına katkı sağlayacağını umuyorlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s