henry miller’ın hamlet’i

(kapitalizm ve şizofreni, deleuze-guattari, bs yayınları baskısı içinde sf, 391-394, tercüme: f. Ege, h. Erdoğan, m. Yiğitalp, ankara 2012)

Peki söylence trajedi de üretim, üretim biçimleri değil midir? Kesinlikle değillerdir, onlar yalnızca gerçek toplumsal üretimle ve gerçek arzulama-üretimiyle ilişkili olarak öyle olurlar. Aksi takdirde, üretim birimlerinin yerlerini almış olan ideolojik biçimlerdir. Ödipus, hadım-edilme vb. bunlara kim inanır? Yunanlılar mı? Ama Yunanlılar inandıkları üretmemişlerdir? Yunanlıların öyle ürettiklerine inanan Helenistler mi? En azından Engels’in söz ettiği on dokuzuncu yüzyıl Helenistleri: onların söylenceye, trajediye inandıkları söylenebilir… Kendisini Ödipus ve hadım-edilme olarak temsil eden bilinçdışı mıdır? Yoksa bilinçdışını bu şekilde temsil eden psikanalist, bizdeki psikanalist midir? Engels’in sözleri hiç bu kadar anlam kazanmamıştı: onların, psikanalistlerin, söylenceye, trajediye inandığı söylenebilir… (Helenistler uzun zamandır inanmazken onlar hala inanıyorlar.)

Yine Schreber vakası: Schreber’in babası tuhaf küçük makineler, sadistik-paranoyak makineler icat ve imal etmiştir –örneğin çocukların terbiyesi için kullanılan metalik saplı ve deri kayışlı kafa-mengeneleri. Bu makineler Freudcu analizde hiçbir rol oynamazlar. Babaya ait bu arzulama-makineleri, onların genel toplumsal pedagojik makineye aşikar iştirakiyle birlikte hesaba katılmış olsaydı, belki de Schreber’in hezeyanının toplumsal-politik içeriğinin tamamını çiğnemek daha zor olacaktı. Zira bütün soru şudur: elbette baba çocuğun bilinçdışı üzerinde rol oynar –ama ifadesel ailevi bir iletim içindeki aile babası olarak mı rol oynar, yoksa makinesel haberleşme ya da iletişim içerisinde bir makinenin eyleyicisi olarak mı? Yargıcın arzulama-makineleri babasınınkilerle iletişime geçer; ama tam da onların çocukluktan itibaren toplumsal bir sahaya yapılan libidinal yatırım olduğu tarzda. Babanın sadece üretim ve üretim-karşıtlığının bir eyleyicisi olarak rolü vardır. Freud ise aksine ilk yolu seçer: makinelere işaret eden baba değildir, ama tam tersidir: bundan böyle makineleri arzulama-makineleri ya da toplumsal-makineler olarak ele almanın yeri yoktur. Buna karşın baba, küçük ailesel temsilin hezeyan sahası ile eş-uzanımlı olduğunu temin etmek için, “söylence ve din güçleriyle” ve filogenezle doldurulmuş olacaktır. Üretim çifti, yani arzulama-makineleri ve toplumsal saha, yerini bütünüyle farklı bir doğaya ait aile-söylence temsilci çiftine bırakır. Bir kez daha soruyoruz, oyun oynayan bir çocuk gördünüz mü: ey cinsellik; baba ya da anne sahne gerisindeyken, onlar iletken, alıcı ya da engelleyici eyleyicilerken, üretimin nazik eyleyicileri veya üretim-karşıtlığının şüpheli eyleyicileriyken, çocuğun, parçalar ile dişlileri ihtiyacına göre nasıl ödünç aldığını, teknik toplumsal makineleri kendi arzulama-makineleri ile nasıl kalabalıklaştırdığını gördünüz mü?

Söylencesel ve trajik temsil neden bu anlamsız imtiyaza uyarlanmıştır? İfadesel biçimler ve bütün bir tiyatro neden sahaların, atölyelerin, fabrikaların, üretim birimlerinin bulunduğu yere kurulmuştur? Psikanalist kendi sirkini şaşkına dönmüş bilinçdışına yerleştirir, sahalardaki ve fabrikalardaki tam bir Barnum’dur. Miller’ın psikanaliz karşısında söylemesi gereken şey de budur: -ve zaten Lawrence’ın söylemiş olduğu (canlılar inançlı değildir, kahinler söylenceye ve trajediye inanmazlar), “Yaşamın hamasi zamanlarının kaynağına giderek, kahramanlığın ilkesini ortadan kaldırıyorsunuz, çünkü kahraman ne kendi kuvvetinden kuşku duyar ne de geriye bakar. Hamlet muhakkak ki kendince bir kahramandı, ve her Hamlet-doğan için izlenecek tek yol Shakespeare’in çizmiş olduğudur. Ama söz konusu olan Hamlet olarak doğup doğmadığımız bilmektir? Siz Hamlet olarak mı doğdunuz? Hamlet’i doğuran daha ziyade siz değil miydiniz? Ama çok daha önemli görünen soru şudur: söylenceye dönmek niye?… Dünyamızın kendi kültürel anıtını içinden yükselttiği bu düşünsel çöplük şimdi, eleştirel bir alay vasıtasıyla, hastalıktan mütevellit olduğu ve bu yüzden ötede olduğu için zemini taze üstyapılar için temizleyen bir tür yazı boyunca kendi şiirsel değerini, kendi söylencesini edinmiştir (bu yeni anıtlar fikri bence iğrençtir, ama bu, sürecin kendisi değil yalnızca bir sürecin farkındalığıdır). Aslında süreç içerisinde, yazdığım her satırla inanıyorum ki, önceden olduğu gibi küret ile rahmi kazıyorum. Bu sürecin arkasında kültürel olan ve bu nedenle sahte olan anıt ve üstyapı fikri değil, ama sürmekte olan doğum, yenilenme, yaşam fikri yatar (yaşam, yaşam…) bize söylencede bir hayat yoktur. Söylencede sadece söylence yaşayabilir… söylence üretmenin bu yetisi bize farkındalıktan, daimi olarak gelişmekte olan bilinçten gelir. İşte bu yüzden çağımızın şizofrenik doğasından söz ederken demiştim ki: süreç tamamlanıncaya kadar üçüncü göz dünyanın karnı olacak. Kastettiğim nedir? İçinde yüzdüğümüz bu fikirler dünyasından yeni bir dünya çıkmalı. Ama bu dünya ancak tasarlandığınca belirir. Ve tasarlanması için başlangıçta arzulanmalıdır… arzu içgüdüsel ve kutsaldır, sadece arzu yoluyla kusursuz tasavvuru icra ederiz. [Henry Miller, Hamlet, fr.ç. corréa, ss156-159] Miller’ın bu sayfalarında her şey bulunur: Ödipus (veya Hamlet), işi özeleştiri noktasına kadar vardırmıştır; bilincin inançları veya yanılsamalar olarak ifşa edilen ifadesel biçimler, yani söylence ve trajedi, sadece birer fikirdir; bilinçdışının temizlenmesinin kaçınılmazlığı, bilinçdışının küretajı olarak şizoanaliz, hadım-edilme çizgisine karşıt olan matrissel yarık, üretken ve yetim-bilinçdışının görkemli olumlanması; yeni bir yeryüzü üretmesi gereken yersizyurtsuzlaşmanın şizofrenik süreci olarak sürecin coşkusu, ve gereğinde arzulama- makinelerinin, trajediye karşı, “kişiliğin ölümcül dramına” karşı, “maske ve oyuncak arasındaki engellenemez karmaşaya” karşı işleyişi. Miller’ın mektup arkadaşı Michael Fraenkel’in bunu anlamadığı aşikardır. Bir psikanalist veya bir on dokuzuncu yüzyıl Helenisti gibi konuşur:  evet, söylence, trajedi, Ödipus, Hamlet güzel ifadeler, gebe biçimlerdir; arzu ve bilginin hakiki kalıcı dramını onlar ifade ederler… fraenkel bütün olarak mekanları, Schopenhauer’ı ve Trajedyanın Doğuşu’nun Nietzsche’sini yardıma çağırır. Miller’ın bütün bunlardan bihaber olduğunu düşünür, ve Nietzsche’nin neden Trajedya’nın Doğuşu’ndan ayrıldığını, neden trajik temsile inanmaya son verdiğini bir an için bile merak etmez.

(kapitalizm ve şizofreni, deleuze-guattari, bs yayınları baskısı içinde sf, 391-394, tercüme: f. Ege, h. Erdoğan, m. Yiğitalp, ankara 2012)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s