CARLO CARRA SESLERİN, GÜRÜLTÜLERİN VE KOKULARIN RESMİ

 Türkçesi Tuna Yılmaz

Noemi Blumenkranz-Onimus

İtalyan fütüristleri önce, birlikte manifestolar yayımladılar; bunları, tek tek sanatçıların yazdığı ve imzaladığı manifestolar izledi. Carra, 11 Ağustos 1913’te yayımlanan Seslerin, Gürültülerin ve Kokuların Resmi’nde, resim üzerine iki manifestoda ve Boccioni’nin Fütürist Heykelcilik Manifestosu’nda ileri sürülmüş plastik görüşleri daha da yüceltmek istiyor gibi bir tutum içinde. Bütünsel bir sanat yaratma istemi doğrultusunda, Marinetti’nin Kuraldan Sıyrılmış İmgelem ve Özgürlüğe Kavuşmuş Sözcükler ve Russolo’nun Gürültüler Sanatı adlı yazılarındaki gözüpek önerileri bütünleştirmeye yöneliyor. Carra, fütürist ilkeleri aşmaya yönelen bu istemiyle, İtalyan fütürizminin yerini alacak olan en devrimci iki hareketin, yani Dada ile Gerçeküstücülük’ün öncüllerini içinde taşıyan “fütürist-üstü” diyebileceğimiz bir estetiğe ulaşıyor.

Nesnelerin mekânda sürekliliğinin ve uzanışının kabullenilmesi olarak tanımlanabilecek fiziksel aşkınlık ilkesini ilk olarak Boccioni ortaya atmıştır.1 Carra bundan esinlendi ve renklerle olduğu gibi seslerle ve kokularla da dile gelen bütün kozmik güçleri, resimle bütünleştirme olarak tanımlanabilen ve plastik aşkınlık dediği anlayışı ortaya koydu.

Carra, fütürist renkler, yani kırmızılar, yeşiller sarılar için olduğu gibi, arabesk, dar açılar çarpışması, eğik çizgiler, küre, elips, sarmal, ters çevrilmiş koni, eğik silindir, eğik koni, elipsvari eğriler gibi fütürist formlar konusunda da sürdinamizmini açıkça ortaya koymak için öneriler ileri sürüyor. Bu seçimiyle ressam, klasik dönemlerin baş tacı ettiği statik formları mutlak olarak reddettiğini belirtmektedir. Bu formlar, yatay ve düşey net çizgiler, dört köşe açılar, piramit ve küptür.2

Evrensel dinamizme duyduğu ateşli coşkunluğa kapılan Carra, bunun sonucunda, bilinçdışının gücünü ileri sürme durumuna girer.3 Manifestosunun sonucunda “bu bütünsel resmi yapabilmek için… Sarhoşların şarkı söylediği ve kustuğu gibi sesleri, gürültüleri ve kokuları resmetmek gerekir” diye yazdığında, hem Dada’nın hem de Breton’un Gerçeküstücülük’ün öncüsü olarak ortaya çıkar.

Notlar

1 Boccioni, 11 Nisan 1912 tarihli Fütürist Heykelcilik Manifestosu’nda, fizik aşkınlığından, bu ilkenin mayıs 1911’de Roma Sanat Derneği’nde fütürist resim üzerine yapılan bir konferansta ele alındığını belirterek söz eder. Fizik aşkınlığı, 15 Mart 1913 tarihli Fütürist Heykelciliğin ve Resmin Plastik Temel’inde ele alınır. Yüce gönüllüğüne rağmen Boccioni’nin, kendi özgün düşüncelerine Carra’nın haksız olarak sahip çıkmamasından ötürü üzülmüş olmasına şaşmamak gerekir. Nitekim Pittura Scultura Futuriste (Dinamismo plastico) (Firenze, 1914) adlı kitabında “Bu manifesto, plastik ruhsal durumlar ve plastik aşkınlık kuramının (Boccioni’nin kendi kuramının) dâhiyane bir geliştirilmesidir” diye yazıyor (s. 321). Boccioni ile Carra arasında daha sonra sürüp giden tartışma üzerinde duracak değilim (çok bağdaşık gruplarda bile bu tür çatışmalara her zaman rastlanır).

2 Burada, Kübizm’e yönelik gizli bir klasisizm kınaması söz konuma değil mi?

3 Bilinçdışı kavramı ile dinamizm ve Gelecek (Futur) kavramları arasında derinlemesine bir yakınlık vardır. Historie de la peinture surréaliste (Paris,1959,s.361) adlı kitapta Marcel Jean ve Arpad Merzel, şöyle diyorlar: “Ruhsal bilinçdışı, geleceğe yönelmiş dinamizmin en ilk düzeyine aittir, oysa bilinç, geçmişten kaynaklanan yetkinliğin organıdır.”

SESLERİN, GÜRÜLTÜLERİN VE KOKULARIN RESMİ FÜTÜRİST MANİFESTO

Luigi Russolo

(Ressam)

XIX. yüzyıla kadar resim, tam anlamıyla sessiz bir sanattı. Antikçağın, Rönesans’ın, XV. ve XVI. yüzyılların ressamları, kompozisyonlarına tema olarak çiçekleri ve fırtınaları seçtikleri zaman bile sesleri, gürültüleri ve kokuları, resimsel olarak dile getirmeyi akıllarının ucundan geçirmediler.

İzlenimciler, gerçekleştirdikleri gözüpek devrim içinde bile resimsel sesleri

ve gürültüleri dile getirme konusunda ezile büzüle birkaç girişimde bulundular ancak.

Ama biz, izlenimci kaynaşma ile bizim fütürist sesler, gürültüler ve kokular resmimiz arasında, sisli bir şafak ile kavurucu ve göz kamaştırıcı bir öğle vakti ya da bir gebeliğin ilk belirtileri ile otuz yaşında bir adam arasındaki farkın aynısının bulunduğunu hemen söylüyoruz. İzlenimcilerin tuvallerinde, seslerin ve gürültülerin ve sağır kulağının algıladığı kadar karışık olduğu söylenebilir. Burada, izlenimcilerin araştırmalarını kılı kırk yararcasına incelemenin yararsız olduğuna inanıyorum.

Yalnızca, seslerin, gürültülerin ve kokuların resmini gerçekleştirmek için

izlenimcilerin şunları yıkmış olmaları gerektiğini söylemekle yetineceğim:

1- Genellikle geçerli olan ve gözaldatımına dayanan eski perspektif anlayışı. Bu, Leonardo’nun akademik düşünüşüne ya da gerçekçi melodramlar dekoratörüne layık kolay bir numaradır.

2 – Renk uyumu anlayışı. Bu, Fransız dehasının bir anlayışı ve kusurudur ve Watteau tarzı cici ve zarif resme sürüklenmesine ve dolayısıyla, açık mavinin, yumuşak yeşilin, hastalıklı kırmızının aşırı ölçüde kullanılmasına yol açmıştır. Sanattaki bu kadınsılığı ve inceliği hor gördüğümüzü daha önce birçok kez belirttik.

3 – Başka bir yerde dış görünüş olarak doğanın duygusal mimetizmi diye tanımladığım düşsel idealizm. Bu düşsel idealizm, öncelleri olan Corot ve Delacroix’nın resimleri gibi izlenimcilerin resimlerini de zehirlemiş ve kirletmiştir.

4 – Sahte akademik resme başkaldırırken bir deva gibi ileri sürülmesine rağmen izlenimcileri kaçınılmaz biçimde fotoğrafa sürükleyen küçük öykü ve ayrıntı düşkünlüğü.

Matisse, Signac ve Seurat gibi sonraki izlenimcilere ya da yeni izlenimcilere gelince bunların, resimde, sesler, gürültüler ve kokular sorununu kavramak ya da ele almak yerine, formun ve renklerin daha büyük bir bireşimini (Matisse) ve ışığın sistemli bir biçimde uygulanmasını gerçekleştirmek (Seurat, Signac) için statiğe dönmeyi yeğlediklerini söylemeliyim.

Biz, fütürist resmimizde, ses öğesine, gürültü öğesine ve koku öğesine yer vererek sanat alanında yeni yollar açtığımızı da ileri sürüyoruz. Biz daha önce den, dünyanın sanatsal duyarlığında modern, dinamik sesli, gürültülü ve kokulu yaşama yönelik bir tutku yarattık ve gösterişliye, donmuşa, mumyalaşmışa dinginlik ve düşünsel soğuklukla örtülmüş coşkusuzluğa duyulan manyakça bağlılığı yıktık.

            Özgürlüğüne kavuşmuş sözcükler, onomatopelerin sistemli bir biçimde kullanılması, ritmik kuadratürden sıyrılmış ve çıtkırıldım olmayan müzik ve gürültüler sanatı, sesler, gürültüler ve kokular resmini doğuran aynı fütürist duyarlıktan kaynaklanmıştır.

Şunlar üzerinde tartışılamaz: 1. Sessizlik statiktir ve sesler, gürültüler ve kokular dinamiktir; 2. Sesler, gürültüler ve kokular, titreşimin formları ve farklı şiddetleridir; 3. Seslerin, gürültülerin ve kokuların her art arda gelişi, insan zihnine bir formlar ve renkler arabeski aktarır. Dolayısıyla, bu şiddeti ölçmek ve bu arabeski yakalamak gereklidir.

            SESLERİN, GÜRÜLTÜLERİN VE KOKULARIN RESMİ

            ŞUNLARI REDDEDER:

1 – Yapay olarak karartılmamış bile olsalar bütün yumuşak renkler.

2 – İpeğin, çok insansal, çok ince, çok pelteleşmiş vücutların ve çok solgun ve sararmış çiçeklerin adi yumuşaklığı.

3 – Gri, kahverengi ve bulanık renkler.

4 – Katışıksız yatay çizgi, katışıksız düşey çizgi ve bütün ölgün çizgiler.

5 – Tutkusuz ya da duygusuz dediğimiz dikaçı.

6 – Küp, piramit ve bütün statik formlar.

7 – Zaman ve yer birliği.

SESLER, GÜRÜLTÜLER VE KOKULAR RESMİ ŞUNLARI ISTER:

1 – Kırmızılar, kıııııırmızılar ki baaaaağırırlar.

2 -Yeşiller, ama uysal yeşiller değil, keskiiiiiiiin ve çok yeeeeeşiller. Uysal değil infilak edici sarılar, safran sarılan, bakır sarıları, şafak sarıları.

3 – Hızın, neşenin, şölenin, en fantastik karnavalın, havai fişeklerin, şarkılı kahvelerin ve müzikhollerin bütün renkleri; mekânda değil ve zaman içinde tasarlanmış hareket halindeki bütün renkler.

4 – Duyarlığının derinliklerinde sanatçının yarattığı biricik gerçeklik olarak dinamik arabesk.

5 – İradenin açıları dediğimiz dar açıların çarpışması.

6 – Gökyüzünden düşen yıldırımlar gibi seyircinin ruhuna düşen eğri çizgiler ve derinlik çizgileri.

7 – Küre, anafor gibi dönen elips, sarmal ve sanatçı dehasının sınırsız gücünün bulacağı bütün dinamik formlar.

8 – Mesafenin nesnelliği olarak değil, üstü örtük ya da sert, yumuşak ya da keskin formları öznel olarak derinlemesine iç içe geçiştirme yoluyla elde edilmiş.

9 – Tablonun dinamik kurulumunun (çok sesli mimari bütün), evrensel konu ve yine tablonun kendisinin biricik varlık nedeni olarak anlamlılığı. Mimarlıktan söz edildiği zaman statik bir şey gelir akla. Oysa yanlıştır bu. Biz, tam tersine, fütürist müzikçi Pratella’nın yarattığı dinamik müziksel mimariye benzer bir mimariyi düşünüyoruz.

10 – Ters çevrilmiş koni (infilakın formu). Eğik silindir ve eğik koni.

11 – İki koninin uç uca çarpışması (denizde oluşan hortumun doğal formu). Eğri çizgilerden oluşmuş ya da yılankavi koniler (palyaçoların, dansözlerin sıçrayışları).

12 – Zikzak çizgi ya da dalgalı çizgi.

13 – Hareket halinde düz çizgiler olarak ele alınan elipssel eğriler.

14 – Plastik aşkıncılık olarak, yani sanatçının ruh durumuyla belirlenen iç bükeylik ve eğiklik özelliklerinin derecesine göre ele alınan çizgiler, hacimler ve ışıklar.

15 – Hareket halindeki çizgilerin ve hacimlerin yankıları.

16 – Eşdeğer karşıtlıklar ve prizma kenarları üzerinde temellenen plastik tamamlayıcılık (formda ve renkte). Bu tamamlayıcılık, formların dengesizleştirilmesi ve dolayısıyla dengenin hareket etme zorunda kalması yoluyla kurulur. Bunun sonucu da hacimlerin benzerlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Koltuk değneklerine benzeyen ve yalnızca ileri-geri bir tek harekete olanak tanıdıkların ve mekânda küresel genişleme dediğimiz bütünsel hareketi engelledikleri için bu hacim benzerlerini bir yana atmak gerekir.

17 – Madenler dünyasının, bitkiler dünyasının, hayvanlar dünyasının ve mekanik dünyanın plastik aşkınlıklarının sürekliliği ve eşzamanlılığı.

18 – Soyut plastik bütünler, yani düşsel görümleri değil de çevremizdeki seslerden, gürültülerden, kokulardan ve bilinmeyen bütün güçlerden doğan duyumları dile getiren bütünler.

Bu plastik, çoksesli, çokritimli soyut bütünler, fütürist bir resim duyarlığı için gerekli olduğuna inandığımız iç uyumsuzlukların zorunlu oluşuna cevap verecektir. Bu plastik bütünlerde, görsel duyunun ya da dokunma duyusunun sağladığı çekicilikten çok daha gizemli bir çekicilik vardır. Bunun nedeni, sözünü ettiğimiz çekiciliğin katışıksız plastik anlayışımıza daha yakın olmasıdır. Biz, çizgilerin, hacimlerin ve renklerin, bir müzik yapıtının mimarisiyle bütünleştiği gibi, seslerin, gürültülerin ve kokuların da, çizgilerin, hacimlerin ve renklerin dışavurumuyla bütünleştiğini ileri sürüyoruz. Tablolarımız, tiyatroların, müzikhollerin, sinemaların, genelevlerin, garların, limanların, garajların, kliniklerin, fabrikaların seslerinin, gürültülerinin ve kokularının plastik eşdeğerlerini dile getirecek.

Form bakımından, içbükey ya da dışbükey, üçgensel, elips, uzun, konik, küresel, sarmal, vb., sesler, gürültüler ve kokular vardır.

Renk bakımından, sarı, kırmızı, yeşil, çivit rengi, gökmavisi ve mor sesler, gürültüler ve kokular vardır.

Garlarda, fabrikalarda, garajlarda ve hangarlarda, mekanik dünyada ve spor dünyasında sesler, gürültüler ve kokular hemen her zaman kırmızıdır, kahvelerde, lokantalarda ve salonlarda ise gümüşi, sarı ve mordurlar. Hayvanların sesleri, gürültüleri ve kokuları sarı ve mavidir, ama kadının sesleri, gürültüleri ve kokuları yeşil, gökmavisi ve mordur. Yalnızca kokuların bile, bir tablonun tema’sını kuran ve var olma nedenini haklı çıkaran form ve renk arabesklerini zihnimizde belirleyebileceklerini ileri sürerken işi abartmıyoruz. Gerçekten de, çiçeklerle, benzinle ve öteki kokulu maddelerle birlikte kapkaranlık ve görme duyumuzun işlevini yerine getiremediği bir odaya kapanacak olsak, plastik anlayışımız, anıların sağladığı duyumları bir yana atarak nitelik, ağırlık ve hareket bakımından bu odadaki kokulara tam anlamıyla denk düşen çok özel plastik bütünler kurar.             Gizemli bir dönüşümle bu kokular, çevre haline gelerek bizim için katışıksız bir plastik bütün olan ruh durumunu böylece belirlerler.

Sesli, gürültülü ve kokulu hacimlerin ve ışıkları bu baş döndürücü kaynaşması, benim Bir anarşistin cenaze töreni’nde ve Fayton sarsılmaları’nda, Boccioni’nin Ruh halleri’nde ve Bir sokağın güçleri’nde, Russolo’nun Başkaldırı’sında ve Severini’nin Pan-pan’ında kısmen dile getirildi ve bu tablolar ilk Paris sergimizde (Şubat 1912) sert tartışmalara yol açtı.

Bu baş döndürücü kaynaşma, sanatçının çok büyük bir heyecan duymasını ve adeta hezeyan halinde olmasını gerekli kılar ve zaten sanatçının da, bir kasırgayı dile getirmesi için mantıklı ve buz gibi bir kimse değil, bir çeşit duyumlar kasırgası ve bir resimsel güç olması gerekir.

Şunu iyi bilin: Bütün duyuların etkin işbirliğini gerektiren bu bütünsel resmi, evrenselin plastik ruh hali resim’i ortaya koyabilmek için sesleri, gürültüleri ve kokuları, sarhoşların şarkı söylediği ve kustuğu gibi resmetmek gerekir.

MİLANO 11 Ağustos 1913.

FÜTÜRİST HAREKET MÜDÜRLÜĞÜ:

Corso Venezia, 61-MİLANO

Çeviren: S. H.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s